Yazarlar (Turizm Meclisi)

Sahnedeki turizm ile sahadaki turizm aynı mı?

Tayfun Döşkaya
Tayfun Döşkaya
TD Hospitality Consulting

TIF ve benzeri organizasyonlar üzerine bir not... 

Turizm yatırım forumları; küresel markaları, fonları ve geliştiricileri aynı çatı altında buluşturan, sektör açısından kıymetli platformlar. Bu çerçevede TIF | Tourism Investment Forum’un uluslararası yatırımcıları, finans kuruluşlarını ve otel markalarını bir araya getiren önemli bir iş geliştirme zemini sunduğu açık.

İlişki ağı, görünürlük ve işlem akışı açısından bu organizasyonların sektöre katkısı tartışılmaz.

Ancak son dönemde hem sahadaki gözlemlerimi hem de sektörel temaslarımı birlikte değerlendirdiğimde zihnimde giderek daha belirginleşen bir soru oluşuyor:

Sahnede konuşulan turizm ile sahada yaşanan turizm ne kadar örtüşüyor?

Sahnedeki anlatı: güçlü büyüme hikâyesi

Forumlarda öne çıkan başlıklar oldukça net:

•    Türkiye’nin güçlü turizm potansiyeli
•    Lüks ve yaşam tarzı segmentinde büyüme
•    Markalı konut yükselişi
•    Sağlık ve iyi yaşam turizmi
•    Yapay zekâ ve yeni nesil otelcilik
•    Uluslararası markaların artan ilgisi

Bu çerçeve yanlış değil. Türkiye talep üretme kapasitesi yüksek, küresel markaların radarında olan güçlü bir pazar. Özellikle üst segmentte yatırım iştahının sürdüğü görülüyor.

Ancak hikâyenin tamamı bundan ibaret değil.

Sahada yatırım matematiğini doğrudan etkileyen kritik bir başlık var: inşaat ve yenileme maliyetlerindeki hızlı artış. Yeni projelerde yatırım harcamalarını yukarı çeken, mevcut varlıklarda yenileme döngüsünü zorlayan bu baskı; geri dönüş sürelerini ve finansman kurgusunu yeniden şekillendiriyor. Buna rağmen bu konunun sektör platformlarında yeterince derinlikte ele alınmadığı görülüyor.

Koridorlarda konuşulanlar: kârlılık gerçeği

Saha verileri ve yatırımcı temasları birlikte okunduğunda ton belirgin şekilde değişiyor. Gündeme daha çok şu başlıklar geliyor:

•    TL gelir – döviz bazlı marka ve yönetim ücretleri baskısı
•    Artan enerji ve personel maliyetleri
•    Alkollü içkiler üzerindeki yüksek vergi yükü
•    Çevrim içi satış kanallarına yüksek bağımlılık
•    Gerçek faaliyet kârı performansı
•    Ücret çıkışı dengesi
•    Nitelikli insan kaynağı sıkıntısı

Başka bir ifadeyle, sahnede büyüme anlatısı varken sahada kârlılığın sürdürülebilirliği daha fazla sorgulanıyor.
Burada önemli bir not düşmek gerekir: Çevrim içi seyahat acenteleri sektör için vazgeçilmez talep kanallarıdır. Mesele bu kanalların kullanılması değil, payın kalıcı olarak yükselmesidir. Denge bozulduğunda dağıtım maliyetleri ve fiyat kontrolü açısından kârlılık yapısı daha kırılgan hale gelir.

Marka kadar kritik başlık: insan kaynağı

Bugün birçok yatırım sunumunda marka gücü uzun uzun konuşuluyor. Oysa sahadaki gerçek giderek netleşiyor:

Nitelikli insan kaynağı, en az marka kadar belirleyici.

Türkiye’de birçok beş yıldızlı otelde personelin yaklaşık %45–60’ı asgari ücret bandında konumlanırken, Avrupa’da bu oran çoğu pazarda %20–30 seviyesinde kalıyor. Bu tablo Türkiye’nin hâlâ büyük ölçüde maliyet avantajıyla rekabet ettiğini gösteriyor.

Ancak misafir deneyiminin kişiselleştiği yeni dönemde bu model daha fazla sorgulanacaktır. Çünkü teknoloji deneyimi destekler, marka çerçeve çizer; fakat misafirin hafızasında yer eden değeri çoğu zaman insan yaratır.

Sessiz risk: Nitelikli personel göçü

Sahada giderek belirginleşen yapısal risklerden biri de nitelikli kadroların yurtdışına yönelmesi. Özellikle deneyimli bölüm yöneticileri, genç yönetici adayları, mutfak profesyonelleri ve gelir yönetimi uzmanlarında bu hareketlilik dikkat çekiyor.

İtici güçler net: döviz bazlı gelir cazibesi, daha öngörülebilir çalışma düzeni, yaşam kalitesi beklentisi ve kariyer netliği.

Kısa vadede operasyonel boşluklar, orta vadede ise kurumsal hafıza erozyonu riski ortaya çıkıyor. Bu tablo, özellikle yoğun sezonlarda hizmet standardının sürdürülebilirliği açısından yeni risk alanları yaratıyor.

Marka varlığı ≠ yabancı sermaye

Forumlarda sık vurgulanan bir diğer konu uluslararası markaların Türkiye ilgisi. Ancak burada kavramsal netlik önemli.

Bugün birçok büyüme; franchise, yönetim sözleşmesi ve soft brand modelleri üzerinden gerçekleşiyor. Bu yapıda yatırımın büyük bölümü yerli sermayede kalmaya devam ediyor.

Türkiye’de turizm yatırımlarının yaklaşık %85–90’ının yerli sermaye tarafından finanse edildiği dikkate alındığında, marka yayılımı ile doğrudan yabancı sermaye girişini aynı anlamda okumamak gerekiyor.

Kritik gösterge: doğrudan satış katkısı

Sahada giderek daha fazla izlenen metriklerden biri de markanın kendi kanallarından ürettiği gelir ile ödenen toplam ücret arasındaki denge.

•    ABD: yaklaşık %25–35
•    Avrupa: yaklaşık %15–25
•    Türkiye: çoğu otelde %10–20

Bu tablo yatırımcı tarafında şu soruyu büyütüyor: Algılanan marka değeri ile ölçülen net katkı gerçekten paralel mi?

Cevap tesisten tesise değişse de, varlık sahiplerinin bu dengeyi artık çok daha yakından izlediği görülüyor.

Sonuç: Türkiye yeni bir faza giriyor

Mevcut tablo bize şunu söylüyor:

•    Türkiye küresel markalar için güçlü bir büyüme pazarı
•    Ancak gerçek yabancı sermaye hâlâ seçici
•    Çevrim içi kanal bağımlılığı birçok segmentte yüksek
•    Sadakat programı penetrasyonu gelişim alanı barındırıyor
•    Ve en önemlisi, nitelikli insan kaynağı stratejik başlık haline geliyor

Başka bir ifadeyle sektör hacim odaklı büyümeden, kalite ve verimlilik odaklı büyümeye geçiş eşiğinde.

Son söz

TIF ve benzeri platformlar sektör için kıymetli. Ancak daha sağlıklı bir ekosistem için sahnedeki güçlü anlatının yanında şu başlıkların da daha yüksek sesle konuşulmasına ihtiyaç var:

•    Net kârlılık dinamikleri
•    Kanal kârlılığı ve doğrudan satış katkısı
•    Ücret yapılarının sürdürülebilirliği
•    Yerel kurumsallaşma derinliği
•    Nitelikli insan kaynağı yatırımı
•    Operasyonel verimlilik

Çünkü turizmin bir sonraki büyüme fazını belirleyecek olan yalnızca yeni yatırımlar değil, mevcut varlıkların ne kadar verimli ve hangi insan kalitesiyle yönetildiği olacak.

Ve belki de artık sormamız gereken asıl soru şu:

Gerçekten büyüyor muyuz, yoksa sadece büyüdüğümüzü mü konuşuyoruz?

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar (0)