Haberler

Alper Önder: Türkiye’de yatak kapasitesinin yüzde 90’ı yerel markalarda

TIF 2026’da konuşan Divan Grubu Genel Müdürü Alper Önder, Türkiye’de yatak kapasitesinin yüzde 85-90’ının yerel markalardan oluştuğunu belirterek, yeni normalde çevikliğin ve adaptasyon gücünün Türk markalarını avantajlı konuma taşıdığını söyledi.

Alper Önder: Türkiye’de yatak kapasitesinin yüzde 90’ı yerel markalarda

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TTYD) tarafından düzenlenen Tourism Investment Forum (TIF) 2026’da gerçekleştirilen “Türkiye’nin Kendi Marka Otelleri: Trendler, Zorluklar, Fırsatlar” panelinde, moderatörlüğünü Paloma Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Ece Tonbul’un yaptığı oturumda konuşan Divan Grubu Genel Müdürü Alper Önder, Türkiye’nin yerel otel markalarının mevcut konumunu ve gelecek perspektifini değerlendirdi.

“Yatak kapasitesinin yüzde 85-90’ı yerel markalar”

Önder, Türkiye’de turizm işletme belgeli toplam yatak kapasitesinin yaklaşık yüzde 85’inin küçük ve yerel markalardan oluştuğunu belirterek, belediye belgeli tesisler de eklendiğinde bu oranın yüzde 90’lara çıktığını söyledi.

“Bu küçük Türk markaları diye konuştuğumuz zaman, yatak kapasitesi olarak çok önemli bir adetten bahsediyoruz Türkiye’de” diyen Önder, yerel markaların önümüzdeki dönemde dünyadaki gelişmelerle kıyaslandığında avantajlı bir noktaya geldiğini ifade etti.

“Dünya artık belirsizliği yönetmeye gitmiş durumda”

Son yıllardaki küresel gelişmelere dikkat çeken Önder, “Dünya artık yeni normale, belirsizliği yönetmeye gitmiş durumda. 20 yıl önce düşünemeyeceğimiz noktalara gelmiş durumdayız” dedi.

Yeni normalde adapte olabilmek için daha çevik olmak gerektiğini vurgulayan Önder, “Ülkemizdeki koşullardan dolayı alışığız. İyi bir şey mi göreceli bir kavram ama bugünkü dünya koşullarında iyi bir şey” ifadelerini kullandı.

“Yerel markalar sürat teknesi gibi”

Yerel markalar ile büyük zincirleri karşılaştıran Önder, “Yerel küçük Türk markalarını sürat teknesine, büyük zincirleri tankere benzetecek olursak, onların manevraları zaman alıyor” dedi.

Uluslararası zincirlerin çok sayıda prosedürle hareket ettiğini belirten Önder, yerel markaların fiyatlama ve talepteki dalgalanmalara daha hızlı cevap verebildiğini, misafiri elde tutma konusunda daha esnek davranabildiğini söyledi. Ancak elverişsiz koşullarda savrulma riskinin de daha yüksek olduğuna işaret etti.

Önder, yerel markaların bir diğer avantajının ise Türkiye’de bulunan ortamın yerlisi olmaları sebebiyle, ekonomik ve kültürel olarak daha hızlı adapte olduklarını vurguladı.

“Misafir beklentileri kişiselleştirilmiş deneyime kayıyor”

Misafir beklentilerinin geçmişe kıyasla daha fazla kişiselleştirilmiş deneyimlere yöneldiğini belirten Önder, Divan Grubu olarak misafiri merkeze koyduklarını ifade etti.

Divan’ın çok segmentli bir yapıya sahip olduğunu hatırlatan Önder, otelcilik dışında restoran, hastane kafeteryası, çikolata-pastane, venue yönetimi ve catering alanlarında da faaliyet gösterdiklerini söyledi.

Üç yeni otel projesi

Büyüme stratejilerinde önceliğin oteller olduğunu belirten Önder, önümüzdeki dönemde şehir ve resort segmentinde üç otel açmayı planladıklarını ve bunların kendi yatırımları olacağını dile getirdi.

Yurtiçi ve yurtdışında fırsatlara açık olduklarını ifade eden Önder, hâlihazırda beş management otelleri bulunduğunu, doğru lokasyon, doğru fırsat ve doğru zamanlamayla farklı modelleri de değerlendirebileceklerini söyledi.

Özellikle güçlü oldukları pastane tarafında yurtdışında, özellikle Orta Doğu’da büyüme fırsatlarını ciddi şekilde takip ettiklerini belirten Önder, önümüzdeki 2-3 yılda bu bölgeye odaklanmayı planladıklarını kaydetti.

Sadakat programı ve “havuzu büyütme” çağrısı

Global markaların en büyük avantajının yüz milyonlarca üyeye sahip sadakat programları olduğunu belirten Önder, yerel markaların bu alanda dezavantajlı olduğunu söyledi.

Divan’ın bir yıl önce hayata geçirdiği “Divan Life” sadakat programını geliştirdiklerini ifade eden Önder, haftalık ölçüm metodlarıyla programı büyütmeye çalıştıklarını kaydetti.

Asıl odaklanılması gereken konunun pastayı büyütmek olduğunu ifade eden Önder, “Yaklaşık 65 milyar dolar gelir, 64 milyon turist ve yaklaşık bin dolar kişi başı harcamadan bahsediyoruz. Dünya ortalaması 1250 dolar. Önümüzdeki 5 yıl içinde 100 milyar dolar gelir, 80 milyon turist dediğimiz zaman kişi başı 1250 ortalamaya geliyorsunuz zaten. Bence bunu nasıl yapabilirize odaklanmak daha önemli hepimiz için” dedi.

Önder, deniz-kum-güneş turizmine ek olarak kültür, gastronomi ve sağlık turizmine odaklanılması gerektiğini vurgulayarak, “Üç tane temel alan bence şu anda, deniz kum güneşin üzerine ilave edebiliriz. Bir kültür. İkincisi gastronomi. Biz aslında ciddi bir gastronomi kültürüne sahibiz. Bunu çok net bir şekilde ön plana çıkarırız. Üçüncüsü de sağlık turizmi. Bu ivmeyi daha da yukarı çekebiliriz Türkiye'de. Deniz kum ve güneşten de vazgeçmezsek, yanına bunları koyarsak o rakamları 5 yıl içinde yakalayabilir Türkiye" dedi.

 

Yorumlar (0)