Çiftlikbank ve turizmde dijital dönüşüm

Murat Z. Özbilgi
Murat Z. ÖzbilgiYazar/Gezimanya Yöneticisi
sayfayı yazdır, turizm ajansı
15 Mart 2018, 18:28

Bugünlerde herkes Çiftlikbank’ın herkesi nasıl dolandırdığından bahsediyor. “Bu kadar çok enayi var mıydı bu ülkede?” en çok kullanılan cümle. Herkes 27 yaşındaki bir çocuğun bunları nasıl başardığına hayret ediyor. Halbuki hayret edecek bir şey yok. Gelin size anlatayım...

Tarihte üç önemli toplumsal değişim oldu. Birincisi M.Ö. 20 bin yıllarında avcı-toplayıcı toplumun tarıma geçişiydi, yani Tarım Devrimi. Sürdürülebilir yiyecek tedariği sayesinde daha büyük şehirler, daha iyi beslenen ordular ve dolayısıyla daha güçlü krallıklar, devletler kuruldu. Tarım değişimine ayak uyduramayan insan toplulukları yeryüzünden silindi gitti.

Daha sonra Sanayi Devrimi gerçekleşti. Bu sayede orduların kullandığı kılıç, kalkan, mancınık yerini daha gelişmiş silahlara; baruta, toplara, tüfeklere ve sonra da tanklara, uçaklara bıraktı. Hem sanayi üretimini hem de ticareti iyi beceren toplumlar diğerlerine baskın çıktı. Sanayi değişimini gerçekleştiremeyen devletler ise diğerlerinin kolonisi, sömürgesi oldular. Kimileri de yeryüzünden silindi gitti.

Son devrim ise 20. yüzyıldaki Bilişim Devrimi. Sanayinin araçları tüm dünyaya yayılmış olduğu için bunları daha ileri götürüp; inovasyon yapamadığınız sürece ekonominizi geliştirmeniz mümkün olamıyordu. İnovasyon ancak bilgiyle gerçekleştirilebilir. Bilgi de ancak bilişim değişimini geçirmiş toplumlar tarafından etkin olarak kullanılabiliyor. Bugün bu değişimi gerçekleştiremeyen toplumlar da diğerleri tarafından sömürülecek, ezilecek, belki de yeryüzünden silinip gidecekler.

Peki biz bu tarihsel süreçte neredeydik ve bugün neredeyiz?

Türkiye’nin ya da Türklerin tarihi olarak bakarsak tarım toplumundan sonra başlıyor her şey. Orta Asya’dan Anadolu’ya geldiğimizde Anadolu zaten Tarım Devrimi’ni çoktan geçirmişti. Türk boyları göçebe hayattan yerleşik düzene geçip büyük devletler kurmayı becerdiler. Hatta büyük imparatorluklar bile kurdular. Tarım Devrimi’ni sonradan bile olsa yakaladık yani.

Gelgelelim Sanayi Devrimi’nde işler pek öyle olmadı. Osmanlı tarihine girmek değil niyetim. Ancak Avrupa Rönesans’ı ve Reform’u yaşarken, biz Fetret Devri’yle ve zafer sarhoşluğuyla dünyanın ileri medeniyetlerinin gerisine düştüğümüzü fark etmedik bile.

Osmanlı, en güçlü olduğu zamanlarda, 16. yüzyılın sonlarında bir muharebeyi kaybetti: İnebahtı Deniz Savaşı. Neredeyse 100 yıldır Akdeniz’in pek çok noktasında egemen olan Osmanlı donanması Venedikliler önderliğinde birleşmiş Hrıstiyan güçler karşısında neye uğradığını şaşırdı ve kaybetti. Birden bire nereden çıkmıştı bu kadar çok sayıda büyük galyonlar ve kadırgalar?

İşin sırrı Venedik Tersanesi’ndeydi. Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesine daha 200 yıldan fazla vardı ancak Venedikliler parçalı seri üretimi keşfetmişlerdi bile. Eskiden Roma usulü, tek bir mendirek etrafına yekpare yapılan savaş gemilerinin üretimi için Venedikliler yeni bir yöntem geliştirdi. Önce omurgayı yaptılar. Omurga üretilirken gemiye takılacak her bir parça başka bir ekip tarafından tek tek ve aynı anda üretiliyor, daha sonra bu parçalar başka bir ekip tarafından birleştiriliyordu. Böylece Osmanlı’nın karşısına çıkacağını tahmin ettiği savaş gemisi sayısının çok daha fazlasını kısa sürede üretmeyi başardılar.

Bu bizim Sanayi Devrimi’nin tokadını ilk yiyişimizdi. Bunu ekonomisi ve askeri gücü hızla ilerleyen Avrupa’nın karşısında aldığımız toprak kayıpları ve mağlubiyetler izledi. Osmanlı İmparatorluğu’nun hızla gerilemesinin ve küçülmesinin en önemli nedeni çağa ayak uyduramayışıydı.

İleri saralım; Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı ve sonrasında Kurtuluş Savaşı ile kurulan yeni bir ülke, bir cumhuriyet... Bu cumhuriyet var gücüyle, bütün fakirliğinin içinde Sanayi Devrimi’ni yakalamaya çalıştı. Olabildiği ölçüde başarılı da oldu. Ancak kaçırılan çok tren vardı. Dünyanın önemli sanayi güçlerinin arasında yer almak için en az 100 - 200 yıl geç kalınmıştı.

Saralım ileri; bir 50 sene daha... 1980’lerde patlayan kişisel bilgisayar furyasıyla sanayi toplumları hızla kişisel bilişim okuryazarlık seviyelerini arttırıp bir sonraki devre geçmeye başladı. Bireyler bilgisayarı yalnızca ofis otomasyonu için değil, sanayi, bilim, ekonomi dahil her alanda değer yaratmak için kullanmaya ve yeni çağın gerektirdiği ürünleri üretmeye başladı. Son dönemin moda kelimesi “dijital dönüşüm” işte tam olarak buna tekabül ediyor.

Her sektör bilişimle evrim geçiriyor ve inovasyon yapıyordu. 1990’larda Internet’in gelişi sürece müthiş bir ivme kazandırdı. 2010’lara gelince ise artık işin rengi epey değişti. Dünyanın dev şirketleri artık sanayi şirketleri değil, bilişim şirketleri oldu. General Motors, Coca Cola, General Electric, Ford liderliği Apple, Microsoft, Google, Facebook gibi şirketlere kaptırdı.

Bugün yapay zekadan büyük veriye, nesnelerin Internet’inden ileri düzey iletişim teknolojilerine kadar pek çok alan, gelecekteki ekonomik, askeri ve politik başarıyı belirleyecekler.

Peki Türkiye bunun neresinde?

Mühendislik fakültesini ilk bitirdiğim yıllarda, 90’ların sonlarında Bilişim Devrimi’ni yakalamaktan söz ediyorduk. Aradan geçen 20 senede görüyorum ki, bırakın yakalamayı geri bile gitmiş durumdayız. 6 sene çalıştığım TÜBİTAK bilimden uzaklaştı. Artık bir hayvanat bahçesi müdürü tarafından yönetiliyor ve siyasi kadrolaşmaya kurban oldu. Eğitim sistemimizden evrimi tamamen kaldırdık. Nitelikli beyinleri politik ve toplumsal nedenlerle yurt dışına kaçırdık. Asli görevi din adamı yetiştirmek olan İmam Hatip okullarını her yere ama her yere açtık. Eğitimi bilimsellikten uzaklaştırıp din gibi totaliter kavramlar üzerine, militan yetiştirme alanı haline getirdik. Peki bunları yaparken bilişim okuryazarlığı için ne yaptık?

Toplumumuzun genelinde, cep telefonundan sosyal medyaya bağlanmak, whatsapp’tan mesaj yazmak gibi içerik tüketim hareketleri hariç, bilişimle ilgili eğitim düzeyi nedir sizce? İnsanlar temel kavramları anlıyorlar mı? Ağları biliyorlar mı? Yazılım geliştirebilen kaç kişi var ülkede? Peki bir bilgisayar sistemini, teknik bir donanımı söküp takıp; kurabilen? Bilişim teknolojileri kullanıp da iş üretebilen kişi sayısı toplumda kaçtır?

İşte Çiftlikbank’ın neredeyse 80 bin kişiyi dolandırabilmesinin nedeni tam olarak da budur. Birileri “Ben bu yöntemle para kazanacağım” dediği zaman ne dediğini tam anlayamamamızın nedeni bilişim konusunda en temel bilgilerimizin bile eksik olması.

Sanki yeni bir şeymiş gibi bitcoin’den bahsedildiği zaman bu sektörün iç dinamikleriyle ilgili hiç bir kavrama hakim olmayan pek çok kişi akın etti. Çin’in dev elektronik madenleriyle manipule ettiği bu pazarda zar zor kazandıkları birikimlerini kaybettiler. Kazandığını zannedenlerin de işi şansa bağlı. Kriptoloji, block-chain, anahtar şifreleme, hatta asal sayılarla ilgili bile bilgi düzeyleri çok düşük olduğu için sektör dinamiklerini kontrol etmeyi bırakın; anlamaktan bile uzaklar. Dolayısıyla her an her şeylerini kaybedebilirler.

Türkiye’de birilerine anlamadıkları karmaşık bilişim terimleri kullanıp bir konuşma yaparak; pek çok şey yaptırabilir, saçma sapan fikirlere de inandırabilirsiniz. Bunun nedeni bilişim cahilliğimizden başka bir şey değildir.

Bilişime kucak açıp, toplumun bu konuda eğitilmesi lazım. Teknolojiyi kullanarak ürün geliştirebilen, hizmet üretebilen bir toplum olmalıyız. İnovasyon yapabilecek kadar bilişim eğitimine sahip bir toplumu Çiftlikbank gibi saçma sapan senaryolarla kandıramazsınız.

Şimdi gelelim turizme... Bir insan bir konuyu bilmiyorsa, o konuyla ilgili her şeyden korkar. Korktuğu ve başarılı olamayacağını bildiği alanı ise reddeder, ondan kaçar.

Bugün booking.com, Airbnb, Uber konularına yaklaşımımızın bu kadar yasaklama ve kaçınma üzerine olmasının nedeni tam olarak da budur. Turizmcilerimizin bilişimi kullanarak yaptıkları işi daha iyi yapma konusunda bilgi ve becerilerinin olmaması.

Yani konu bu şirketlerin vergi ödememeleri vs. değil. Vergi konusu her şekilde bir çözüme ulaştırılabilir. Esas konu bilişimi kullanarak bizim yaptığımız işi daha iyi yapan uluslararası şirketlerin gelip bizi kendi pazarımızda mağlup edeceklerine dair yaşadığımız korkudur.

Eğer turizm sektörü bilişim yeteneklerini geliştirmez de, bu alanda başarılı olan şirketleri yasaklamanın yolunu arar, aynı Osmanlı’nın 16. yüzyıldan başlayarak geri kaldığı gibi bilişim işinde geri kalırsa, bu Çiftlikbank gibi hadiselerin turizm sektörü versiyonlarını görmemiz an meselesidir. Çünkü tarihteki devrimsel süreçleri yakalayamayan toplumlar yeryüzünden silinip giderler.

Turizm sektörü de bu konuda bir istisna değil.

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
Murat Özbilgi
18 Mart 2018, Pazar 10:28
Tuna Bey, turizmcilerle bilişimcileri ayrı köşeye koymak zaten sorunun temelinde yatan problem. Her turizmcinin bilişimi özümsemesi ve dna'sına işletmesi gerekiyor. Aksi taktirde daha çok örneğini görürüz Uber, Booking, Airbnb gibilerinin. Kanunlar da dahil olmak üzere, tüm ülkeyi, tüm sektörleri, tüm uygulamaları, ama her şeyden önce zihinleri dijital dönüşüm süreçlerine sokmamız gerekiyor. Maalesef her şeyin 10-20 yılda geliştiği o günler geçmişte kaldı. Saygılar.
Tuna Özdemir
16 Mart 2018, Cuma 11:43
Yazının sonundaki tespit bence hiç de isabetli değil. Asıl sorun turizmcilier hızla gelişen bilişim teknolojisine ayak uyduramadan bilişimcilerin turizm pastasına saldırmasıdır. Günümüzde vasatın üstünde bir turizmcinin yetişmesi 10-20 yıl gibi bir sürede gerçekleşirken ortalama bir bilişimci 3-5 yıllık çabayla istediği sektöre el atabiliyor. Neyse ki bu ülkede halen kanunlar ve hasbelkader bu kanunlara göre hareket eden kurumlar var.
Yorum Yaz
Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
 
 
captcha