Yazarlar (Turizm Meclisi)

TÜRSAB ve EMITT

Nasih Demir
Nasih Demir
Destination Handling Services

Sevgili meslektaşlarım,

Bugün EMITT fuarı her türlü olumsuz hava koşullarına rağmen kapılarını 21. kez açtı. Hava koşullarından kastım, Beylikdüzü fuar alanına gitmek gerçekten işkence gibi... Hele bir de İstanbul'da soğuk yağmurlu yada karlı bir gün yaşıyorsanız , Taksim'den Beylikdüzü'ne gitmek tam bir işkenceye dönüşüyor. Bu yüzden bu işkenceyi şu an yaşayan meslektaşlarıma sabır ve güç diliyorum.

Fuarın konseptine, içeriğine, katılımcı portföy ve davetli sayısına girmek istemiyorum. Ben prensip olarak turizm fuarlarına karşı olan biri olduğum için, tarafgirlik polemiği yaratmak istemiyorum, ancak her şeye rağmen fuarın hayırlı olmasını turizmimize katkılar sunmasını diliyorum.

Bir yandan fuarlar bir yandan devlet yetkililerimizin farklı pazar arayışları inşallah turizmimize yeni bir ivme kazandırır.

Gerçi dünden itibaren bazı gelişmeler bizi heyecanlandırdı kötü giden turizmimize belki bir soluk aldıracak bu gelişme; Mozambik, Tanzanya ve Madagaskar gibi yüksek potansiyelli ülkelerden vizesiz gelecek turist sayılarının da bu yılki turizm sezonumuza katkı sunacağını düşünmek lazım . Mozambik ile karşılıklı vizeler kalkıyor, yaklaşık 25 milyon nüfusu olan doğu Afrika'nın bu fakir (kişi başı milli geliri yaklaşık 900 USD) ülkesinin gelişmiş batıya göç edebilmek için kullanacağı yeni bir güzergahın Türkiye olacağı varsayımı da oldukça yüksek.

Turizm kötü hatta kötü ötesi, turizm mesleği, turizm işi ile iştigal eden insanlarımız meslektaşlarımız moralsiz, umutsuz ve çaresiz durumdalar. Yurt dışındaki ilk 4-5 turizm fuarından elde edilen erken veriler 2017 yılının özellikle Avrupa pazarı açısından çok daha sıkıntılı geçeceği görülüyor. Yurt dışında Türkiye hakkında (her ne şekilde oluştuğunu tartışmayacağımız) algı ve imaj durumun her geçen gün kötüye gitmesine sebep oluyor. Tüketici çok istemesine rağmen şu anda rezervasyon tercihini, yönünü ve yüzünü Türkiye'ye çevirmiş durumda değil. Geçen yıl kaybedilen turist sayıları ve yüksek düzeydeki gelir kayıplarını daha hiçbirimiz hazmetmemişken, 25 ocak tarihli veriler bizim bu sene de yine çok kötü bir sezon yaşayacağımızın emareleri ile dolu.

Hal böyle olunca turizmci moral olarak çöküntü içinde ortam gergin, konuşmalar sert, tartışmalar kutuplaşmalara doğru gidiyor. Tam da bu ortamda meslek örgütümüzün yöneticileri başta Sayın Başaran Ulusoy olmak üzere yönetim kurulu üyeleri yangına körükle gitmekten imtina etmiyorlar. Üyelerine moral , motivasyon, destek, birleştirici davranma, koruma kollama, yanında olma hissi vermek gibi davranmak bir yana, kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmek, aba altından sopa göstermek, bağırmak, hiddetlenmek üst perdeden susmalarına emretmek gibi çağdışı, demokratik olmayan tutum sergiliyorlar.

Hiçbir üyemiz, hiçbir turizmci bu yaşadığımız günlerin sebep unsurları içinde bulunmamıştır, işlerin kötü gitmesi, turizmin tabiri caizse yere çakılması bizlerin ne suçu ne günahı ne de aklından geçenidir. Bu durumu yaratan unsurları hepimiz biliyoruz. Öte yandan bu durumun ne kadar süreceği, mevcut durumun daha ne kadar kötüleşeceği, düzelmeye yönelik işaretlerin olup olmadığı konusunda herkesin kafasında oluşmuş çeşitli fikirler mutlaka vardır. Ama önemli olan kurumsal anlamda çözüm ve temel anlamda turizmin rehabilitasyon sürecine sokulup derhal eski durumuna getirilmesine yönelik adımların olmamasıdır bizi yarınlar hakkında umutsuz kılan.

Böylesi de facto bir durumda Meslek örgütümüz TÜRSAB ve Turizm bakanlığı turizmcilere sırtını dönme lüksü yoktur. KOSGEB dendi bankalar başvuran üyelerle alay eder gibi geri çevirdi (çünkü KOSGEB'e ihtiyaç duyan işletmelerin geçmiş dönem borçlarının kapatılması şartı ile karşı karşıya kaldılar). Borç yapılandırmalarından bahsedildi, üyelerin randevularına bile ilgili kurumlar cevap vermediler. İşte turizmci bu tür durumlarla karşılaştığı için

- bağlı bulunduğu meslek örgütünün kendisine sahip çıkmadığını düşünüyor

- devletin çok da aslında kendisini düşünmediği hissine kapılıyor

- ister istemez bu TÜRSAB ne işe yarıyor diye soruyor ve gümbürtü de işte orada kopuyor

TÜRSAB dediğimiz birlik hepimizin ortak kurumudur, ve böyle olması da gerekiyor. Ama acaba gerçekten öyle mi? Son zamanlarda sosyal medyada anlatılanlara bakılırsa korkunç şeyler oluyor (anlatılanlar doğrudur demiyorum çünkü bilmiyorum ama eğer söylenenlerin bir yada bir kaç tanesi bile doğruysa bu çok vahim bir şeydir).

TÜRSAB şahısların hiçbir zaman koruyucu kollayıcı zırhı olmamalıdır. TÜRSAB'ı kimse yıpratmamalıdır, ancak TÜRSAB üzerinden de kimse mazlum edebiyatı yapmamalıdır. Bu kurum hak ettiği şekilde yönetilmeli, hak ettiği saygın konuma getirilmelidir.

TÜRSAB asıl iştigal alanı ile ilişkilendirildiği zaman sorun yok zaten, TÜRSAB başkan ve yöneticileri de kurumun asıl amacı doğrultusunda genel kurulun onlara yükledikleri misyonu yerine getirmelidirler. Bu misyon ve görev tanımlamasını detaylıca anlatmamıza gerek yok ama asgari düzeyde meslek örgütü mensuplarının mesleklerini iyi icra etme, onlara sinerji sunma, onlara itici güç olma konusunda, sorunlarını çözme konusunda hukuki ve bürokratik destekleri verme noktasında azami gayret göstermeli. Örneğin Biletleme , taşımacılık, incoming, outgoing, MICE, spor, toplantı, tour operatörlüğü,yatçılık, rent a car gibi faaliyetlerde iştigal eden üyelerimizin karşılaştığı yerel ve ulusal onlarca sorun ve engel konusunda bu üyelere ne kadar destek olabiliyor? Örnek, THY ve diğer havayolu şirketlerin bilet satan acentalarımızın komisyonlarına göz diktiklerinde kurum bu acentalarımızın haklarını ne kadar koruyabiliyor, onları ne kadar savunabiliyor yada savunuyor mu?

Hac ve Umre faaliyetlerinden yararlandırılmak belli bir kesimden ibaret mi? bu konuda Türsab ne kadar hakkaniyetli davranıyor?

İncoming işi yapan acentalarımızın faaliyetlerinde dönem dönem tatsızlıklar oluşuyor, mesela benim acentamın yıllarca Türkiye'deki incoming hizmetlerini yaptığı Hollanda kökenli tour operatörü OAD Reizen aniden iflas ettiğinde, Türkiye'de o dönem konaklayan turistlerin konaklama, ulaşım, geri gönderilmeleri ile ilgili bir TÜRSAB kurumumdan bir kişi bile aramadı, süreci tamamen kendi imkanlarımızla sürdürdük ve sonuçlandırdık. Buna benzer o kadar çok örnek verilir ki, bunları TÜRSAB yöneticileri de eminim ki biliyorlardır. Kısaca TÜRSAB üye sayısına bakmaksızın bütün üyelerin eşit mesafede tutulduğu bir kurum olmalı. TÜRSAB kimsenin özel amaçlarına ulaşması için bir araç olmamalı.

Fuarlara karşı olduğumu söylüyorum bu benim kişisel fikrim, kurumsal olarak TÜRSAB benim gibi düşünmemeli.

O halde bugün TÜRSAB yetkilileri ile neden Türkiye'nin turizm alanında bu en büyük fuarına katılmıyor?

Saygılarımla...

Yorumlar (0)