Yazarlar (Turizm Meclisi)

23 Nisan. Kutlayamıyorum

Handan Atamer Engin
Handan Atamer Engin
Kites Group CMO

"Küçük hanımlar, küçük beyler…
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız."

23 Nisan. Kutlayamıyorum.

Bugün çocuklara armağan edilen bir bayram. Ama içimde bayram yok. Elimde bayrak var, doğru. Ama o bayrak artık sadece bir coşkuyu değil, bir sorguyu taşıyor. Çünkü bu ülkede çocuk olmak, eskisi gibi sadece çocuk olmak anlamına gelmiyor.Son günlerde yaşananlara baktıkça, Şanlıurfa’da, Maraş’ta ve daha önce başka şehirlerde gördüklerimizi düşündükçe, bir gerçeği görmezden gelmek mümkün değil: Bu ülkenin çocukları artık sadece koşup oynayan, hayal kuran çocuklar değil. Bazıları suça karışıyor, bazıları da bu süreçlerin geri dönüşü olmayan sonuçlarıyla hayatını kaybediyor. İsimler değişiyor ama hikaye aynı kalıyor.

Ve biz hala sahnelerde alkışlıyoruz. Hala aynı cümleleri kuruyoruz: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Evet, milletindir. Ama o milletin en saf hali olan çocuklar kimin sorumluluğunda? Bu soruya dürüst bir cevap veremediğimiz sürece, kutladığımız hiçbir bayramın gerçek bir anlamı yok.

Atatürk bu günü çocuklara armağan ettiğinde, aslında bir bayramdan çok daha fazlasını verdi. Geleceği teslim etti. Ama biz o geleceği büyütemedik. Bunu kabul etmek zorundayız. Çünkü bu çocuklar bizim kurduğumuz hayatın içinde büyüdüler, bizim değerlerimizle şekillendiler, bizim dünyamızın içinde yön bulmaya çalıştılar.

Ama bugün geldiğimiz noktada mesele tek bir yanlışla değil. Daha karmaşık, daha dağınık bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir tarafta fırsat eşitsizliğinin içine düşüp yönünü kaybeden, suça bulaşan çocuklar var. Diğer tarafta “özgüven” adı altında sınır tanımayan, sorumluluk almayan, kontrolsüz büyütülen çocuklar. Ve en acısı… bu iki uç arasında sıkışıp kalan, ya hayatını kaybeden ya da hayatta kalsa bile ömür boyu taşıyacağı travmalarla yaşamak zorunda kalan çocuklarımız. Yani mesele artık tek bir “yetiştirme hatası” değil. Aynı toplumda bu kadar farklı, bu kadar kırılgan çocukluklar üretmiş olmamız.

Ve biz hala dönüp “çocuklarımıza ne oluyor, gençlik nereye gidiyor?” diye sormaya devam ediyoruz.

Belki de sorun tam burada başlıyor. Çocukları ya kendimizin uzantısı gibi görüyoruz ya da tamamen kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Oysa ne biri doğru ne diğeri. Ve belki de tam bu noktada, çocuklarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmek gerekiyor. Halil Cibran’ın yıllar önce söylediği gibi; çocuklar birer “ok”, biz ise o oku fırlatan “yayız”. Yani sahip değiliz ama yön veriyoruz. Ve bugün dönüp baktığımızda mesele sadece sahip olmak ya da olmamak değil. Mesele çok daha ağır: O yönü de doğru veremedik.

Bugün geldiğimiz noktada mesele artık bir bayram meselesi de değil. Mesele, bu ülkenin çocuklarını yeniden hayata bağlama meselesi. Ve bu sadece ailelerin ya da eğitim sisteminin sorumluluğu değil. Bu, toplumun her kesiminin, her sektörün sorumluluğu.

Ben ise her zamanki gibi kendi bulunduğum yerden bakıyorum: turizmden, sektörün tam da merkezinden.

Çünkü turizm sadece uçak bileti kesmek, otel satmak ya da tur düzenlemek değildir. Turizm, insanı insana anlatma işidir. Farklı olanı tanıma, anlamaya çalışma ve saygı duyma kültürüdür.

Çünkü; Dünyayı tanıyan bir çocuk, içine kapanmaz. 

İçine kapanmayan bir çocuk, öfkeyle değil iletişimle hareket eder. 

Ve iletişim kurabilen bir nesil, şiddetin değil, barışın dilini konuşur.

Farklı dilleri duyan bir çocuk, korkularını büyütmez.
Başka kültürlerle temas eden bir çocuk, karşısındakini düşman olarak görmez.

Tam da bu yüzden artık parçalı değil, bütünsel düşünmek zorundayız. Turizmde acentesinden oteline, rehberinden şefine, havayollarından hizmet veren her alanına kadar uzanan bir seferberlik başlatmalıyız. Bu sadece bir sektörün büyümesi için değil, bir neslin dönüşmesi için gerekli. Çünkü turizmin içinde yetişen bir çocuk, en az bir yabancı dil öğrenir, dünyayla temas eder, farklı kültürleri tanır ve en önemlisi kendini dünyanın dışında değil, bir parçası olarak görür.

Bu yüzden yıllardır aynı şeyi söylüyorum: Başlamamız gereken yer çok net. Ortaokuldan, liseden başlayalım. Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte, pilot okullarda çocuklara turizmi anlatalım. Ama bunu bir meslek tanıtımı olarak değil, bir bakış açısı olarak yapalım. 

Çünkü turizmin içinde büyüyen bir çocuk, dünyaya daha açık olur. 

Açık bir zihin ise çatışmaz, iletişim kurar.

Bu bir sektör önerisi değil. Bu, bir gelecek meselesi.

Atatürk’ün emanetini koruyamadık ve ona layık olamadık belki. Ama tamamen kaybetmiş değiliz. Çünkü hala yön verilebilecek hayatlar var.

Bu yüzden 23 Nisan’ı bu yıl kutlayamıyorum.
Ama vazgeçmiyorum.

Çünkü mesele artık sadece çocukları korumak değil… nasıl bir gelecek bırakacağımıza karar vermek.

Ve o karar… bizim bugün ne yaptığımızla yazılıyor.

Çocuklar bizim değil belki. Ama yarın onların.

Ve biz, o yarının karşısına nasıl çıkacağımızı şimdiden belirliyoruz.

Yorumlar (0)