Adil olmak, herkese eşit mesafede kalmayı başarmak, bir başka deyişle Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmek... Bunlar neredeyse insanlık tarihinin başlangıcından beri geçerli kurallar. Din kitapları da ders kitapları da bunu yazar; anneler, babalar çocuklarına bunu nasihat eder.
Anlayana...
Dünden beri çarşı yine karıştı, önce acentalara feyk bir adresten TÜRSAB yönetiminin FETÖ ile ilişkili olduğunu ihbar eden; birbiriyle çelişen, ciddiye dahi alınmayacak, tipik bir “çamur at, izi kalsın” mesajı yollandı. Ama sektörün deneyimli isimleri ve platformlar bu oyuna düşmedi ve gereken tavrı koydu.
Kendine en sert muhalefeti yapan kişi ve kurumlar dahi bu konuda yanında yer almışken Başaran Ulusoy ve yönetim kurulundaki arkadaşlar ne yaptılar? Sanki suçlu gibi, gereksiz bir panik halinde garip bir savunma talihsizliğine düştüler ve bu kurumun ciddiyetine yakışmayacak itham ve ifadelerle dolu bir yanıt verdiler. TÜRSAB’ın duyurusu çeşitli platformlarda yayınlandı, bu nedenle detaya girmiyorum, ama yazının son bölümü çok çirkin ithamlarla dolu idi. Yönetimin kendini savunduğu isimsiz mesaj ne kadar saçma ve acımasız ise, onlar çok daha beterini yaptılar ve sözü dolandırıp, Ankara’daki BYK seçimlerine getirerek adeta yargısız bir infaz eylemine giriştiler!.
Oysa TÜRSAB’a yakışan (şayet varsa) elindeki bilgi, ya da şahitlerle olayı mahkemeye taşımak ve hakkını adli kanallarla aramaktı. Şimdi büyük olasılık haksız itham ve itibarsızlaştırma girişimi nedeniyle kendilerine karşı dava açılacak.
Alt tarafı bir BYK seçimi, önceki seçim demokratik haklar çerçevesinde yapılmış, bir ekip göreve gelmiş, bunu kabul edip kendi işine bakmak yerine önce başkanı, sonra tüm yönetimi şaibeli ve hukuk dışı iddialarla görevden almak, sonra mesnetsiz bir laf kalabalığının ardına sığınıp, BYK’ların ve meslektaşlarının itibarları ile acımasızca oynamak… Bu nasıl bir hezeyandır? Neyin kinidir? Nasıl bir itibarsızlaştırma ve ötekileştirme hareketidir; anlamak mümkün değil!
Zaten konu dava süresinde ve unutmamak gerekir ki, uluslararası masumiyet karinesi gereği, suç kesinleşmediği sürece kimse hükümlü sıfatıyla değerlendirileme. Yine evrensel hukuk kurallarına göre, bir kişinin masum olduğunu kanıtlamasına gerek yoktur; kişinin suçluluğunun kanıtlanması esastır. Bunu da ancak dava sonunda görebileceğiz.
Başaran Ulusoy çok uzun süren yöneticiliği süresince benzeri sayısız davranışta bulundu. Sırf muhalif diye onlarca meslektaşının belgelerini iptal etti: Baskıcı ve adil olmayan politikaları ile pek çok kişiyi mesleğinden bezdirdi: “Devlet ve Damatla kavga etmem” deyip, koca sektörü mağdur etti.
Başaran Ulusoy öyle biri ki; İsmini dahi açıklamaktan aciz, korkak, densizin teki bir mesaj attı diye sayfalarca duyuru yayınlıyor. Ama aynı duyuruda kendisine yapılan haksızlığın beterini bin beterini meslektaşlarına yapabiliyor. Pes yani, sözün bittiği yer burası olsa gerek. Arkadaş senin derdin üzüm mü yemek, yoksa bağcı mı dövmek? Neye kime bu öfke; bu kin ve bitmeyen hırs? Orta Anadolu BYK’nın bizim bilmediğimiz bir önemi mi var? Madem seçimi tekrarlıyorsun, neden tarafsız kalmak yerine konuyu çarpıtıp, algı oyunları yapmaya çalışıyorsun?
Son sözüm Orta Anadolu BYK seçimlerinde oy verecek meslektaşlarıma. Yapılan haksızlıklar ortada. TÜRSAB, üyelerine karşı kabul edilemez bir adaletsizlik ve agresiflik içinde. Bu koşullarda tekrarlanacak olan seçimde, görevden alınan meslektaşlarımız dışında bir başka ekibin daha aday olması, demokratik teamül gereği, ama ben Ankara’nın yine Kılıçaslan Karapıçak ve arkadaşlarının tercih edeceğine inanıyorum.