Yazarlar (Turizm Meclisi)

Eski köye yeni adet

Hüseyin Bölük
Hüseyin Bölük
Bozdağ Film Platoları Yiyecek İçecek Direktörü / Şef

Kıymetli okurlarım,

“Eski köye yeni adet getirme” sözüne hepimiz aşinayızdır değil mi hatta bir de buna benzer bir de “İcat çıkarma” sözü vardır.

Millet olarak sıkça kullandığımız kalıplaşmış özlü sözlerin başında gelir kendileri.

Bu yüzdendir ki Avrupa’ya göre yüz ila yüz yirmi sene önce sahip olduğumuz kahvede İtalyanların lider oluşu. On beşinci yüzyılda Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın sarayına getirilmiş, Topkapı Sarayı’nda Sultan Süleyman’ın şefleri tarafından dünyada ilk defa kahve çekirdeklerini tavalarda kavurmuş, soğudanlıklarda soğutmuş, dibeklerde öğütmüş ve közde bakır cezvede ağır ateşte pişirmişiz. Böylece tüm dünyada “Türk Kahvesi” markası çıkmış ortaya. Hatta dünyanın ilk sütlü kahvesini de o zaman Mihriban Hatun için yapmışız. Ne güzel değil mi?

Peki, neden bu kadarı ile yetindik? Neden İtalyanlar gibi işi bilime dökemedik; başka ülkelerin çekirdeklerinin özelliklerini araştırıp onları harmanlayıp karışımlar ortaya çıkaramadık. Neden ticaretinde bu denli geride kaldık?

Bence tüm bunlar, işte o kör olasıca “Eski köye yeni adet getirme” düsturundan mütevellit!

Ancak artık Türk şefler kabuklarını kırdılar. Eskisi gibi İstanbul’daki uluslararası zincir otellerin başında artık yabancı şefler yok. Hatta dünyanın pek çok ülkesinde zengin mutfak kültüründen dolayı Türk şefler aranılan profiller haline gelmiştir. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki şeflerimiz bunu kendi mutfaklarını çok iyi bilip, bunu yabancı mutfaklar ile birleştirip ortaya koydukları füzyon çalışmalara borçludurlar.

Böyle uzun bir girişten sonra asıl mevzuya geleyim müsaadenizle. Hani hep deriz ya elin Yunan’ı bizim değerlerimizi sahipleniyor diye. İşte bizde Zeferan Restoranları (Sultanahmet-Kapadokya) ve Yaşayan Mutfak Ayasofya şubesi hatta bir de Kapadokya Kahve Müzesi olarak elin Amerika’sının eski köyüne adet getiriyoruz! Doğrusunu söylemek gerekirse çok da güzel yapıyoruz valla.

Girişimci şefler tüm dünyanın bildiği tavuk burgerin dondurmalı versiyonunu yapmışlar. Burger ve dondurma bir arada. Açık söyleyeyim yatırımcımız sosyal medyada tesadüfen görüp bana yönlendirdiğinde hatta ilk tadımlarda Amerikan tabiri ile “Wow! Omg! No way!” olmamıştım, ama bu ürünü Türk gastronomisinin değerlerinin başında gelen köy tarhanası gibi birkaç özel ürünle birleştirince milli bir şef olarak İşte budur! Dedim.

Çünkü inanılmaz bir şey çıktı ortaya. Bu tarifi ilk yapan şefin, buluşunun nasıl bir sanat eserine dönüştüğünü görmesini çok isterim doğrusu. Eminim ki bu eseri tadınca, başından kovboy şapkasını çıkarıp saygı duruşuna geçecektir. Bir üst paragrafta saydığım işletmelerimizde şimdiden “best seller” olmaya başladı bile.

Yine bazı okurlarım bu yazıyı kendi reklamlarını yapıyorlar olarak algılayabilirler lakin, burada asıl vurgulamak istediğim şudur ki; artık bir şeyler tersine dönsün. Araştıralım, bilimselleştirelim, daha çok çalışalım. Sahip olduğumuz değerleri başka kültürlerle doğru bir şekilde harmanlayalım.

Sadece bizim olanları yeniden yorumlamak yetmez, başkalarının kültürlerine de yorum katar hale gelelim. Asırlardır üzerinde yaşadığımız bu topraklar her bakımdan çok zengin. Herkes bizde kendine ait bir şeyler bulabilirler. Çünkü insanlığın hikâyesi bu topraklarda başladı ve tüm dünyaya yayıldı. İşte tam da bu yüzden dünya gastronomisine yön verip mutfaktaki Fransız hâkimiyetini tahtından indirebiliriz. Yapmamız gereken esasen çok basit. Eski köye yeni adet getirmeliyiz!

Bu kadar gölgede kaldığımız yetsin gayrı.

Yorumlar (0)