Yazarlar (Turizm Meclisi)

Turizm Meslek Yasası Evet… Ama Önce Kendimize Bir Bakalım

Handan Atamer Engin
Handan Atamer Engin
Kites Group CMO

Sevgili Hamit ve Murat’ın yazıları art arda gelince, bu yazarlar bölümünün derinliğini fark ettim. Evet, herkes kendi köşesinde yazıyor; ama ortaya çıkan şey tek tek yazılardan çok, ortak bir akıl hali. Cümleler birbirine dokunuyor, fikirler yan yana duruyor. Bir think-tank havası var; hatta zaman zaman küçük bir arama konferansı gibi…

Ben de bu yazıyı tam olarak o sohbetin içinden yazıyorum.
Evet, turizmde Meslek Yasası şart. Ama bu cümleyi kurarken bir durup şunu sormamız gerekiyor: Bugün biz gerçekten bir meslek miyiz?

Şu anki mevzuata baktığımızda, seyahat acenteciliği bir iş kolu olarak tanımlanıyor. Daha açık söyleyeyim: Esnaf statüsündeyiz. Vergisel, hukuki ve idari karşılığıyla; “tur satmak”, “bilet kesmek”, “organizasyon yapmak” hala meslek değil, ticari faaliyet olarak görülüyor.

Ve ben bunu asla kabul etmiyorum.
Çünkü ben limon satmıyorum. Ben turizmciyim.

Bu noktada durup şunu sormak gerekiyor:
Bir faaliyet ne zaman “iş” olmaktan çıkar, ne zaman “meslek” haline gelir?

Dünyada bunun cevabı aslında çok net. Bir alanın meslek olarak tanınması; sadece yapılabiliyor olmasına değil, nasıl yapıldığına, kim tarafından yapıldığına ve hangi kurallara bağlı olduğuna bakılarak belirleniyor. Yani mesele tabelada ne yazdığı değil; arkasındaki sistem.

Meslek dediğimiz şeyin bir eğitim süreci olur. Ama burada kastettiğim şey yalnızca üniversitelerin turizm fakültelerinden ya da seyahat acenteciliği bölümlerinden mezun olmak değil. Zaten ben de bakarsanız gıda mühendisiyim. Ama hayat bazen insanı başka bir yola sokar. Ama bir alana yöneldiyseniz, o yolun gerektirdiği donanımı da almak zorundasınız diye düşünenlerdenim.

Ve sorun tam da burada başlıyor. Sahada, meslektaşlarımla sohbet ederken; bazen uluslararası turizm terminolojisini konuşamadığımızı, aynı dili konuşuyor gibi yapıp aslında birbirimizi anlamadığımızı fark ettiğim anlar oluyor. Ve evet, itiraf edeyim, bu beni hala şaşırtıyor. Çünkü bu iş; sadece tur satmak değil, destinasyonu, sözleşmeyi, riski, sigortayı, operasyonu ve uluslararası dili doğru okumayı gerektiriyor.

Çünkü bir meslek, “ben yapıyorum” demekle meslek olmaz. 
O meslek; öğrenmeni, kendini sürekli güncellemeni, değerlendirilmeni, ölçülmeni ve belli bir standarda tabi olmanı ister. Eğitim dediğimiz şey de tam olarak budur. Diplomadan ibaret değil; mesleğin diliyle konuşabilme yetkinliğidir.

Bugün seyahat acenteciliğinde bu eğitim hala bireysel inisiyatife bırakılmış durumda. Alan alıyor, almayan almıyor. Sonra da sektör olarak neden aynı masada aynı dili konuşamadığımızı sorguluyoruz.

Şimdi dürüst olalım. Bugün seyahat acenteciliğinde bunların hangisi zorunlu? Diplomanız olmadan acente açabiliyorsunuz. Mesleki yeterlilik belgeniz olmadan “turizmci” olabiliyorsunuz. Sektörde kırk yıl emek vermiş biriyle, dün sabah kapıdan içeri giren biri aynı unvanı taşıyorsunuz

Sonra da hep birlikte dönüp “neden itibar kaybı yaşıyoruz” diye soruyoruz.

Buradan sonra artık “meslek nedir” tanımını uzatmanın bir anlamı yok. 
Asıl mesele şu: Meslek dediğimiz şey talep edilmeden olmuyor. Meslek yasası gökten inmiyor. Önce isteniyor, sonra hak ediliyor. Ve bu talep yukarıdan değil, aşağıdan gelmek zorunda. Yani bizden.

Bugün TÜRSAB bünyesinde, pek çok sektörün hayalini kuracağı bir altyapı var. TÜRSAB Akademi var. Eğitim içeriği var. Kurumsal yapı var. Yani “bunu yapamayız” demek için hiçbir gerekçe yok. Asıl soru şu: Madem bu imkanlar var, neden mesleki bir zorunluluğa dönüşmüyor?

Dünyada turizmde söz sahibi ülkelere baktığınızda tablo çok net. Seyahat acenteciliği ve tur operatörlüğü; lisanslama, mesleki yeterlilik ve sürekli eğitim sistemlerine bağlı. Avrupa’da da böyle, Asya’da da. Hatta turizm hacmi bizimle kıyaslanamayacak kadar küçük ülkelerde bile bu iş “herkes yapabilir” mantığıyla yürümüyor. Standart var, denetim var, eşik var.

Türkiye ise turist sayısında dünya sıralamasında ilk beşte. Turizm geliriyle cari açığı kapatma potansiyeline sahip nadir ülkelerden biri. Ama bu ölçekte bir ülkenin seyahat acenteciliği hala neredeyse tamamen serbest bir alanda duruyor. İşte bu çelişkiyi artık konuşmak zorundayız.

Ve tam burada Mesleki Yeterlilik Kurumu, yani MYK meselesi karşımıza çıkıyor

Türkiye’de seyahat acenteciliği için mesleki yeterlilik belgesi veren bir sistem var. Üstelik bu alanda sınav ve belgelendirme yetkisine sahip tek kurum TÜRSAB Vakfı. Bu yapı 2021’de kuruldu. Yani yeni değil, deneme aşamasında hiç değil.

Peki bugüne kadar bu sürece kaç acente yetkilisi dahil oldu biliyor musunuz? 
1000 (yazı ile bin) kişi bile değil. 

Bu rakamın kendisi zaten her şeyi anlatıyor. Çünkü bu bize şunu söylüyor: Sektörün önemli bir kısmı, meslekleşmeyi gerçekten istemiyor. Esnaf statüsüyle devam etmek birçok kişi için yeterli görünüyor. “Ben turizmciyim” demenin arkasını doldurmak zahmetli geliyor.

Ama burada acı bir gerçek var:
Meslek olmayı talep etmeyen bir sektör, meslek yasasını da hak edemez.

Burada artık topu taca atmanın bir anlamı yok. Çünkü TÜRSAB’ın bugün elinde çok güçlü bir anahtar, ciddi bir sorumluluk var. Akademi var. MYK yetkisi var. Kurumsal yapı var. Yani “yapamıyoruz” demek için hiçbir gerekçe yok.

Bu imkanlar bir araya geldiğinde, seyahat acenteciliği için meslekleşme adına somut adımlar atılabilir. Hatta atılmalı. Acente yetkilileri için kademeli mesleki yeterlilikler tanımlanabilir. Alan bazlı uzmanlık sertifikasyonları oluşturulabilir. Sürekli eğitim ve yenileme sistemleri hayata geçirilebilir. Etik ve mesleki standartlar yazılı hale getirilebilir.

Ama burada en can yakıcı yere geliyoruz.
Burada mesele yasal zorunluluk olmaması falan değil. Mesele sorumluluk duygusu. Kimse bizi zorlamıyor olabilir; ama meslek dediğimiz şey zaten zorlandığı için değil, kendine ve yaptığı işe saygı duyduğu için ciddiye alınır. Ekmek teknemize saygı duymuyorsak, mesleğe saygıdan söz edemeyiz. Mesleğe saygı duymuyorsak da itibar kaybından şikayet etmeye hiç hakkımız yok. 
Çünkü itibar, talep edilmeden önce taşınır. Sorumluluk almayanın meslek iddiası olmaz.

Meslek, hafife alanların değil; yükünü taşıyanların işidir.

Bütün bunlar yapıldığında ne olur biliyor musunuz?
Tur satmakla turizmci olmak arasındaki çizgi netleşir. Ve evet, bu bazılarını rahatsız eder. Çünkü o zaman “ha tur satmış ha limon satmış” dönemi biter. Tur satanla turizmci arasındaki fark açıkça ortaya çıkar.

Biri ticarettir.
Diğeri bilgi, deneyim, sorumluluk ve vizyon işidir.
Turizmci destinasyonu okur. Riski yönetir. Kültürü taşır. Kriz çözer. Ve ülkesini temsil eder.

O yüzden diyorum ki:
Meslek yasası evet. Ama önce biz, bu mesleğin gerektirdiği donanımı talep etmeliyiz. Eğitim istiyorsak eğitim. Belge istiyorsak belge. Yetki istiyorsak sorumluluk.

Ve bu talepleri önce kendi meslek örgütümüzden, TÜRSAB’dan yüksek sesle istemeliyiz.

Turizmci olmak bir iddiadır.
Bu iddiayı taşıyorsak, esnaflık tanımına sığmayız.
Ben turizmciyim. Ve bu sektörün bir meslek olarak tanınmasını istiyorum.
Ama bunun için önce biz ayağa kalkacağız.
Zorlayacağız.
Talep edeceğiz.
Sonra yasa zaten gelecektir.

Loncalarla mesleği tarif etmiş, bu kültürün hala duvarlarında dolaştığı bir şehirden; İstanbul’dan bildiriyorum.

Yorumlar (0)