Haberler

Danıştay kararı sonrası turizmde vergi dengesi değişti

Turizm amaçlı kiralanan konutlara ilişkin Danıştay kararı sonrası gözler sektördeki vergi uygulamalarına çevrildi. ETİK Başkanı Mehmet İşler, farklı uygulamaların rekabet dengesini etkilediğini söyledi.

Danıştay kararı sonrası turizmde vergi dengesi değişti

Turizm sektöründe, turizm amaçlı kiralanan konutlara ilişkin Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı sektör temsilcileri tarafından değerlendirildi.

 Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, kararın sektörde vergi uygulamaları açısından önemli bir tartışma alanı oluşturduğunu ifade etti.

Vergi düzenlemesi nasıl başladı?

Gelir İdaresi Başkanlığı 24.01.2025 tarihli ve 7877 sayılı Genel Yazı ile “Turizm Amaçlı Kiralanan Konut İzin Belgesi” kapsamında yapılan kiralamaların ticari faaliyet olarak değerlendirilmesini istedi. Bu kapsamda elde edilen kazançların ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilmesi, bu hizmetlerin KDV’ye tabi tutulması ve yüzde 20 KDV uygulanması öngörüldü. Bu düzenleme sonrası vergi daireleri, izin belgesiyle konut kiralayan ancak ticari kazanç mükellefiyeti açtırmayan, gelir vergisi, geçici vergi ve KDV beyannamesi vermeyen çok sayıda kişi hakkında geriye dönük vergi işlemleri başlattı. Vergi ziyaı cezalı tarhiyatlar yapıldı.

Danıştay kararında Airbnb değerlendirmesi

Maliye uygulamalarına karşı açılan dava sonrası süreç Danıştay’a taşındı.

Danıştay 3. Dairesi 08.04.2026 tarih ve E.2025/2792 sayılı kararıyla kamuoyunda Airbnb genel tanımlamasıyla bilinen “Konutların turizm amaçlı kiraya verilmesi faaliyetinin ticari nitelikte sayılabilmesi için kiralamanın otel, apart veya pansiyon işletmeciliği gibi ticari bir organizasyon dahilinde yapılması ve kahvaltı, yemek, ütü, günlük temizlik gibi hizmetleri de içermesi gerektiği” yönünde değerlendirme yaptı. Kararda bu şartların oluşmaması halinde söz konusu kiralamaların ticari kazanç kapsamında gelir vergisine ve KDV’ye tabi tutulamayacağı belirtildi. Bu kapsamda Genel Yazı’nın ilgili bölümlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verildi.

Vergi statüsü GSMİ’ye döndü

Kararla birlikte turizm amaçlı kiralanan konutlardan elde edilen gelirlerin, konaklama vergisi dışında ticari kazanç ve KDV kapsamından çıkarıldığı, bu gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı (GSMİ) kapsamında değerlendirileceği netleşti.

“Danıştay kararına saygılıyız ancak…”

Kararı değerlendiren ETİK Başkanı ve TÜROFED Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, şu ifadeleri kullandı: “Danıştay kararına saygılıyız. Ancak, aynı işi yapan, aynı turiste hizmet veren birinin vergilere tabi olmasını, diğerinin ise birçok şeyden muaf tutulmasını rekabete de, adalete de uygun olmadığına ve açık bir ayrıcalık içerdiğine inanıyoruz. Bu karar, yalnızca vergi meselesi değil, Türkiye turizminin geleceğini ilgilendiren bir rekabet ve adalet meselesidir.”

“Tüm yükümlülükleri yerine getiren bir sektör var”

Mehmet İşler açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün Türkiye'de oteller, tatil köyleri, pansiyonlar ve belgeli tüm turizm tesisleri devletin istediği her yükümlülüğü yerine getirmektedir. Konaklama vergisi, TGA katkı payı, KDV, kurumlar vergisi, SGK ödemektedir. Yangın denetimlerinden geçmekte, çevre mevzuatına uymaktadır. Bakanlık denetimlerine tabidir. Yüzlerce kişiye istihdam sağlamakta, milyonlarca liralık yatırım yapmaktadır.

Aynı turiste yatak satan, aynı turizm gelirinden pay alan, aynı platformlarda pazarlanan ve aynı müşteriyi ağırlayan bir faaliyet neden farklı değerlendirilmektedir? Eğer ortada turistik amaçlı bir konaklama faaliyeti varsa, bunun vergisel ve mali sorumluluklarının da eşit olması gerekir. Bu yükümlülüklerde adalet meselesidir.”

Dünya uygulamalar nasıl?

İşler, dünya örneklerini de şöyle sıraladı: “Bu konu sadece Türk turizmini değil, dünya turizmini, rekabet koşullarını ve ülkelerin vergi sistemlerini zorlayan bir konudur. Ve adalet için, hakkaniyet için, sektörün sürdürülebilirliği ve turizmci ile birlikte devletin gelirlerinin korunması için dünyanın en güçlü turizm destinasyonlarında, Danıştay’ın aldığı kararın tam tersi uygulamalar hayata geçirilmektedir.”

Örneğin, Barcelona, kontrolsüz Airbnb büyümesinin otelleri ve yerel halkı mağdur ettiğini gördüğü için binlerce turistik daire ruhsatını iptal etme sürecini başlatmıştır. Amsterdam, kısa dönem kiralamalara yıllık gün sınırı getirmiştir. Paris, kayıt zorunluluğu ve ağır yaptırımlar uygulamaktadır. New York, son yılların en sert kısa dönem kiralama düzenlemelerini yürürlüğe koymuştur. Floransa ve Venedik gibi İtalya'nın en önemli turizm merkezlerinde yeni Airbnb izinleri ciddi şekilde sınırlandırılmaktadır.

Kısaca; dünyanın hiçbir ciddi turizm ülkesi otellerle kısa dönem kiralamalar arasında sınırsız ve kuralsız bir rekabet istememektedir. Çünkü bunun sonucunda yatırımcı cezalandırılır, kayıtlı ekonomi küçülür ve kamu gelirleri azalır.”

“Ayrıcalık istemiyoruz”

İşler açıklamasının devamında şunları söyledi: “Otel yatırımcısı milyonlarca euro yatırım yapmakta, yüzlerce çalışan istihdam etmekte ve kendisinden onlarca farklı mali yükümlülük üstlenmektedir. Ancak aynı bölgede yüzlerce konut, bunların hiçbirine tabi tutulmadan, aynı turiste, aynı amaçla, aynı platformlar üzerinden satılabilmektedir.

Bu tablo turizm sektörü açısından sürdürülebilir değildir. Buna serbest piyasa denilemez. Böyle rekabet olamaz. Olsa olsa buna, kayıtlı yatırımcıyı cezalandırmak denilebilir. Sektör olarak ayrıcalık değil adalet istiyoruz. Aynı hizmeti veren herkes aynı kurallara tabi olmalıdır. Aynı müşteriden gelir elde eden herkes aynı sorumlulukları taşımalıdır. Turizm gelirinden pay alan herkes ülkenin tanıtımına, vergi sistemine ve kamu maliyesine aynı ölçüde katkı sunmalıdır.

Aksi halde ortaya çıkan durum rekabet değil, ayrıcalıklı bir ticaret modelidir. Türkiye turizmi büyümeyi, turist sayısı ve döviz girdilerinde rekorları, cari açıkları dengelemeyi, kayıtlı ve dürüst yatırımcılarla sağladı. Onların önüne böyle haksız bir rekabet duvarı koymak çok büyük bir haksızlıktır.

Sektörün, Bakanlığın, Maliye'nin ve ilgili tüm kurumların katılımıyla Türkiye turizminin geleceğini koruyacak yeni bir denge kurulması gerektiğine inanıyor, devletimizin ve ilgili kurumlarımızın bu konuda sektörün sesini duyacağına ve adil rekabet ortamını güçlendirecek yeni düzenlemeler getirmesini umuyor ve istiyoruz."

Yorumlar (0)