O kadar çok gönül penceresi açtınız ki size minnettarım. Şimdi de kalbinize dokunabilmek için buradayım. Size söz veriyorum. Bakın bu söz taşa, bu kuşa bu da bir varmışız bir yokmuşuza. Bakın bu; su sesi, kadın sesi, para sesiyse nerede sessizliğin sesi? En son ne zaman duydunuz içinizdeki sesi? Yok öyle bir şey diyenler! Bu işittiğimiz sesler kimin sesi?
En kolay duyduğumuz, inandığımız içimizden gelen ses değil, dışardakilerin sesi.
Tren durdu. Fötr şapkalı, lacivert ceketli ve mavi gömlekli kırmız kravatlı bir adam bindi vagona.
-’’Ahh‘’ dedi.
Bütün sorun bu arka vagondaki yolcular, onlar olmasaydı her yer güllük gülistanlık olurdu. Bu şerefsizler var ya…
-“Kimsin sen?” diyecek oldu, ürkekçe gözlerini kaçırarak yolculardan biri…
-‘’Ben dü-zenim ‘’dedi. Adam:
- Soru sormayın, uygulayın... Düzenden yana olun, payınızı alın. Yoksaa kimsesiz, çaresiz, tek başınıza aç kalırsınız. Sizi kimse adam yerine koymaz, bütün hayatınız sefalet içinde geçer.
Treninin içi ekmek bulamayan, iş bulamayan, işi bir türlü rast gitmeyen insanlarla doluydu. Demek sorun kimsesiz olmalarıydı…
‘’Bakın bu bomba! Sizin için özel yaptık, bir şeye karışmayın, pimini çekin yalnızca‘’ dedi trendeki adam.
Tren durdu. Şık giyimli adam bir sonraki vagona bindi. Çaresizlik içinde dinledi yine insanlar. Kendinden çok emindi. Övgüler yağdırıyordu trendeki yolculara.
‘’Söylediğim gibi, sorun bu öndekiler, öndeki vagonun içindekiler. Bu şerefsizler var ya bu şerefsizler…
Herkes küfür etti öndeki vagonda giden hiç tanımadıkları insanlara. Söylendiği gibi bu en öndeki vagonun içindekiler olmasa her şey yolundaydı demek.
Bir önceki vagonda olan da tehditler yağdırarak aynı sözleri tekrar edip, cümlesinin sonunda da -“Yalnız bu dünyada değil öbür dünyada da cennetinize kavuşacaksınız. Bu bomba. Pimini çekin yalnızca…Gerisine karışmayın.” dedi.
Sonra üçüncü vagon, dördüncü vagon derken bütün vagonlardaki insanlara, sorunun öndeki vagonların içinde olan yolculardan olduğunu anlatıp parça tesirli bomba ve uzun namlulu silahları dağıttı ve hemen sonraki istasyonda indi.
-“Ölümlere boş verin, ölüleri saymayın gerek yok’’ diyordu trendeki adam.
Hayatımız cehenneme döndü. Her yerde insanlar katlediliyordu. Ölüm yağıyordu her yere.
Gazete satarak kazandığım para ile on kiloluk makarna almıştım. Boyum kadar torbayı avlu kapıdan sevinçle koşarak rahmetli anamın kucağına bırakıvermiştim. Yedi yaşındaydım. Benim ilk aşkım eve on kiloluk plastik torbasında getirdiğim Nuh’un Ankara makarnasıydı. Küçücük ellerimden öpmüş anam, gözyaşlarını akıtırken gururla okşamıştı saçlarımı. Gülen gözleri, sağına eğilmiş başı. Bir çocuğun hayal gücünün ulaşabileceği en yüce ne varsa onu düşlerdim.
Umutlarım gökyüzüne merdiven kurarken etrafımdaki her şey değişti. Hayatın tozu duman .
Trendeki adam her yerdeydi, hayatımızı alt üst etti. Ölümlere alıştık biz. Bize dokunmayan yılan bin yaşasına alıştık.
Bizim köyde at, eşek, tavuk, horoz, inek, koyun, kuzu, kaz, bir kaç köpek ile birlikte yaşardık. Öylesine dosttuk ki biz ineğimizin gözlerinden, eşeğimizin alnından öperdik. Kardeş gibiydik hepimiz.
Sonra köyümüzün dışındaki dünya ile de tanıştık. Hepsi trendeki adamın bahsettiği gibiydi. Yırtıcı hayvanlardan daha vahşi, sürüngenlerden daha hain hasta bir dünya ile. Altı böcek dolu bir kadavra sürüsü gibi hemcinslerimizle savaştırıldık biz.
Adı: İnsan’dı . Soy adımız : Kıyamet
‘’Ölüleri saymayın‘’ diyordu trendeki adam .Kendimize benzetemediğimiz kimseye yaşam hakkı vermiyorduk biz.
Kalbimde kırıklar, eçiş bücüş tutkular, alnımda çizgiler yüzüm kırış kırış, ürkütüyor beni aynalar. Gençken yaşlıyım, zaman kafes, gelecek kefen kendimi arıyorum ?Gökyüzü ne kadar temiz yeryüzü neden bu kadar kirli. Nereye gitsem kendimi de götürüyor düş kırıklığım. Bilinmedik bir el tarafından sonsuzluğa atılan kum tanesi gibiyim. Neyi giyersem giyeyim örtünmüyor çıplaklığım.
Yeryüzündeki kralı, trendeki adam ve ben yarattık.
Bu dünyayı ben çöle çevirdim, buzulları ben erittim. Gökyüzündeki asıl kralı göremedim, bahsetmedi trendeki adam. Karanlık bir kefen gibi sarmalıyor beni. Dalından koparılmış çiçek, kırık bir dal gibiyim. Yardım et bana toz zerreciğinin üzerindeki karınca. Senin gibi hayata tutunmayı öğret bana. Yirmi milyon kat daha fazla sayın bizim sayımızdan. Sizdeki huzur ve düzen yok bizden.
Güneşin doğuşunu görmek yağmurun sesini duymak istiyorum ben. Ayın gümüş rengini, lacivert gökyüzündeki parlayan yıldızları, denizin yosun kaplı ıslak kumlarını, dalgalarını, köpük köpük kıyıya sürüklenen çakıl taşlarını öpüp koklamak istiyorum.
Trendeki adamı indirin . Ölümleri durdurun.