Kırk yıllık hatır…

Hüseyin Bölük
Hüseyin BölükYiyecek İçecek Direktörü
14 Aralık 2020, 12:54

Başlıktan da anlayacağınız üzere bugün ki yazımızdan mis gibi kahve kokuları gelecek. Gelecek gelmesine de biraz acı olacak kahvemiz. Çünkü kısa bir kahve tarihi bilgilendirmesinden sonra konu yine bizim DNA’mıza gelip çatacak maalesef.

M.S. 8. yüzyılda Habeşistan (bugün ki Etiyopya) da keşfedilen kahve Kanuni Sultan Süleyman döneminde yani 16. Yüzyılın başlarında Yemen Valisi Özdemir Paşa sayesinde Osmanlı’ya ancak gelebilmiştir.

O dönemde İstanbul’da ilk kahvehane açılmış ve sonrasında sayıları kısa sürede artmıştır.

Yani demem o ki Türk Kahvesi ismini öğütme ve pişirme tekniğimizden almaktadır. Yoksa ülkemizde kahve yetiştiğinden falan değil.

Hâlbuki 1683 te Osmanlı Viyana kuşatmasından dönerken yanlarında getirdikleri çuval çuval kahveleri orada bırakmışlar ve bunu hayvan yemi zannedip imha etmeye çalışan Avusturyalılar Osmanlıda casus olan bir hemşerilerinin araya girmesi ile güzelim kahveler telef olmaktan kurtulmuş ve Avusturyalılar bu sayede de kahve ile tanışmışlardır.

Nereden nereye demekten kendinizi alamıyorsunuz değil mi?

İtalyanlar ise bizim gibi:

‘’-Ben dedemden böyle gördüm eski köye yeni adet getirmeye ne gerek var canım’’ demediklerinden, kahvenin kimyasını inceleyip, türlerine göre ayırıp hatta kitabını yazıp olaya bilimsel bir boyut kazandırmalarından mütevellit, bugün petrolden sonra en çok ticaret hacmine sahip olan kahve pazarında tartışılmaz liderdirler.

Geçen ay ailemle yapmış olduğum iki günlük Safranbolu gezimizde değerli şefim Osman Mahir Balıkçı sayesinde ülkemizde sayılarının artmasına müthiş derecede ihtiyacımız olan bir Beyefendi Semih Yıldırım ile tanıştım. Dünyadaki ilk ve tek ‘’Türk Kahvesi Müzesi’’ kurucusu olur kendileri.

Yanlış duymadınız! Safranbolu’da bir Türk Kahvesi Müzesi var. Hem de çok özel nadide eserlerle dolu, muazzam hikayelerle taçlandırılmış, 150 yıllık tarihi bir binada kurulmuş otantik bir müze. Semih Bey’in anlatımıyla gururlanıyor, tüylerinizin diken diken olduğunu hissediyor adeta zamanda yolculuk yapıyorsunuz.

Sonrasında her birinde ayrı hikayeler, sevdalar gizli olan, ev yapımı, zengin kahve çeşitlerinden bir tanesini yudumlarken kahve konusundaki cahilliğinizle yüzleşiveriyorsunuz aniden. Menüdeki tüm kahve çeşitlerini deneyip, hikayelerini dinlemek için müzeyi aynı gün içinde birkaç kez ziyaret etmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Tanışma şansınız olur ve sohbet edebilirseniz ‘’Anadolu’nun kayıp kahveleri’’ kitabı yazarlarından biri olan Atilla Narin Bey’in anekdotları ile bu alanda resmen doktora yaptığınızı hissedersiniz. Doktora derken laf olsun diye söylemiyorum çünkü kahvesinden, fincanına; dibeğinden, cezvesine her biri ayrı bir anlamlar silsilesi barındırıyor muhteviyatında.

Tabii bu konuda günümüzde atıl durumda olan veya bilinmeyen tarihi zenginliklerimizi dinlerken de içinizin sızlamasına hazır olun derim! Mesela, Eminönü’nde ünlü bir kahve firmasının hemen arkasında bulunan 16. yy başlarında kahvenin ilk kavrulup işlendiği binanın düne kadar atıl olmasını, bugünse pek bilinmediğini duyunca güleyim mi ağlayayım mı şaşıracaksınız!

Semih Yıldırım Bey bu işe hobi olarak başlamış ve yalnızca bir sene içinde inanılmaz yol kat etmiş. Kahveden milyarlarca liralar kazanan güzide şirketlerimiz bunu neden yapmamış da kendi yağında kavrulan bir kahve sever bunca cefaya katlanmış diye sual edecek olursanız ben de size ülkemizin vahim tablosu der ve kahveyi birden bire acılaştırırım.

Bu sualdeki derin anlamamı yanalım; elin Avrupalısından yüz kusur sene önce tanışmamıza rağmen sahiplenemediğimize mi? Yoksa tıpkı Semih Bey gibi Kapadokya’daki Mustafa Paşa Köyü’nde oğlu Serkan Paydak Bey’le birlikte tırnaklarıyla kazıyıp büyük bir sabır ve azim timsali olan, dört bin civarında evrensel ve yöresel oyuncak bebeği kıyafetleri ile yapan, her birini hikayeleri ile yaşatan Türkiye’nin ilk el yapımı oyuncak bebek müzesini kuran, sonrasında burada uluslararası festival organize etme başarısını gösteren Sibel Hanımefendi gibi girişimci insanların bugünkü konumlarına gelene kadar ki süreçte çektiklerine mi hatta bugün dahi hak ettikleri saygı ve itibarı yeterince göremediklerine mi yanalım?

Gerçekten trajikomik bir milletiz vesselam. Üretmediğimiz, kültürümüze sahip çıkmadığımız, kendimizi geliştirmediğimiz bir yana dursun bari bunları yapabilen bir avuç değerli insanımızın kıymetini bilelim yahu! Bu hoyratlık nereye kadar gider böyle?

Semih Yıldırım, Atilla Narin ve Serkan Paydak Beyler, Sibel Hanımefendiler gibi değerlerin sayılarının artması, bizlerin ise turizmciler olarak bu tür girişimcilere hak ettikleri değerleri verebilecek bilince biran önce ulaşabilmemiz dileklerimle.

Not: Yazının sorumluluğu yazarına aittir. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; doğacak hukuki sonuçlardan site sorumlu değildir.
Etiketler:Hüseyin Bölük
Yorumlar
Semih Yıldırım
24 Mayıs 2021, Pazartesi 01:03
Değerli Dostum Hüseyin Bölük kalemine yüreğine sağlık bizi böyle güzel cümlelerle onurlandırdın Ülkemizin kültürel anlamda zenginliklerini gelecek kuşaklara anlatma misyonunda bizde bu anlamda karınca misali bir şeyler yapmaya çalışıyoruz Destekleriniz bizi mutlu ediyor Teşekkür ediyorum
Nazım Güler
07 Ocak 2021, Perşembe 12:51
"kırk yıllık hatır" yazınız için kendi adıma teşekkür ederim. Ben 30 yaşındayım, ilk okul dönemlerimde dayım sayesinde alıştım Türk kahvesine haftada 6 gün kesin 1 bardak içerim. Allah sizden razı olsun "kırk yıllık hatır" benim yaklaşık 19 senelik ayıbımı örttü. Bu yazıyı okuyana kadar sadece tükettiğimi fark ettim. Kaleminize sağlık.
Kubilay Onder
22 Aralık 2020, Salı 06:09
Degerli Huseyin chefim, Herbir yazinizda takip ediyorum oyle guzel ve bi o kadar manidar konulari ele aliyosuznuzki etkilenmemek elde degil. Ben yurt disinda bile turk kahvemizi anlatirken basit bir kelimelerle ifade etmeye calisiyordum. Ama farkina vardim ki bu konuda ne kadar cahil oldugumu gordum. Sayenizde bilgilendim ve etrafimizdakilere ve topluma daha anlamli turk kahvesini anlatabilecegim! Aydin chefin dedigi gibi turkiyeye geldigimde yaninizda bir aci kahve icip, o guzel bilgileri sizdende dinlemek isterim. Emeginize o guzel yureginize saglik! Selamlar!
Sercan Yılmaz
17 Aralık 2020, Perşembe 09:52
Değerli Dostum Hüseyin Bölük, Ağzına ve emeğine sağlık. Çok güzel konulara değinmişsin.Unutulmuş ve unutulmaya yüz tutmuş konulara da yeniden değer kazandırmışsın. Tebrik eder,başarılar dilerim. Saygı ve Sevgilerimle.
Serkan Paydak
16 Aralık 2020, Çarşamba 04:25
Sayın Hüseyin Bölük, "Kırk Yıllık Hatır" adlı makalenizi okudum ve çok beğendim. Müzemizi değerli makalenizde konu ettiğiniz için teşekkür ederim.Çok gelişmiş ülkelerde arkeolojik ve antik eserler alanı dışında tematik müzeler, bir ülkenin kültürel tanıtımında önemli bir yer tutar.Makalenizde konu ederek gösterdiğiniz hassasiyete,nezakete ve inceliğinize teşekkür ederim. saygılar sevgiler Serkan Paydak Kuratör- Genel Sanat Yönetmeni Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi
Fethi ALABAŞ
16 Aralık 2020, Çarşamba 07:23
Hüseyin kardeşim, kalemine, yüreğine sağlık çok güzel yorumlamışınız. Tebrik ederim. Yolun açık olsun. Selamlar, Sevgiler
Muhammed Hançabay
16 Aralık 2020, Çarşamba 06:52
Hüseyin ustam ellerine sağlık...Gerçekten bilmediğimiz çok değerli ve önemli bir konuyu özüyle anlattığın için çok teşekkürler.. Bu kadar önemli nir ürün ancak bu kadar değeri ve kıymeti bilinmeden tüketilir. Maalesef senin de bahsettiğin gibi 1600 lerde kültürümüze girmiş olan kahvenin hatırası 40 yıl değil, yazıyı okuduktan sonra 400 yıl olmuş hemde acı bir hatırası olmuş... Umarım toplum olarak sosyal medyada şebeklik yapanlara gösterilen itibarın çok daha fazlasını göstermek için bilinçli bir farkındalık oluştururuz. Aksi durumda daha çok acı hatırasına şahitlik edeceğimiz değerimiz elimizden kaybolup gidecek...Ellerine, emeklerine sağlık Hüseyin ustam??????
Serkan bozkurt
15 Aralık 2020, Salı 11:29
Başarılar usta
Muhammed Hançabay
15 Aralık 2020, Salı 02:24
Hüseyin ustam ellerine sağlık...Gerçekten bilmediğimiz çok değerli ve önemli bir konuyu özüyle anlattığın için çok teşekkürler.. Bu kadar önemli nir ürün ancak bu kadar değeri ve kıymeti bilinmeden tüketilir. Maalesef senin de bahsettiğin gibi 1600 lerde kültürümüze girmiş olan kahvenin hatırası 40 yıl değil, yazıyı okuduktan sonra 400 yıl olmuş hemde acı bir hatırası olmuş... Umarım toplum olarak sosyal medyada şebeklik yapanlara gösterilen itibarın çok daha fazlasını göstermek için bilinçli bir farkındalık oluştururuz. Aksi durumda daha çok acı hatırasına şahitlik edeceğimiz değerimiz elimizden kaybolup gidecek... Tekrar ellerine, emeklerine sağlık Hüseyin ustam??????
halil guldemir
15 Aralık 2020, Salı 12:58
harika bir araştırma beni geçmişe götürsün değerli ustam emeğine yüreğine saglik
Suleyman Altungeyik
15 Aralık 2020, Salı 12:51
Sayin ustam unutulmus degerlerimiz gun yuzune cikarmak gercekten guzel bir duygu.kahve gibi bircok kulanipta deherini bilmedihimiz urunler var.Yerli tohumlar mesela suan cogu tohum ital kendimize ozgu has tohumlar kalmadi .bir aci kahvenin 40 yil hatiri vardir bir tohum yeni gelecek demek saygilarimla
Öner çulfaz
15 Aralık 2020, Salı 10:42
Kalemine sağlık değerli büyüğüm abim yazmış olduğun yazılarını okuyup özellikle yemi nesilin birer örnek alması lazım diye düşünüyorum önceden bir fincan kahvenin hattı vardı şimdi ise gincan hatır soruyor eskiden ustalar saygı vardı abim sen aslında hepimizin dili oluyorsun kalemine sağlık saygı ve sevgilerimle
Mehmet Can yıldız
15 Aralık 2020, Salı 12:21
Tebrikler hüseyin bey ????
Suat Akyürek
15 Aralık 2020, Salı 12:08
Değerli şefim, öncelikle böyle bir müzenin varlığından bizi haberdar ettiğiniz için size teşekkür ediyorum. Keşke bu tür yaratıcı ürünlerin sayısı bu ürünleri ortaya koyan yaratıcı turizmcilerimizin sayısı çok daha fazla olsa... Bugün Avrupa’da bir ülkeyi gezdiğimiz zaman sayısız ilgi çeken bu tür deneyim sunan turisttik ürünlerle karşılaşıyoruz. Nitekim ülkemizde halen belirli ürün kalıplarının dışına çıkamadık. Tabii ki burada Avrupayı taklit edelim demiyorum. Ama bizde kendi yaratıcı ürünlerimizi/hizmetlerimizi oluşturalım. Kahve müzesi gibi... Kendimize özgü değerler yaratalım... Bu konuda sizin de yaratıcı yaşayan mutfak uygulamalarınızı takdir ediyorum. Sizin gibi yaratıcı, yenilikçi, araştıran turizmcilerimizin artması dileğiyle. Sağlıcakla Kalın...
Begüm Türkoğlu Bulut
14 Aralık 2020, Pazartesi 11:30
Hüseyin şefim, öyle güzel ve önemli konulara değinmişsiniz ki her yazınızda olduğu gibi bu yazınızda da öncelikle sizlere çok teşekkür etmek isterim böylesine bir farkındalık yarattığınız için, emeğinize sağlık?? Keşke bizlerde diğer ülkerler kadar coğrafyamızın, kültürümüzün , yemeklerimizin kıymetini bilebilseymişiz. Yazılarınızı her okuduğumda size son derece hak veriyorum. Umarım sizler gibi kıymetli insanlarımız sayesinde nokta kadar da olsa bir ilerleme kaydedebilir, ülkemizin güzelliklerini görebilir ve kıymetini bilebiliriz. Tekrar kıymetli bakış açınız ve emekleriniz için teşekkür ederim??
Aydın Şenol
14 Aralık 2020, Pazartesi 10:55
Kaleminize sağlık Hüseyin şefim. Yakın zamanda bir acı kahve içmek dileğiyle.
Özgür TAŞ
14 Aralık 2020, Pazartesi 07:42
Harika bir yazı.yüreğine sağlık usta.
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha