WTM Londra 2017: Turizm değil seyahat

Murat Z. Özbilgi
Murat Z. ÖzbilgiYazar/Gezimanya Yöneticisi
sayfayı yazdır, turizm ajansı
12 Kasım 2017, 11:43

Londra’dan henüz döndük. Dünyanın en önemli turizm fuarlarından WTM (World Travel Market) Londra ayağı 6 - 8 Kasım 2017 tarihlerinde gerçekleşti. Bu konuda turizmajansi.com’da yayınlanan bir özet ve WTM’in de yayınladığı kapsamlı bir etkinlik raporu zaten mevcut. Ben de naçizane kendi perspektifimden yaklaşmak, turizm alanında aktif bir dijital pazarlamacı gözünden konuyu incelemek, izlenimlerimi aktarmak istedim.

Önce geneline bakalım. Toplam 5 bin katılımcısı ve 50 bin ziyaretçisiyle WTM, dünya turizminin kalbinin attığı etkinliklerden biri kuşkusuz. Ama bu fuarın önemi yalnızca ziyaretçi sayısından, katılımcı çeşitliliğinden ve gücünden değil, aynı zamanda turizm alanında tüm dünyanın entelektüel platformu olmasından da ileri geliyor. Seyahat konusunda global sorunlar masaya yatırılıyor, turizmin geleceği, bireylerin ve toplumların seyahat ile nasıl kalkınacağı tartışılıyor.

Bu fuar bir seyahat fuarı, bir turizm fuarı değil. Belki de her şeyden önce biz T.C. turizmcileri olarak kendimizi öncelikli olarak seyahat elçileri, seyahat misyonunu üstlenmiş kişiler olarak görmeliyiz. Eğer seyahatten tek anladığımız turizm, yani işin ticaret boyutu ise seyahat olgusunun toplumsal misyonunu, bu entelektüel derinliği kaçırmış oluyoruz. Belki de turizmdeki problemleri konuşmaya başlamadan önce kendi zihniyetimizi sorgulamalıyız. Bu çıkarımı bir not olarak buraya bırakıp WTM izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum...

İlk olarak Türkiye tarafıyla ilgili yorum yapmak istiyorum. Yine her uluslararası fuarda olduğu gibi oldukça geniş bir alanımız vardı Avrupa holünde. Burada Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın yatırım ve desteğini takdir etmek gerek. Belli ki turizmin ileri gitmesi, son dönemde yaşanan sıkıntıların düzelmesi için bu fuarların önemi gayet iyi biliniyor.

Stant alanının tasarım ve içeriği ise başka bir konuydu. Türkiye’nin fuar alanında nasıl tanıtıldığı ve katılımcıların bu fırsatı nasıl değerlendirdiğinden ayrı ayrı bahsetmek istiyorum. Bir kere her şeyden önce Türkiye standı Avrupa’nın geri kalanıyla kıyaslandığında bu yukarıda bahsettiğim seyahat - turizm yaklaşım farkı çok net olarak hissediliyordu. Avrupa’da deneyim odaklı seyahat ön plana çıktıkça her ülke kendi seyahat tecrübesini ön plana çıkarıyor fuarlarda. Turizm konularında yapılacak iş görüşmeleri ise tabi ki önemli bir konu olarak standlarda yer alıyor ama ilk görünüş olarak ülkenin tanıtımı daha ön planda tutuluyor.

İyi bir örnek olarak vereceğim Macaristan; stantta kullandıkları alanın önemli bir kısmını (belki yarısından fazlasını) Macaristan’ın tanıtımına, ülkenin güzel noktalarının tecrübe edilmesine ayırırken Türkiye standının tamamına yakını B2B toplantıların yapılması için tasarlanmıştı. Ortalarda iş görüşmeleri için dizilmiş masaların etrafına konmuş kare şeklindeki stand alanlarında tanıtıcı malzemeler varsa da bunlar genellikle kurumlara aitti ve yine ticari amaç taşıyordu. Yani fuardaki ziyaretçiler bir otelle ya da bir sayfiye bölgesinde yapılan (örneğin) rafting turlarıyla ilgili bilgi almak istediğinizde stantlarda broşür bulabiliyor, ancak Türkiye’ye seyahat etmek için ilham verici bir etkileşime maruz bırakılmıyorlardı.

Standımızın tasarımında da yine bu yaklaşım yanlışlığını belirtmeden geçemeyeceğim. Tasarım ve içerik birbiriyle ilgili değil, tasarım tamamen şekil olarak düşünülüp içerikle hiçbir şekilde entegre edilmesi düşünmeden planlanmıştı. Türkiye stant alanı Türkiye’deki kimi turistik bölgelerin isimleriyle adlandırılmış kısımlara ayrılmış ve bu kısımlara da o bölgelerden çeşitli simgelerin maketleri koyulmuştu. Örneğin 2018 Troia Yılı nedeniyle büyük ve güzel bir Truva Atı heykeli özel bölgede yer alırken, Galata Kulesi isimli alanda ise büyükçe bir Galata Kulesi göze çarpıyordu. Buraya kadar güzel… Ancak sorun şu ki Galata Kulesi alanında burayla ilgilenecek bir potansiyel ziyaretçiye ilginç gelebilecek herhangi bir şey yoktu. Düşünün İngiliz bir seyahat seversiniz; Türkiye standını ziyaret ederken Galata Tower diye bir yazı görüp yaklaşıyorsunuz ve sizi Şanlıurfa Kültür ve Turizm Bölge Müdürlüğü karşılıyor.

Geri dönelim WTM Fuarı’nın genel havasına. Bu sene, aynı etkinlik raporunda bahsedildiği gibi belli başlı bazı konseptler fuara damgasını vurmuştu. Bunların başında tüm dünya genelinde bir duyarlılık konusu olan “Sorumlu Turizm” (Responsible Tourism) geliyor.

Avrupa ülkeleri başta olmak üzere her ülke standında “sorumlu turizm” unsurları göze çarparken, doğasıyla ön plana çıkan Karayipler, Pasifik Adaları gibi kimi destinasyon ve markalar ise konuya daha geniş bakıp insanlık sorunu olarak masaya yatırıyordu. Örneğin Water-to-Go standındaki balina heykelleri ve plastik şişe kapaklarından yapılmış sanat eseri kulaklarımıza küpe olacak önemli bir mesaj bıraktı fuardan hatıra: 2050 yılında denizlerde ağırlık olarak balıktan daha fazla plastik olacakmış. Nasıl? Çok çarpıcı değil mi?

Burada bir durup herkesi düşünmeye teşvik ediyorum. Her fırsatta dile getiriyorum, biz Gezimanya’da tecrübeli turizmciler değiliz. Dolayısıyla bilgimiz eksik olabilir. Eğer bileniniz varsa makaleye yorum olarak, sosyal medyada 1 - 2 satır not olarak ya da özel bir mesaj olarak bildirebilir mi? Turizmin 3 ana ekonomi ekseninden biri olduğu ülkemizin “Sorumlu Turizm” stratejisi nedir? Yoksa bütün dünyanın 1 numaralı trendi olan bu konu biz de hiç mevzu edilmiyor mu?

Yukarıda Macaristan standından övgüyle söz etmiştim. Gerçekten teknolojiyi çok güzel kullanarak ziyaretçileri bizzat Macaristan’daymış gibi hissettirecek deneyimlere büyük yer ayırmış durumdalar. Bunu görünce merak ettim, acaba bu insanların ülkelerini tanıtmaya çok ihtiyaçları var da o yüzden mi böyle yapıyorlar diye? STR verilerine bakayım dedim, bir de gördüm ki son ay otel doluluk oranları % 89.4 ile Avrupa’nın en yükseği. Avrupa’daki en düşük oran % 70.5 ile bizim oranımız bu arada. Avrupa’nın en yüksek ziyaretçi oranını (kapasite yüzdesi olarak) yakalayan ülkesi kendi ülkesinin tanıtımını, yapacağı ticaretin önüne koyuyor. Belki de işin sırrı buradadır, ne dersiniz?

Her neyse konumuz Macaristan’dan ziyade teknolojiydi. Aynı Macaristan’da olduğu gibi 360 derece videolarla oluşturulmuş sanal gerçeklik ortamları pek çok ülkenin tanıtımında önemli rol oynuyordu. Kimi tanıtımlar ise yalnızca bir gözlükle video izleme şeklinde değil, bunların mobil uygulamalarla tamamlanması, hatta bilgi yarışması gibi araçlarla desteklenmesi gibi yöntemlerle yapılıyordu. Bakü Şehir Konseyi örneğin, Bakü Grand Prix için dev bir ekranda interaktif bir bilgi yarışmasıyla ilgi topluyordu. Ya da Abu Dabi de aynı şekilde dev bir ekrana yerleştirdiği interaktif dijital harita ile ziyaretçilere bilgi veriyor, broşür kirliliğinden uzak duruyordu.

Stantta ilgi çekmek demişken enteresan bir tecrübemizi daha anlatmak istiyorum. Katar standında gezerken bir kısımda sergileneni görünce gözlerimize inanmakta zorluk çektik. Katar turizm yetkilileri iyi bir fikir olduğuna inanarak bir melez şahini fuar alanına getirip ayağından bağlayarak ziyaretçilere 1 metre mesafede sergiliyordu. Doğası gereği vahşi bir hayvan olan zavallı şahin etraftaki kalabalık, gürültü ve ışıklardan o kadar rahatsızdı ki sürekli tedirgin davranışlar sergiliyordu. Konuyu iyi takip etmedik ama fuarı gezen hayvan severlerden çok ciddi bir tepki alan bu konunun Katar tanıtımına katkıda bulunmaktan ziyade büyük zarar verdiği konusunda sizi temin ederim.

WTM’in en önemli konularından bir diğeri de sosyal medya ve dijital pazarlamaydı. Gerçekleştirilen toplam 112 panelin 24 tanesi, yani 4’te 1’ine yakını sosyal medya, bloggerlar ve dijital pazarlama üzerineydi. Burada ülkelerin ve bölgelerin kendilerini sosyal medya aracılığıyla nasıl daha iyi tanıtacaklarından tutun da turizm markalarının dijital reklam stratejilerine kadar geniş bir perspektifte konuşmalar yapıldı. Her zamanki gibi Batı dünyası pazarlamayı bir bilim olarak görüp çok ciddiye aldığını gösterdi.

Özellikle önemli bulduğumuz panellerden bir tanesi UNESCO Dünya Mirasları’nın kendilerini sosyal medya ve “influencer” kullanarak nasıl tanıtacağıyla ilgili öğrenimlerin bir özetini içeriyordu. Bir diğer panel ise artık 360 gözlüklerle video göstermenin bir adım ötesine giderek yaratıcı sanal gerçeklik içeriklerinin sosyal medya (örneğin Youtube) üzerinden servis edilmesi kanalıyla destinasyon pazarlaması yapılmasının öneminden bahsediyordu. Bu panellerden özellikle bir tanesi içerik pazarlama alanıyla ilgili olduğum için benim en önemli bulduğum tartışmaydı. Dünyada özellikle de turizm alanındaki pek çok marka, içerik uzmanlarını pazarlama ekiplerine katıyor. Hatta daha da ötesine geçiyor ve pazarlama konusunda yetkin olan içerik üreticilerini (eski dünyanın gazetecileri örneğin) kendi pazarlama ekiplerinin başına geçiriyor. Bu trendi tüm dünyada gitgide artan bir hızda göreceksiniz. İçerik pazarlama reklamın tek ve gerçek alternatifi ve tamamlayıcısı olarak daha da belirginleştikçe içerik üretmeksizin reklam yapan şirketler rekabet edememeye başlayacaklar. İşte bu panel de böyle bir içerik ekibinin nasıl sağlanacağı, turizm markalarının doğru bir içerik pazarlama stratejisi için bu yetenekleri bünyelerine nasıl katmaları gerektiğini tartıştı.

Bu panel ve tartışmaların içeriğinden, özellikle de sosyal medya ve teknoloji seanslarından bizim ülkemizdeki markaların alacakları çok şey olduğunu görüyorum. Özellikle de son 1 - 2 senedir yaşadığımız ülkeler düzeyindeki gerginliklerde kendimizi daha iyi ifade etmemiz, sosyal medya ve teknolojiyi daha iyi kullanmamız şart. Ama maalesef WTM’e gelen hiçbir Türk katılımcının bu seanslara girdiğini görmedim. Eğer vardıysa ve ben görmemişsem, lütfen düzeltsinler, kendilerinden seve seve özür dilerim. Booking.com’la rekabet edemeyip, vergi gerekçesiyle kapattıran bir ülke olarak bu konuda hala vizyonumuzu açmak için bir şey yapmadığımızı görmek çok üzücü.

Özetlemek gerekirse WTM; dünyadaki seyahat sektörünün nereye gittiğini anlamak açısından son derece öğretici oldu. Kapasite olarak Berlin ITB’den daha küçük olsa da global seviyedeki tartışmaların içeriği açısından daha dolu bulduğumuz bu fuarda 2018 seyahat trendlerinin ne olduğunu da net bir şekilde görmüş olduk. Bir kez daha emin olduk ki teknoloji ve sosyal medya çok yakın bir gelecekte seyahatin ana eksenine oturacak. Artık gazete ve TV ilanlarından çok daha fazla online tanıtımlar ve tanıtıcı, çarpıcı içerikler ana konu olacak. Çevrecilik ve sorumlu turizm ise global seyahatin gerçek değerleri olarak göze çarpacak. Bugün müthiş doğasıyla yüksek bir turizm potansiyeline sahip ülkemizin gelecekte de bu alanda başarılı olabilmesi için bu gerçeği başta devlet yetkililerimiz olmak üzere hepimizin bir an önce içine sindirmesinde fayda var.

Son sözüm de ilk sözümle aynı: Turizm değil seyahat! Her şeyi ticaret ve para olarak görürsek bu alanda gelişemez, modern çağa ayak uyduramayız.

Yorumlar
Yahya Karaoğulları
14 Kasım 2017, Salı 06:48
"Artık gazete ve TV ilanlarından çok daha fazla online tanıtımlar ve tanıtıcı, çarpıcı içerikler ana konu olacak." İşte makalenizin en can alıcı noktası benim için. Online tanıtımın önemine son 4 yıldır değiniyorum ve kendisini buna adamış bir turizmci olarak onlarca markaya destek oldum. Online pazarlama ve içerik pazarlamasının önemi yeterince anlaşılıncaya ve gereken önem verilinceye kadar da bu uğurda her platformda bağırmaya devam edeceğim. Keyifli yazınız için çok teşekkür ediyorum Murat Bey.
Yorum Yaz
Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
 
 
captcha