Türkiye, sahip olduğu turizm potansiyeli, genç ve dinamik nüfusu ile stratejik konumunun sağladığı avantajlar sayesinde, uluslararası otel zincirleri için cazibesini koruyan önemli pazarlardan biri olmaya devam etmektedir. Son yıllarda hem şehir otelleri hem de resort yatırımları üzerinden artan ilgi, Türkiye’nin küresel turizm ekosistemi içindeki yerini daha da güçlendirmektedir.
Bu ilginin uzun vadeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması, yalnızca markaların küresel gücüyle değil; faaliyet gösterilen ülkenin ekonomik ve kurumsal yapısıyla kurulan ilişki biçimiyle de yakından ilgilidir. Uluslararası uygulamalara bakıldığında, özellikle Avrupa pazarlarında, otel zincirlerinin faaliyet gösterdikleri ülkelerde yerel yapılanmalar kurarak çalıştıkları görülmektedir.
Türkiye’de ofis açarak yerel ekiplerle çalışan ve pazara uzun vadeli bir perspektifle yaklaşan uluslararası markaların, sektöre çok boyutlu katkılar sunduğu açıktır. Bu yaklaşım; yatırımcı güvenini artırmakta, karar alma süreçlerini hızlandırmakta ve sektörde daha kurumsal bir yapı oluşmasına katkı sağlamaktadır.
Avrupa’da uluslararası otel zincirleri, kazancı nerede elde ediyorsa vergisini de orada ödemekte; bu yaklaşımı iş yapma kültürünün doğal bir parçası olarak benimsemektedir. Türkiye söz konusu olduğunda ise, fiilen yerel yapılanması bulunmayan bazı zincirlerin, Türkiye’de elde edilen gelirleri merkez ülkelerde beyan etmeyi tercih etmeleri dikkat çekmektedir. Buradaki mesele, Türkiye’nin farklı bir uygulama talep etmesi değil; Avrupa’da geçerli olan bu temel ilkenin Türkiye’de de aynı şekilde uygulanması beklentisidir. Kazancın oluştuğu yer ile sorumluluğun üstlenildiği yer arasındaki bu bağ, sürdürülebilir büyümenin ve gerçek ortaklığın temelini oluşturmaktadır.
Bu çerçevede, Türkiye pazarında farklı iş modelleriyle faaliyet gösteren uluslararası zincirlerin varlığı sektörün çeşitliliğine katkı sunmakla birlikte, yerel yapılanmaların güçlenmesi hem operasyonel verimlilik hem de ekonomik katkı açısından ilave değer yaratmaktadır. Türkiye’de fiilen yapılanma gösteren markaların sağladığı katkı, bu noktada daha da anlam kazanmaktadır.
Türkiye’nin beklentisi; yatırım ortamını zorlaştıracak ilave yükler değil, uluslararası standartlarla uyumlu, öngörülebilir ve dengeli bir iş yapma zemininin yaygınlaşmasıdır. Avrupa pazarlarında uzun süredir başarıyla uygulanan bu yaklaşımın Türkiye’de de benimsenmesi hem yerli yatırımcılar hem de uluslararası otel zincirleri açısından karşılıklı kazanım yaratacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye’de uzun vadeli varlık hedefiyle hareket eden, yerel yapılanma kuran ve kazancın oluştuğu yerde sorumluluk üstlenen uluslararası otel gruplarının sektöre sağladığı katkılar özellikle takdir edilmelidir. Bu yaklaşım, Türkiye pazarında büyümeyi hedefleyen tüm markalar için güçlü ve yapıcı bir referans modeli sunmaktadır.
Bu vesileyle, Türkiye pazarına ilgi duyan tüm uluslararası otel zincirlerini; Avrupa’da benimsedikleri iş yapma standartlarını Türkiye’de de uygulamaya, yerel ekosistemle daha güçlü bağlar kurmaya ve bu pazarı uzun vadeli bir ortaklık alanı olarak değerlendirmeye davet ediyoruz. Türkiye’de ofis açarak bu yaklaşımı benimseyen markalara teşekkür ederken, benzer adımların artarak devam edeceğine olan inancımızı da paylaşmak isteriz.
Türkiye, küresel turizm zincirleri için stratejik ve güçlü bir pazar olmaya devam edecektir. Bu pazardaki büyümenin kalıcı olması ise ancak karşılıklı güvene dayalı, kurumsal ve dengeli bir yapı ile mümkün olacaktır.
Kalın sağlıcakla,