Hiç duydunuz mu, bir şehrin “Dünya Kitap Başkenti” seçildiğini? Kulağa romantik, hatta biraz da masalsı geliyor… Ama bu kez hikaye gerçek. UNESCO, 2026 yılı için bu unvanı Fas’ın başkenti Rabat’a verdi. Ve böylece Atlantik’in esintisine, kitapların kokusu karıştı.
Rio de Janeiro’nun ardından bu onura layık görülen Rabat, artık yalnızca Fas’ın yönetim merkezi değil; bilgiyi, sanatı ve kültürü aynı potada eriten, düşüncenin nabzını tutan bir şehir.
UNESCO Genel Direktörü’nün sözleriyle: “Rabat, bilgiyi ve sanatı tüm çeşitliliğiyle aktaran kültürel bir kavşaktır. Gelişen yerel kitap endüstrisi, eğitimin ilerlemesinde kritik bir rol oynuyor. Bu çabalar UNESCO’nun misyonuyla birebir örtüşüyor.”
Bir şehir düşünün; sokaklarında mürekkep kokusu var, duvarlarında eski bir medresenin gölgesi. Ama asıl büyü, geçmişin bilgeliğiyle bugünün merakını birleştirmesinde. Rabat, artık yalnızca haritada bir nokta değil, kelimelerle nefes alan bir organizma. Kültürün, sanatı ve bilginin merkezinde olduğu bir şehir politikasıyla dünyaya yeni bir sayfa açıyor.
KİTAP; BİR VİZYONUN İFADESİ; UNESCO’nun “Dünya Kitap Başkenti” unvanı, sadece “okuma alışkanlığını teşvik ediyoruz” demek değil. Bu, bir toplumun bilgiyle barış yapma kararlılığı anlamına geliyor. Rabat’ta kitap sadece kütüphanelerde değil; meydanlarda, otobüs duraklarında, sahil yürüyüşlerinde. Kısacası hayatın tam ortasında. Orada kitap, bir nesne değil, kamusal bir bilinç aracıdır. Bir şehrin nasıl düşündüğünü, neye değer verdiğini, geleceğini nasıl kurguladığını anlatır. Ve düşünmek, tıpkı okumak gibi sessiz ama dönüştürücü bir eylemdir.
Rabat bunu fark etti: kitap okunan değil, yaşanan bir şeydir.
Peki, bize ne söylüyor bu hikaye? Türkiye… bin yıllık tarih, sonsuz hikaye, her taşında bir medeniyet. Ama kültürle kurduğumuz ilişki hala “etkinlik” düzeyinde. Bir medeniyetin mirasçısıyız ama mirasın içindeki kitabı, sesi, hikayeyi yeterince açmıyoruz.
Rabat, bize sessiz bir ayna tutuyor: Çünkü mesele bir unvan değil; mesele bir vizyonu şehir politikasına dönüştürebilmek. Fas, bunu yaptı. Kültürü tanıtım aracı değil, bir kimlik inşa etmenin temeli haline getirdi.
Bizdeyse kültür, çoğu zaman afişlerde asılı kalıyor, raflardan sokağa inmiyor. Hep söylüyorum; turizm, sadece yatak doluluk oranlarıyla ölçülmez. Bir ülkenin kültürel hikayesini nasıl sattığı, dünyaya neyi göstermek istediğiyle ilgilidir. Gerçek turizm, ekonomiden önce duyguda başlar. Bir kenti “görmek” değil, “anlamak” ister insan. Rabat bunu anladı; bizse hala tanıtım filmiyle hikaye anlatmaya çalışıyoruz.
Kitap, Rabat’ta sayfalardan taşan bir hayat biçimi. O yüzden UNESCO’nun bu seçimi, sadece kültürel bir onurlandırma değil, bir düşünce devrimi. Şehir, kadınların ve gençlerin okuma alışkanlığını güçlendiren projeleri, kitap erişim kampanyaları ve halkın katılımıyla düzenlenen edebiyat etkinlikleriyle “bilginin demokratikleşmesi” için çalışıyor.
Rabat aynı zamanda, Afrika’nın önde gelen uluslararası kitap fuarlarından birine ev sahipliği yapıyor; 54 yayınevi, bağımsız kitapçılar, yazarlar, kütüphaneler bir arada. Kısacası, bilgi artık sadece duvarların ardında değil, sokağın ortasında. Ve bu, kültürün ekonomiye değil, ekonominin kültüre hizmet ettiği nadir örneklerden biri.
Ve tam burada, uzak ama aynı ruhu taşıyan bir şehir geliyor akla: İstanbul. Rabat’ın kardeş şehri… Bir zamanlar Doğu ile Batı’nın kesiştiği, fikirle ticaretin, sanatla inancın iç içe geçtiği şehir. Bugün Rabat neyse, bir zamanlar İstanbul da oydu: medeniyetin hafızası. Belki de bu yüzden, iki şehir birbirine benzer bir hatırlatma yapıyor:
“Bir ülkenin kimliği, sadece binalarında değil, anlattığı hikayelerde yaşar.”
Türkiye’de kültürle turizm hala iki ayrı başlık gibi okunuyor. Oysa biri olmadan diğeri eksik kalıyor. Bir ülke, turizmini kültürle, kültürünü de düşünceyle beslemediği sürece, sadece misafir ağırlar ama iz bırakamaz. Belki de Türkiye’nin turizm vizyonunda eksik olan şey tam da bu: Bir şehir turizmini “görmekle” değil, okumakla beslemeye başladığında gerçek hikaye başlar. Çünkü bir medina da, bir han da, bir kervansaray da sessizdir ancak içinde bir cümle yankı bulursa canlanır.
UNESCO’nun Rabat’a verdiği unvan, bize bunu hatırlatıyor: Bir şehrin kaderini değiştiren şey yollar değil, cümlelerdir. Ve o cümleler bazen bir kitapta değil, bir duvarda, bir meydanda, bir çocuğun defterinde saklıdır.
Rabat 2026 boyunca kitapla yaşayacak. Bizse belki hala turizmi kültürden, kültürü de fikirden ayrı planlamaya devam edeceğiz. Ama bir gün umarım çok uzak değil bir şehre bakarken “burada okunacak bir hikaye var” diyebileceğiz.
Çünkü turizm rakamlardan ibaret değil; bir ülkenin dünyaya yazdığı cümledir. Ve o cümlenin içinde, Rabat’la İstanbul yan yana duruyordur biri kelimelerin, diğeri duyguların başkenti olarak.
Ben ise bu satırları, iki şehir arasında bir köprüde, Rabat’ın kelimeleriyle İstanbul’un ruhu arasında bir yerden yazıyorum… Marakeş’ten bildiriyorum.
