16 Ekim 2018
E-Bültene Abone Ol!

Şeytanın duyun dediği...

Mustafa Küçükçakan
Mustafa KüçükçakanOtel Genel Müdürü / Çevirmen
28 Kasım 2016, 17:29

Yaklaşık otuz altı yıl bu meslekte çalıştım. Meslek olduğu tartışılır. Yine de meslektir bence. Benim vatanımda hangi meslekten olursan ol, yaptığı işten hiç memnun olan yok. En geçerli güvenli meslekler bile ikinci on yılda aşırı tüketildiğinden yok olmaya yüz tutuyor. Tüm bilimler bizde sahte ve yalan. Ülkemizin kısa, orta ve uzun vadede kaynak planlaması yok.

Ülkemde yedi milyon genç üniversite mezunu insan İŞSİZ.

Neyi bilirsen bil, neye sahip olursan ol, çalmasan işin zor tüm mesleklerde. Yüzyıllardır eskimeyen meslek hırsızlık, rüşvet, dolandırıcılık…

Çal sazım çal ,tekrar çal, dön dolaş yine çal .

İflas eden bir otelin üst düzey yöneticisi olarak görev aldığım ilk günlerde; bana zaten normal bir işi asla vermezlerdi ;hayatım boyunca beş kişinin işini yaptım. Şampiyonlar liginin rezervasyonlarını ucuz fiyattan onaylamam için banka hesabıma para yatırılmıştı…Paraya sahibine iade edip merkeze dekontunu göndermiştim.Rezervasyonun sahibi hayretler içinde kalmış ;

- Oğlum sen köyden mi geldin, diyordu.

Evet. Ben köyden gelmiştim…

Çok yıldızlı işletmenin eski güvenlik emeklisi şirket sahibinin yakın dostu müdürümüz, bu olaya çok sinirlenmiş:

- Müdür mü aldık, din görevlisi mi ? Bu nasıl iş? Pes pes bu kadarına da pes’’ diyordu.Beni kapıya koydukları zaman acentasında iş verecekmiş onu da kaçırmışım bu vesileyle.

Evet benden de bu kadarına pes!

Turizm ve otelcilik sektör olarak zayıftı. 1987 yılına kadar İstanbul’da dönemin üç beş uluslararası marka oteli piyasayı kasıp kavuruyordu. Barmenin maaşı ve bahşişi bir bürokrat maaşının neredeyse on katına ulaşıyordu.Orta düzey yönetici pozisyonuna kadar yükselebilen çalışanlar işinden hiç ayrılmıyor, emekli olanın yerini de akrabası alıyordu. Üst düzey yöneticiler ise soy ismi Gonzolez ile biten yabancı ülkelerin vatandaşlarından seçiliyordu.

İş bulamayanların tercih ettiği özellikle gece en az on iki saat çalışılan Aksaray bölgesindeki iki yıldız otellerde, asgari ücretle, sigortasız çalışmak kaydıyla iş bulabiliyorduk. Maaşımız çoğu kez ödenmezdi.Yemeklerimizi ayakta yerdik. Çalışanların çoğu bu ülkede işini bildiği gibi işini bilirdi. Konuğun cebinden, valizinden parası havada bulut olurdu.

Ön büro görevlisi, elle kesilen iki ayrı faturayı resmi, gayri resmi çarşafa göre düzenler konuğa ıkına sıkına verilirdi.

Bize teslim edilmeyen paradan da sorumlu değildik o zaman. Bunu, bize teslim edilmeyen paraların hepsi bizim anlamında algılıyordu çoğu çalışan.

Kamera kayıtlarından konuğun beş yüz avrosunu çalan bir personeli yakalıyor, işten atıyor, bir sürü ahlak dersi verdikten sonra çalınan parayı konuğa iade etmek yerine işletmenin en üst düzey yetkilisinin cebine atıyorduk.

Hep birlikte susuyorduk. Midemizin sesini dinliyor ve konuşamıyorduk.Yeni dünyanın yeni ilahı..Paraydı onun kölesiydik hepimiz .

Kim bilir kaç çalışan haksızlığa uğradı, işinden, ekmeğinden, evinden, aşından edildi,kaç çalışan bu mesleğe küstü, kaçımız içimiz kan ağlayarak çalıştı, çalıştırıldı bilemiyorum.

Biz bu tür şeylerle ilgilenmez ciroya bakar profit ve lost ile ilgilenirdik.(Kar-zarar) Pilavdan,dolma,dolmadan çorba yapıyorduk sirkeye samırsağa sözüm yok.

Amaç kar kar daha çok kardı.

Altın yumurtlayan sektörü kendi yaşam biçimimiz ile durmadan hırpalıyorduk.Doymak bilmiyorduk biz. Fırsatçı zihniyet, çıkarcı akıl vazgeçilmez liderimizdi.

İstanbul ne zaman dolsa yer kalmasa lavabosu, banyosu olmayan odayı Beş Yüz Euro'ya satıyorduk.

İstanbul’un merkezinde kapısında beş yıldız olan otel suyunu da yer altı kaynaklarından kaçak karşılıyordu.

Piyasa gemisini yürüten kaptanlarla dolup boşalıyordu.

Dağ, taş, saraylar.. her yer kaçaktı ve ruhsatsızdı, neredeyse İstanbul’un tamamı ruhsatsızdı,kaçaktı.Yerel yönetim talanı yol su elektriğe; kucak dolusu paraya çeviriyordu. Kaçak katların sahipleri de zil takıp oynuyordu bu ülkede.

Saz durmadan çalıyor dönüyor dalaşıyor tekrar çalıyordu.

İki takım elbiseye ruhsatsız binalar butik otel adı altında belgeleniyor,yıldız yağarken gökten çoğunun yangın merdiveni komşunun damına çıkıyordu.

Talan her yerde sürüyordu.Ali Baba'nın kırk haremilerine taş çıkarıyordu bu ülkede yaşayanlar.

2013 yılı mayıs ayında Gezi Parkı olayları sosyal bir patlama olarak ekonomiyi alt üst ederken otellerde doluluk oranları dibe vuruyor İstanbul cadde ve sokakları gaz bombalarından nefes alamaz hale geliyordu.

Rehavet günlerimiz sona ermişti. Savaş ile birlikte depremler, volkanik patlamalar, astroitler, hastalıklar sırasını bekleyen düşmanlarımızdı.

Etrafımızı saran savaş isteği, çalınan savaş tamtamları vatanımızı ateş çemberine çeviriyor kan, ölüm, sefalet sarıyordu etrafımızı.

Eskiden yokluğa alışmaya çalışırken şimdi anı yaşamaya keyifli bir hayattı özendirilen.Keyiften geçilmiyor sosyal medya.! Siz keyif halindeyken.

Türkiye beş yıl önceki Afganistan, on yıl önceki İran, şimdinin Irak olmak üzere. Yirmi birinci yüzyıl çok daha kanlı ve soykırım yüzyıl olacak benden söylemesi.

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
İlk yorum yapan siz olun.
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha