Resonance Consultancy’nin yayımladığı 2026 Dünyanın En İyi Şehirleri raporu açıklandı. Londra yine zirvede. Ardından New York, Paris, Tokyo, Madrid…
Listeye bakınca kaçınılmaz soru şu:
İstanbul neden bu listede yok?
Yanıt rahatsız edici ama net:
İstanbul kötü bir şehir olduğu için değil; iyi bir şehir olarak yönetilemediği için bu listede yer almıyor.
Resonance, 1 milyon nüfusun üzerindeki 270’ten fazla kenti; yaşanabilirlik, sevilebilirlik ve refah başlıkları altında 46 kriterle değerlendiriyor. Eğitimden kültüre, güvenlikten teknolojiye, ekonomik güçten kamusal alanlara kadar uzanan bu yaklaşım, şehirleri sadece turist sayısıyla değil; orada yaşayan insanın hayat kalitesiyle ölçüyor.
İstanbul’un asıl sınavı da tam burada başlıyor.
Etkileyici ama yorucu
İstanbul’un cazibesi tartışılmaz. Tarih, kültür, gastronomi, Boğaz, mimari… Dünyada çok az şehir bu yoğunlukta bir hikâye sunar. Küresel algıda İstanbul hâlâ sevilen ve merak edilen bir şehir.
Ancak Resonance listeleri hayranlığa değil, sürdürülebilirliğe bakar.
İstanbul’un en zayıf kaldığı alan yaşanabilirliktir. Trafikte kaybolan zaman, konut erişimi sorunu, hava kalitesi, yeşil alan yetersizliği ve yaya önceliğinin olmayışı günlük yaşamı zorlaştırıyor. Buna eşlik eden yüksek deprem riski algısı, kenti küresel ölçekte “yorucu şehirler” kategorisine yaklaştırıyor.
Sonuçta İstanbul, ziyaret edilmesi gereken ama yaşaması zor bir şehir olarak algılanıyor.
Bu algı, dünya şehirleri sıralamalarında ciddi bir dezavantaj.
Büyüklük değil, yönetim kalitesi
İlk 10’daki şehirlerin ortak bir özelliği var:
Hiçbiri büyüklüğüyle övünmüyor; yönetim kalitesiyle öne çıkıyor.
Londra altyapıya ve toplu taşımaya yatırım yapıyor. Paris olimpiyat sonrası kamusal dönüşümünü sürdürüyor. Madrid yeşil kuşaklarla nefes aldırıyor. Barcelona süperbloklarla sokakları insanlara geri veriyor. Dubai “20 dakikalık şehir” yaklaşımını hayata geçiriyor.
İstanbul ise hâlâ “mega projeler” ile “mega şehir” iddiası arasında sıkışmış durumda. Oysa küresel sıralamalar çok net söylüyor:
İyi şehir, büyük şehir değildir; iyi yönetilen şehirdir.
Ekonomik güçte kırılganlık
İstanbul ticaret ve turizmde güçlü olabilir. Ancak günümüz dünya şehirleri artık finans, teknoloji ve yaratıcı endüstriler üzerinden rekabet ediyor. Bu alanlarda belirleyici unsur istikrar ve öngörülebilirlik.
Yabancı yatırımcılar ve yetenekli gençler sadece manzaraya değil; hukuka, yönetişime ve yaşam kalitesine bakıyor. İstanbul bu başlıklarda uzun vadeli ve net bir hikâye anlatmakta zorlanıyor. Beyin göçü de bunun kaçınılmaz sonucu.
Peki İstanbul ne yapmalı?
Daha fazla AVM mi?
Daha yüksek gökdelenler mi?
Daha geniş yollar mı?
Hayır.
İstanbul’un ihtiyacı çok daha açık:
• Yaya ve toplu taşımayı merkeze alan ulaşım,
• Erişilebilir ve nitelikli yeşil alanlar,
• Konut krizine karşı sosyal çözümler,
• Depreme karşı vitrin değil, gerçek dönüşüm,
• Turisti değil, şehirde yaşayan insanı merkeze alan bir vizyon.
Paris, Roma ve Barcelona’nın yaptığı tam olarak bu:
Tarihi korurken gündelik hayatı kolaylaştırmak.
Son söz
İstanbul bu listede yok çünkü potansiyelsiz değil; potansiyelini tüketen bir düzensizlik içinde.
Bu şehir “Dünyanın En İyi Şehirleri” listesine girebilir mi?
Evet.
Ama önce şu soruya karar vermesi gerekiyor:
Gösterişli bir şehir mi olmak istiyoruz,
yoksa yaşanabilir bir şehir mi?
Bu tercih netleşmeden, listeler de değişmez.
Kalın sağlıcakla,