Uluslararası otel zincirlerinin uzun soluklu başarısı incelendiğinde, güçlü markaların arkasında tartışmaya kapalı bir kurumsal yönetim disiplini olduğu açıkça görülür. Bu disiplinin merkezinde; yönetim kurulu, icra kurulu ve – aile kökenli yapılarda – aile meclisi yer alır. Bu yapılar, iyi örneklerde net sınırlarla tanımlanır ve birbirlerinin alanına müdahale etmeyecek şekilde kurgulanır.
Global otel zincirlerinde yönetim kurulu, günlük operasyonlardan bilinçli biçimde uzak durur. Kurulun temel sorumluluğu; şirketin uzun vadeli stratejik yönünü belirlemek, yatırım ve büyüme kararlarını onaylamak ve icranın performansını objektif kriterlerle denetlemektir. Yönetim kurulunun gerçek gücü, icranın yerine geçmesinden değil; doğru soruları sormasından ve doğru çerçeveyi çizmesinden kaynaklanır.
Bu noktada bağımsız yönetim kurulu üyeleri kritik bir rol üstlenir. Bağımsız üyeler; aile, ortaklık ya da icra bağlarından arınmış bakış açılarıyla karar alma kalitesini yükseltir, kör noktaları görünür kılar ve zor soruların gerçekten sorulmasını sağlar. Uluslararası otel zincirlerinde bağımsız üyelerin varlığı; stratejik kararların duygusal değil rasyonel zeminde alınmasına, icranın objektif biçimde değerlendirilmesine ve paydaş güveninin güçlenmesine katkı sağlar. Kısacası bağımsız üye, kurulda dengeyi bozan değil; dengeyi tesis eden unsurdur.
İcra kurulu, operasyonel yönetimin tamamından sorumludur. Gelir yönetimi, misafir deneyimi, insan kaynağı, marka standartlarının sahadaki doğru uygulanışı ve kârlılık bu yapının doğrudan yetki alanındadır. Uluslararası zincirlerde icra; net hedeflerle çalışan, performansı ölçülen ve sonuçları düzenli biçimde yönetim kuruluna raporlayan profesyonel bir yapı olarak konumlanır.
Bu çerçevede önemli bir uluslararası uygulamanın altı özellikle çizilmelidir: İcra kurulu başkanı (CEO / managing director), aynı zamanda Yönetim Kurulu üyesi olabilir. Bu durum, sıkça sanıldığının aksine bir yetki karmaşası değil; doğru sınırlar çizildiğinde önemli bir yönetişim avantajıdır. CEO’nun yönetim kurulunda yer alması, stratejik kararların sahadaki gerçeklikle uyumunu artırır, kurul ile icra arasındaki iletişimi güçlendirir ve kararların daha hızlı ve sağlıklı uygulanmasına imkân tanır.
Ancak bu ilişkinin sağlıklı işlemesi, sınırların net biçimde tanımlanmasına bağlıdır. İcra kurulu başkanının aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olması, yanlış kurgulandığında icranın kendi kendini denetlemesi riskini doğurabilir. Bu nedenle CEO’nun yönetim kurulundaki rolü; katkı sunan, bilgi aktaran ve uygulama perspektifi getiren bir üyelikle sınırlı olmalı; denetim, ücretlendirme ve performans değerlendirme gibi kritik alanlarda belirleyici olmamalıdır. Uluslararası otel zincirlerinde bu denge; güçlü bağımsız üyeler, yazılı yetki ve sorumluluk matrisleri ve CEO’nun yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlenmemesi ilkesiyle korunur. Uygulamada bazı yerel şirketlerde, bağımsız yönetim kurulu üyelerinin icraya karışması yerine doğrudan “bağımsız icra kurulu üyesi” atanması yoluna gidildiği görülmektedir. Ancak bu yaklaşım, uluslararası kurumsal yönetim standartlarıyla örtüşmez; zira bağımsızlık kavramı, uygulamanın değil denetimin bir parçası olarak tanımlanır. Aksi hâlde, hız ve uyum adına kurulan bu yapı zamanla hesap verebilirliği zayıflatan bir probleme dönüşür.
Aile şirketi kökenli otel gruplarında aile meclisi, bu yapının tamamlayıcı unsurudur. Ancak iyi uygulamalarda aile meclisi; şirket yönetiminin değil, ailenin değerlerinin, vizyonunun ve nesiller arası devamlılığın adresi olarak konumlanır. Aile üyelerinin şirketle olan ilişkisi, temsil ilkeleri, işe alım ve rol alma kriterleri bu platformda ele alınır. Aile meclisinin yönetim kurulu ve icra kurulunun alanına müdahil olması ise uluslararası örneklerde özellikle kaçınılan bir durumdur.
Uluslararası otel zincirlerini başarılı kılan temel fark, bu yapıların kişilere göre değil sisteme göre tanımlanmasıdır. Aynı kişinin birden fazla yapıda yer alması mümkündür; ancak hangi rolde hangi yetkiyle bulunduğu, yazılı ve şeffaf biçimde herkes tarafından bilinir.
Bugün aile yapısına sahip otel grupları için asıl mesele, bu yapıları kâğıt üzerinde oluşturmak değil; uluslararası referanslarla, doğru dengeyle ve disiplinle işletmektir. Kurumsal yönetim, kontrolü kaybetmek değil; sürdürülebilir başarının en güçlü güvencesidir.
Uluslararası otel zincirlerinin açıkça gösterdiği gerçek şudur: Kurumsal yönetimi sistemleştiremeyen hiçbir yapı, ölçeklenebilir büyümeyi ve nesiller boyu devamlılığı sürdürülebilir kılmayı başaramaz.
Sistemi olmayan yapı büyür; sistemi olan yapı kalıcı olur.
Kalın sağlıcakla,