Yazarlar (Turizm Meclisi)

Yeni dünyada en pahalı ürün: Güven

Handan Atamer Engin
Handan Atamer Engin
Kites Group CMO

Dünya yeniden dizayn ediliyor. Ama bu kez haritalar cetvelle değil, hava koridorlarıyla çiziliyor. Eskiden ülkeler toprak kazanmak için savaşırdı. Şimdi turist, yatırımcı, teknoloji ve enerji hattı çekebilmek için birbirine yaklaşıyor. 

İşte tam da bu sebeple; Donald Trump’ın son dönemde sık sık gündeme taşıdığı “İbrahim Anlaşmaları” tam da bu yüzden yalnızca diplomatik bir başlık değil. Yeni Orta Doğu’nun ekonomik ve turistik mimarisi gibi geliyor bana.

Ve ilginç olan şu… Bu yeni denklemde artık yalnızca İsrail, Körfez ya da Fas konuşulmuyor. Türkiye’nin adı da giderek daha fazla anılıyor. İşte tam burada biz turizmcilerin durup yeniden düşünmesi gereken çok önemli bir alan açılıyor. Çünkü dünya değişirken biz hala turizmi yalnızca: otel doluluğu, erken rezervasyon, uçak koltuğu üzerinden okumaya devam ediyoruz. Oysa yeni çağda diplomasi ile turizm aynı masaya oturdu.

Bir büyükelçilik açılması bazen yeni bir hava hattı demek. Bir normalleşme anlaşması bazen cruise rotalarının değişmesi demek. Bir savaş yalnızca sınırları değil rezervasyonları da vuruyor. Bir liderin attığı imza bazen milyon dolarlık destinasyon algısı yaratıyor.

Eskiden savaş tankla yapılırdı…

Şimdi bazen direkt uçuşla yapılıyor. İbrahim Anlaşmaları da tam olarak böyle bir kırılma yarattı. 2020’de İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında başlayan bu süreç, aslında yalnızca siyasi değil; ekonomik, kültürel ve turistik yeni bir Orta Doğu tasarımıydı.

Ve biz turizmciler için artık çok net bir gerçek var: Yeni dönemde turizm yalnızca turizm olmayacak. Jeopolitik güç alanı olacak.

YENİ ORTA DOĞU’DA YENİ TURİZM HARİTASI
İbrahim Anlaşmaları sonrası bölgede yeni bir turizm çizgisi oluşmaya başladı. Suudi Arabistan dev yatırım gücüyle sahaya indi. Henüz İbrahim Anlaşmaları’nın resmi tarafı olmasa da Suudi Arabistan’ın yürüttüğü dönüşüm projeleri ve bölgesel açılım politikaları yeni Orta Doğu mimarisinin önemli parçalarından biri olarak görülüyor.

İsrail teknoloji, sağlık turizmi, inovasyon ve yüksek gelir grubuna hitap eden seyahat segmentleriyle yeni dönemin önemli oyuncularından biri haline geldi. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas ile başlayan normalleşme süreci sonrasında açılan direkt uçuşlar, turizm hareketliliğinin diplomasiyle nasıl şekillenebileceğinin somut örneklerinden biri oldu.

Fas ise İbrahim Anlaşmaları sonrasında yalnızca diplomatik alanda değil, turizm alanında da yeni fırsatlar yakaladı. Kültürel egzotizmi ve otantik deneyimi öne çıkardı. Yahudi mirası turizmi, kültürel rotalar ve artan hava bağlantıları sayesinde Kuzey Afrika’nın en dikkat çeken destinasyonlarından biri haline gelirken; sahip olduğu tarih, kültür ve otantik deneyim gücünü yeni pazarlarla buluşturmayı başardı.

Bir dönem Körfez’in “güvenli vitrin şehri” olarak görülen Dubai ise bugün farklı bir psikolojik eşikten geçiyor. İran-İsrail gerilimi sırasında bölgede yaşanan hava sahası kapanmaları, füze görüntüleri ve güvenlik tartışmaları, Körfez’in yıllardır inşa ettiği mutlak güvenlik algısının ilk kez sorgulanmasına neden oldu.

Çünkü Dubai’nin uzun yıllardır sattığı en güçlü değer yalnızca lüks değil, aynı zamanda krizlerden uzak ve öngörülebilir bir destinasyon hissiydi.
Turizmde algı bazen fiziksel gerçeklerden daha güçlüdür. Çünkü turist yalnızca otel satın almaz; kendini güvende hissedeceği bir hikaye satın alır.

Çünkü Körfez’de yaşanan güvenlik tartışmaları, premium segmentte yeni alternatif destinasyon arayışlarını gündeme getirebilir.

Ve tam burada Türkiye için önemli bir fırsat penceresi açılıyor.

TÜRKİYE İÇİN YENİ FIRSAT NE?
Türkiye uzun yıllar boyunca Akdeniz çanağında büyük ölçüde: “iyi hizmet + uygun fiyat” denkleminden beslendi. Ve dürüst olalım uzun bir dönem bu strateji çalıştı. Avrupalı turist için, erişilebilir, kaliteli, bol seçenekli bir destinasyonduk. Ama pandemi sonrası dünya değişti. Maliyetler değişti. Turist profili değişti. Beklentiler değişti.

Ve Türkiye artık eskisi kadar “ucuz ülke” değil. Aslında belki de daha doğru cümle şu: Türkiye uzun yıllar sahip olduğu gerçek değerleri yeterince anlatamadığı için fiyat avantajına fazla yaslandı. 

Kapadokya’nın ruhunu anlatamadık. Göbeklitepe’yi dünya markasına dönüştüremedik. Mardin’i küresel kültür sahnesine taşıyamadık. Antakya’nın medeniyet hafızasını dünya turizmine gerektiği gibi işleyemedik. İnanç turizmi rotalarını, gastronomi kültürümüzü dünyaya anlatamadık. 

Bu yüzden “ucuzluk”, bir süre sonra bizim en güçlü avantajımız gibi görünmeye başladı. Oysa bugün önümüzde çok farklı bir fırsat doğuyor. Çünkü Körfez’de yaşanan güvenlik kırılması sonrası dünya yeni bir premium merkez arıyor.

Dubai yıllarca; ultra güvenli, ultra lüks, krizlerden izole algısıyla büyüdü. Ama son süreçte yaşananlar gösterdi ki: turizmde güven duygusu bir kez sarsıldığında toparlanması uzun zaman alıyor. 

Ve tam burada Türkiye’nin önü açılıyor. Çünkü Türkiye bugün; Avrupa’ya yakın, güçlü havayolu ağına sahip, lüks segmentte ciddi otel altyapısı olan, gastronomik gücü yüksek, kültürel derinliği olan, sağlık ve wellness kapasitesi gelişmiş bir ülke. Yani artık “ucuz destinasyon” kimliğinden çıkıp,“ulaşılabilir premium destinasyon” kimliğine geçme şansına sahip. 

Ve bence yeni dönemin asıl kırılma noktası tam burada olacak. Çünkü dünya artık yalnızca gösterişli lüks aramıyor. Gerçeklik arıyor. Karakter arıyor. Hikaye arıyor. Kendini güvende hissedeceği ama aynı zamanda ruhuna dokunacak destinasyon arıyor.

Türkiye tam da bu iki dünyanın kesişim noktasında duruyor. Eğer bunu doğru okuyabilirsek… Akdeniz’de yalnızca turist alan ülke değil, yeni dönemin premium merkezlerinden biri olabiliriz.

ORTA VADEDE TÜRKİYE İÇİN RİSK
Eğer Türkiye hala yalnızca: “deniz kum güneş + fiyat” üzerinden rekabet etmeye devam ederse sıkışır. Çünkü yeni Orta Doğu düzeninde: cruise, gastronomi, kültürel miras, wellness, sanat, spiritüel deneyim, teknoloji etkinlikleri üzerinden yeni premium ağlar kuruluyor. Ve dünya artık destinasyon seçerken yalnızca otel puanına bakmıyor. Ülkenin siyasi atmosferine, istikrarına, sosyal hissine, kültürel ağırlığına da bakıyor.

PEKİ TÜRK TURİZMİ NE YAPMALI?

Şimdi asıl önemli yere gelelim.
TÜRSAB; artık yalnızca belge veren yapı gibi davranamaz. Jeopolitik turizm analiz merkezi, kriz senaryo ekipleri, premium turist davranış araştırmaları, yeni Körfez sonrası pazar haritaları oluşturmalı. Özellikle: Körfez’deki güvenlik algısı kırılırken Türkiye’nin nasıl konumlanacağına dair özel strateji masaları kurulmalı. Ayrıca acentalar için: yüksek gelir grubuna hizmet, deneyim turizmi, kültürel hikaye kurgusu, kişiselleştirilmiş seyahat tasarımı eğitimleri şart.

TUROFED, yeni dönemde oteller yalnızca yatak satamaz. Özellikle; longevity, wellness, sessiz lüks, gastronomi, biohacking, sanat ve kültür entegrasyonu kaçınılmaz hale geliyor. Türkiye ultra her şey dahil sisteminin yanına “yüksek deneyim ekonomisi” eklemek zorunda.

TUREB VE REHBERLER’in sorumluluğu büyük; yeni turist bilgi değil his satın alıyor. Göbeklitepe anlatılırken yalnızca taş anlatılmaz. İnsanlığın hafızası anlatılır. Kapadokya yalnızca peri bacası değildir. Sessizliğin coğrafyasıdır. Mardin yalnızca taş yapı değildir. Birlikte yaşamanın hafızasıdır.
Türkiye anlatım dilini değiştirmek zorunda.

DEVLET’e geldiğimizde de Turizm Bakanlığı ile Dışişleri artık ayrı düşünemez. 
Çünkü yeni dönemde:
Diplomasi = destinasyon algısı,
destinasyon algısı = ekonomik güç haline geldi.

Yani Türkiye artık yalnızca tanıtım yapamaz. Uluslararası güven duygusu inşa etmek zorunda.

TÜRKİYE İÇİN EN BÜYÜK AVANTAJ

Kriz yönetme refleksi.
Türkiye krizleri tanıyan ülke.
Hızlı adapte olabiliyor.
Turizm sektörü refleks geliştirebiliyor.

Ama artık yalnızca krizden çıkmak yetmez. Krizi avantaja çevirmek gerekiyor.

Özellikle: sağlık turizmi, güvenli premium deneyim, kültürel derinlik, spiritüel rotalar, gastronomi, film turizmi, inanç turizmi, uzun konaklamalı yaşam turizmi Türkiye için dev fırsat alanları olabilir.

VE SON SÖZ…

İbrahim Anlaşmaları şunu gösterdi ki; artık Orta Doğu’da hiçbir gelişme yalnızca siyaset değil.
Bir büyükelçilik açılması bazen yeni hava hattı demek.
Bir diplomatik kriz bazen milyonlarca dolarlık rezervasyon kaybı demek.
Bir füze bazen yalnızca binayı değil… Bir destinasyonun güven duygusunu vuruyor.

Ve turizm artık sadece bavul meselesi değil; devlet aklı meselesi. 
Çünkü önümüzdeki dönemde ülkeler yalnızca otelleriyle değil, yarattıkları güven hissiyle yarışacak.
Bir turist artık sadece: “denizi güzel mi?” diye bakmayacak.

Şuna bakacak: 
Bu ülke güvenli mi?
Burada kendimi iyi hisseder miyim?
Burada hikaye var mı?
Burada yaşam hissi var mı?

Yeni çağın rekabeti tam da burada başlayacak. Türkiye gerçekten turizm ülkesi mi olmak istiyor…
yoksa turizm üzerinden bölgesel güç mü olmak istiyor? 

Çünkü bu ikisi aynı şey değil.
Birincisi sezon kurtarır.
İkincisi gelecek kurar.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde Orta Doğu yeniden şekillenecek.
Yeni hava koridorları açılacak.
Yeni cruise ağları kurulacak.
Yeni yatırım hatları oluşacak.
Yeni güvenli destinasyonlar öne çıkacak.

Ve bu süreçte bazı ülkeler yalnızca turist ağırlayan ülke olarak kalacak… Bazıları ise oyunun merkezine yerleşecek. 

Türkiye’nin önünde hala çok büyük bir fırsat var. Ama bu fırsat: ucuzlukla değil, vizyonla değerlendirilebilir.

Çünkü artık dünya turizminde asıl lüks mermer oteller değil… Kendini güvende hissetmek. Gerçek bir hikayeye dokunmak. Ve bir ülkenin ruhunu hissedebilmek. Belki de yeni çağın en pahalı ürünü artık güven olacak.

Bir zamanlar kervanların geçtiği, bugün hava koridorlarının kesiştiği Marakeş’ten bildiriyorum.

Yorumlar (0)