26. Genel Kurul tamamlandı. 25.Dönem Başkanımız Firuz Bağlıkaya, bu kez oylarını da artırarak yeniden seçildi. Kendisini yürekten tebrik ederim; çünkü bu sonuç hem sektörün güveninin hem de devamlılık arzusunun açık bir göstergesidir. Ama bir tebrikin hemen arkasından gelen o doğal cümleyi de kurmak gerekir:
Bu dönem artık başka bir dönem olmak zorundadır.
Yıllardır aynı soruyu sorduk: “TÜRSAB nereye gidiyor?” Ben artık bu sorunun başka bir evreye taşınması gerektiğine inanıyorum: “TÜRSAB bundan sonra nasıl yönetilecek?” Çünkü turizm, “günü kurtaran reflekslerle” yürütülemeyecek kadar karmaşık, çok katmanlı ve fırtınalı bir yapıya dönüştü.
Bugün karşımızdaki tablo çok net: Yapay zekanın meslekleri dönüştüren dalgası, iklim krizinin ülkelerin sınır politikalarını bile değiştiren baskısı, ekonomik çalkantılar, vize duvarları, savaşlar, jeopolitik kırılmalar. Ve bütün bu fırtınaların ortasında durmaya çalışan 16 bin acente… Kimse görmüyor belki ama acenteler, bu ülkenin görünmeyen sahil güvenliği gibi çalışıyor; her dalgada önce kendisi yıpranıyor ama yolcusunu asla yüzüstü bırakmıyor. Böyle bir tabloda seçim, sadece bir sonuçtur. Asıl kritik olan; bu sonuçtan sonra nasıl bir yol çizileceğidir.
Kürsüde de söyledim: 53 yılda 26 genel kurul yapıldı. Bir tanesinde bile ölçülebilir hedefleri olan, 5–6 yıllık bir stratejik plan sunan, net bir takvim ve bütçe disiplinini ortaya koyan bir aday görmedik. Bu dönem işte tam da bunu değiştirebilecek bir eşik taşıyor.
Ama bir de uzun zamandır içimize çöken sessiz bir sorun var ki, artık kimse kaçamıyor: Turizmin anayasası sayılan 1618 sayılı yasa yıllardır değişemiyor. Evet, doğru. Ama işin daha büyük yarısı başka yerde duruyor. Acenteleri en çok zorlayan şey; Ticaret Bakanlığı’nın uygulamaları, Tüketici Kanunu’nun turizmle çelişen maddeleri ve bu iki dünyanın kesiştiği gri sahalar. Bugün sektör, iki farklı bakanlığın iki ayrı düzeninin arasında sıkışmış durumda. Biri turizmi düzenliyor, diğeri tüketiciyi koruyor. Ama iki sistem birbirine dokunmadığı gibi, dokunduğu her yerde çatışma yaratıyor.
Sonuç? İptal–iade süreçlerinde, paket tur hükümlerinde, sorumluluk paylaşımında en büyük yük hep acenteye kalıyor. Bu nedenle mesele artık yalnızca “1618 değişsin” talebi değil; Turizm Bakanlığı’nın meslek yasası ile Ticaret Bakanlığı’nın tüketici düzenlemelerinin ortak bir zeminde buluşması zorunluluğudur.
Ve evet, bu ancak TÜRSAB’ın üst yönetiminin yürütebileceği bir süreçtir. Bu bir diplomasi işidir; müzakere ister, strateji ister, kurumsal temas ister. Bu nedenle bu dönem, yıllardır yan yana duran ama bir türlü birbirine bakmayan iki sistemin, aynı masada aynı geleceği konuşmasını sağlayacak; iki bakanlığın iki ayrı defterde tuttuğu bu karmaşayı tek bir ortak akla ve ortak zemine taşıyacak cesur iradenin ortaya konulması gereken dönemidir.
Sektörün yüklerini konuşurken mutlaka şu noktayı da açmak gerekir: İhtisas başkanlıkları. Adı üstünde ihtisas… Bilgi, üretim, icra demek. Ne yazık ki yıllar içinde bazen birer “makam” gibi algılandılar; oysa onların varlık sebebi temsil değil, çözüm üretmektir. Her ihtisasın yıllık bir yol haritası olmalı: Danışma kurullarınca beslenen, kısa–orta–uzun vadeli hedefleri net, takvimli performans ölçümleriyle takip edilen, şeffaf raporlarla üyeye hesap veren bir yapı… Bu dönem artık “Toplantı yaptık” cümlesiyle geçiştirilemez. Yerine: “Şu sorunu çözdük, bunu başlattık, şunu tamamladık” diyen bir mekanizma kurulmalı. Çünkü sorunu söylemek kolay. Zaten hepimiz biliyoruz, hepimiz yaşıyoruz. Asıl mesele, çözüm dosyası getirmek ve onu hayata geçirecek iradeyi göstermek.
Gençlere gelince… Bu seçimde listelerde yine genç yüzler görememek beni şaşırtmadı ama içimde bir boşluk bıraktı. Çünkü artık turizmin ritmi bizim kuşağımızdan değil, gençlerin hız algısından, teknolojiyi içselleştirme biçiminden, dünyayı okuma cesaretinden besleniyor. Yarın kapımızı çalacak krizler, iklim krizi, yapay zekanın mesleklere yansımaları, dijital tüketici profili ancak genç akılla okunabilir.
Ama gençleri sadece vitrine koymakla bu sektörün geleceği kurulamaz. Onları gerçek karar mekanizmalarının kalbine yerleştirmeden, sadece görünmüş olmalarını sağlayarak bir dönüşüm yaratamayız. Gençleri tecrübe diyerek onları bekleme odasında tutmak, bekletmek artık bir gecikme değil; stratejik bir hata. Bu yüzden gençlerin varlığı renk değil, ihtiyaç olarak görülmeli. İhtisas başkanlıklarında genç kontenjanı oluşturmak; bölgelerde genç profesyonellere söz hakkı vermek; alan açmak şart. Çünkü gençleri içeri almadan yenilik olmaz. Gençlerin enerjisi olmadan dönüşüm olmaz. Ve gençlerin sesi olmadan bu sektörün yarını olmaz. Gençler masada olmalı; çünkü turizmin geleceğini yazacak kalem onlar.
Ve umarım… en az 10 yıldır TÜRSAB siyasetinde bir şekilde yer almış olan başta ben de dahil olmak üzere “müebbet TÜRSABcıları” bir sonraki genel kurulda aday, aday destekçisi, akıl hocası ya da “bir fikrim var” diye dahi artık görmeyiz.
Yerimizi gençlere bıraktığımız gün, işte o gün gerçek dönüşüm başlar.
Ve bir başka gerçek daha var ki artık kimse görmezden gelemez: Bu kurumun 16bini aşkın üyesi var ama genel kurula en fazla dörtte biri geliyor. Mesele sadece salona gelmek değil elbette, ki onu bile başaramadığımızı gördük. Evet asıl iş salona girdikten sonra başlar: Adayları sorgulamak, projeleri incelemek, vaatleri takvime bağlamak, etik çizgiyi korumak ve gerektiğinde hesap sormak.
Çünkü oy, bir tercih değil; sektörün yarınına verilen taahhüttür.
Ve şimdi… Genel Kurul bitti, Yeni dönem başlıyor ama asıl mesai şimdi başlıyor.
TÜRSAB’ın önünde yeni bir yol var: Bir listenin değil, bir vizyonun yolu. Eğer bu dönem gerçekten bir yol haritası açıklanır, kriz yönetimi kurumsallaşır, Türsab-turizm–ticaret bakanlığı uyumsuzluğu çözülür, ihtisas başkanlıkları icra makamına dönüşür ve gençlere alan açılırsa…
Bu dönem sadece bir yönetimin devamı değil; bir zihniyet dönüşümünün başlangıcı olur. Ve işte o gün TÜRSAB, sadece bir kurum değil, Türk turizminin de pusulası olur.
İstanbul’dan bildiriyorum.
Bu kez pusulanın gerçekten kuzeyi göstermesini dileyerek.