Bu gün yeni bir gün. Turizm Ajansı'nda yazmaya başlıyorum.
Yazmak mı ? Bu nasıl delice bir tutku ? Yüz yıllardır yazıyor insanlar, okunmadığını bile bile. Suya sabuna dokunmadık ne kalmış bu dünya da ki? Herkes her şeyi yazdıysa ben ne yazabilirim ki? Hadi yazdım diyelim; kimse okumaz ki; okunmaz ki. Ünlü yazarların kitabı bile iki binden az baskı yapılıyor ülkemde. Çaresiz kalmış insanlar tuvaletlere pisuarlara asıyor artık mesajlarını. Kafasını kaşıyacak vakti olmayan insanlardan artık ihtiyaç giderirken okuma umudu taşıyor.
Kimse yazmaz ise hayatta okunacak bir şey olmaz. Bu hayat okumadan yazmadan nasıl yürür ki? Düşünmeyen düşünemeyen, ölçmeyen ölçemeyen insanlar haline geliriz öyleyse biz.
Her şeye rağmen yazmalı insan.
2016 yılında binlerce insan işsiz kaldı. İşi olanlar da maaşını dahi alamadı. Siftah almadan kapandı acentalar, kira, stopaj, personel maaşı, sigorta... Ev kirasını ödeyemedim. Çocuğuma süt bile alamadım. Kimse duymadı. Ama silahlar hiç susmadı. En büyük yatırım suda, havada, karada zor koşullarda çalışan silahlar. İnsan kanıyla beslenen silahın tüccarları. Haberlerde bitip tükenmeyen bir savaş. Yüz yirmi dört UHD ekranda alıştık binlerce pikselden çok gelen ölü sayısına. Sınırda şehit, dağda şehit, çarşıda bakkalda sokakta şehit...
Bir tek ortak adı var yaşamın, ölüm yağıyor her yerde. Sokakta dans etmeye zorlanan insan. Alkışlanan ölümün kalleş yüzü. Yenik düştü iki yüzlü kalleş ihtilal.
İnsan kanıyla beslenen silah tüccarlarının salyaları akıyor mezarsız ölülerin üzerine. Yeni hikaye kitabım ‘’Değirmenden mektuplar’’için yana döne yayıncı kurum kuruluş arıyorum. Gözlüklerinin arkasından bakıp soruyor yayıncı; "Sen kimsin?"
Ben mi kim im?
Ben sahi kim im?
Kim olduğumu ne ispatlar benim!
Ben kimseyim; belki asıl insanlık hiç kimse. İşte burada diyorum yazdıklarım. Başını sallıyor yayıncı umut yok dercesine. Umutsuz yaşanmıyor. Yeni bir şeye başlamak kadar bana mutluluk veren hiç bir şey yok. Her gün ışığı gecenin karanlığını yerle bir ediyor. Güneş hiç durmadan bıkmadan her gün doğuyor. Biz gün ışığının doğuşunu bir kere bile göremesek bile hayat devam ediyor.
Yazmadan hiç vazgeçmediler. Sürgünler, hapisler, ölümler durduramadı yazıyı.
Ben de yazmaya geldim. Suya da sabuna da dokunmaya. Bütün okuyucuların gönül penceresini tıklatıyorum.
Ben yazmaya geldim.
Hoş geldim...