Geçen yazımda, yaşananlardan en çok etkilenen ve etkilenecek kesimlerin başında turizm çalışanları gelecektir demiştim. Bu yazımda da meseleye farklı açıdan bakarak çaresizliğe itilmeyi irdeleyelim.
Yaklaşık bir hafta önce acil bir iş için Ankara’nın kalbi Kızılay tarafına gittim. Atatürk Bulvarı üzerindeki büyük mağazalardan sokak başlarındaki simitçilere, ara sokaklardaki çiçekçilerden büfelere, yeme-içme mekânlarına kadar birçok yerin ya tamamen kapalı ya da kepenklerinin kısmen açık olduğunu görüp cadde ve sokaklarda az sayıda insanın bulunduğuna tanıklık ettim. Eve dönüş yolunda onlarca kapalı yerde, bir vakitler çalışanların şimdi ise ortada bırakılanların işsizliklerinin sonuçlarını düşünürken, kendi meslek grubum olan tur rehberleri ile turizm çalışanlarının durumlarını gözümün önüne getirmeye çalıştım. Turizm sektörü özelinden vereceğim örnekleri olumsuz etkilenen diğer meslek gruplarına ve çalışanlara uyarlamayı size bırakıyorum.
Biz tur rehberleri, seyahat acentalarının hazırlayıp tüketiciye yani gezginlere sundukları turlara yasa gereği rehberlik hizmeti sunarız. Bunun için -en basit haliyle- bir seyahat acentasına ve çalışanlarına, ulaşımı sağlayacak araç (otobüs, midibüs, minibüs gibi) ve sürücüsüne, gün içerisinde yeme-içme ve dinlenme aralarında hizmet alınacak yerler ile çalışanlara, paket tur ise konaklama için otel ve otelcilik hizmetini sunacak personele ihtiyaç vardır. Bunun dışında belki % 0,1 oranında ziyaret edilen mekân, ören yeri vb önünde “yerinde rehberlik hizmeti” sunan arkadaşlarımız olabilir. Ancak bu, verdiğim orandan da anlaşılacağı üzere yok denecek kadar azdır.
Gelelim mevcut ortam koşullarına…
30 büyükşehire kara, deniz, havayolu ile girişler ve çıkışlar durdurulmuştur. Turizm, yurt içi ve dışı insan hareketliliğinden doğduğuna göre bütün bunlar devlet eliyle sınırlandırılmış durumdadır. Yurt içi turizm faaliyetlerinin önemli bir kısmının büyükşehirlerden başladığını, bir tur organizasyonu için gerekli, mekân ve turizm çalışanlarının çoğunluğunun büyükşehirlerde bulunduğunu dikkate alırsak, getirilen sınırlamalar neticesinde saydığımız çalışanların tamamı ya işsiz kalmışlar ya da kalacaklardır. Kamu sağlığı ve güvenliği açısından devlet bazı tedbirleri elbette alabilir. Ancak alınan tedbirler, rehberler, acenteciler, otel çalışanları, taşımacılar, servis sunanlar gibi birçok turizm meslek grubunun devlet eliyle işsizliğe terk edilmesine sebep oluyor ve çözüm üretilmiyorsa, durum devleti yönetenler tarafından idrak edilmemiş demektir.
Oysa modern dünyada devletin vatandaşını işsizliğe veya çaresizliğe terk etmesi düşünülemez.
Açıklanan desteklerden yararlanma koşulları turizm sektörü çalışanları için imkânsıza yakındır. Örneğin, askıdaki personelin işe çağrılması ile kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılması öneriliyor.
Peki, düzenli olarak ve belirtilen sürelerde sigortası yatırılmamış, dönemsel çalışmış insanlar nasıl faydalanabilir bu imkândan?
Askıdaki personeli işe çağıran işveren kredi borcu içerisinde sezonu beklemiş ve personeline kısa çalışma ödeneği (*) dışında kalan kısmı ödeyecek gücü yoksa ne yapabilir?
Hatta en kötü olasılığı düşünerek iyi niyetli olmayan bir işveren çalışanını işe çağırıp devletin desteğini alırken, çalışanına, alacağı ücretin (destekler çalışanın kendisine ödenecektir) bir kısmını geri ödeme, bağış vb olarak vermesi halinde faydalandıracağını söylerse, çaresizlik içindeki emekçi buna ne diyebilir?
Görüldüğü üzere aklımıza hemen geliveren birkaç sorunun bile sağlıklı çözümünü bulamadık ve çalışanların yaşananlardan çok ağır bir şekilde etkileneceğini tahmin ettik.
Turizm sektörü, bünyesinde deneyimli profesyonellerin bulunması kaydıyla hızlı toparlanan, kolay istihdam üreten, sosyal hayata ve barışa da katkı sağlayan bir sektördür. Belirttiğim gibi devletin olumsuz koşulları bertaraf etmek üzere aldığı tedbirler neticesinde turizm emekçileri, olayların kendileri dışında gelişmiş olmasına rağmen hiçbir şekilde çalışamaz hale gelmişler hatta mecburen getirilmişlerdir. Durum böyle iken “Ne haliniz varsa görün, bize ne?” denilemez. Hayatının hiçbir evresinde turizm sektöründe çalışmamış ama atama veya tayinlerle başkentte önemli mevkilerde görev yapanlardan çok sık “turizmciler de hep ağlıyor, her şeyi devletten bekliyor” söylemlerini duyuyoruz. Onlara;
-Bir şarkıcının ağzını bantlayıp şarkı söylemesini isteyebilir misiniz?
-Bir sporcunun ya da koşucunun ayaklarından zincire vurulmuş halde maraton koşmasını bekleyebilir misiniz?
demek geliyor içimden.
Turizm emekçilerinin çalışma ortamını ortadan kaldırmışsanız çözümünü de sunmalısınız. Meslek mensubu olduğunu, turizm sektöründe çalıştığını belgeleyen ve ihtiyacı olduğunu bildiren herkese nakit desteği verilmelidir. Aksi halde bir süre sonra toparlanacak ne bir sektör ne de çalışan kalacak, yazık olacak…
*Kısa çalışma ödeneği, çalışanın maaşına göre değişmekle birlikte en az brüt asgari ücretin % 60’ı, en fazla da 1,5 katı olabilecektir.