2025, Türkiye turizmi için hareketli ve zaman zaman zorlayıcı bir yıl oldu; ancak tabloya uzaktan baktığımızda güçlü bir kapanış görmek mümkün. İlk dokuz ayda 50 milyona yaklaşan ziyaretçi, yaklaşık 50 milyar dolarlık gelir ve 1.000 dolar seviyesine oturan kişi başı harcama… TÜİK’in nihai verileri henüz açıklanmadı ama mevcut görünüm, talep tarafında istikrarın sürdüğünü gösteriyor.
Bununla birlikte artık turizmde eski ezberler işlemiyor. Sektör sadece “kaç kişi geldi?” sorusuyla yönetilen bir yapı olmaktan çıktı. Bugün rekabetin asıl ölçüsü, harcama kalitesi ve gelir kompozisyonu.
Fiyatlama Baskısının Gölgesinde Bir Yıl
2025’in sektörde en fazla tartışılan başlığı, hiç kuşkusuz fiyatlama sıkışmasıydı. Enerji, personel ve gıda maliyetleri çift haneli artarken, kurun aynı hızda yükselmemesi maliyet–gelir dengesini zorladı.
Bu baskı şu soruyu doğal olarak gündeme taşıdı:
“Fiyatları daha ne kadar artırabiliriz?”
Bu sorunun yanıtı üç parametrede şekilleniyor:
1. Pazarın alım gücü:
Avrupa’da enflasyon düşük; tüketici duyarlılığı ise yüksek. Almanya, İngiltere ve Hollanda pazarlarında agresif fiyat artışı hızlı talep kaybına yol açabiliyor.
2. Rakip destinasyon dinamikleri:
İspanya ve Yunanistan fiyat artışına gidebiliyor; çünkü talep güçlü, harcama profili yüksek ve arz sınırlı. Türkiye’nin aynı hızda fiyat artırması ise rekabet avantajını zayıflatabilir.
3. Talep esnekliği:
Orta gelirli turist hâlâ en fiyat hassas segment. Optimal fiyat seviyesinin aşılması rezervasyon yönünü anında değiştirebiliyor.
Dolayısıyla 2026’da fiyatlama yalnızca maliyet bazlı değil, pazar–rekabet–talep dengesi üzerinden yönetilmek zorunda.
Maliyet–Kur Makası: Göz Ardı Edilemeyecek Gerçek
2025 Ekim ayında enflasyon %32,87 seviyesindeyken, otel maliyetleri %50’nin üzerinde artış gösterdi. Aynı dönemde dolar kuru %22 arttı.
Bu üç veri bir araya geldiğinde karşımıza net bir gerçek çıkıyor:
Maliyetleri yalnızca kur artışına yaslayarak karşılamak mümkün değil.
Yaklaşık 28 puanlık makas, sektörün neden marj baskısı yaşadığını açıkça anlatıyor. 2026’da işletmeler için asıl mesele, bu maliyet baskısını piyasanın kaldırabileceği fiyat seviyeleriyle optimize etmek olacak.
2026: Büyüme Potansiyeli ve Yönetilmesi Gereken İnce Denge
Yıl sonu tahminleri, Türkiye’nin 50 milyonun üzerinde ziyaretçi ve 64 milyar dolara yaklaşan bir turizm geliriyle yılı kapatacağını gösteriyor. Kişi başı harcamanın yükselme eğilimi ise sektör açısından en umut verici gelişme. Çünkü artık rekabet turist sayısında değil, gelirin niteliğinde belirleniyor.
2026’da öne çıkacak stratejik başlıklar ise şöyle:
• Avrupa pazarında talebi korumak
• İngiltere ve Almanya’da erken rezervasyon momentumunu sürdürmek
• Fiyat hassasiyeti yüksek segmentlerde kaybı minimize etmek
• Pazar çeşitliliğini artırarak talep riskini azaltmak
• Deneyim odaklı ürünlerle kişi başı harcamayı artırmak
Turizmin büyüme potansiyeli güçlü. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, akıllı fiyatlama, rekabetçi konumlandırma ve ürün çeşitliliğinin etkin yönetilmesini şart koşuyor.
Yeni Bir Yılın Eşiğinde
2026’ya yaklaşırken, turizmin yalnızca ekonomik bir sektör olmadığını yeniden hatırlamakta fayda var. Turizm; ülkeler arasında köprü kuran, barışı besleyen, özgürlüğü çoğaltan ve kültürler arasında anlayışı güçlendiren en etkili alanlardan biri. Her ziyaretçi, her temas, her paylaşılan hikâye dünyayı biraz daha yakınlaştırıyor.
Bu yüzden yeni yıla dair beklentimiz sadece daha fazla turist ve daha yüksek gelir değil; aynı zamanda daha fazla barış, daha fazla sağlık ve insanların özgürce keşfedebileceği bir dünya.
2026’nın tüm turizm paydaşları için umut, başarı ve huzur getirmesini diliyorum.
Mutlu Yıllar.