Bazı şehirler vardır…
Bir kez görürsünüz ve anlarsınız: Bu şehir turizm için yaratılmıştır.
Malatya da onlardan biri.
16 Nisan’da Malatya sokaklarında dolaşırken, aslında bir destinasyonu değil; güçlü bir hikâyeyi gezdiğimi fark ettim. Aslantepe Höyüğü’nde insanlık tarihinin en eski devlet izlerine dokunurken, Fotoğraf Makinesi Müzesi’nde şehrin hafızasına, Gramofon ve Radyo Müzesi’nde ise zamanın sesine tanıklık ettim. Bu şehir sadece gezilecek yerler sunmuyor; bir kültürü, bir birikimi ve derinliği hissettiriyor.
Ve açık konuşmak gerekirse, Malatya’nın turizm potansiyeli “keşfedilmeyi bekleyen” bir değer değil. Zaten güçlü, zaten hazır, zaten iddialı.
Deprem öncesinde Malatya turizmde ciddi bir ivme yakalamıştı. Gastronomisiyle, özellikle kayısının ötesine geçen zengin mutfağıyla; kültürel mirasıyla, müzeleriyle ve Anadolu’nun doğu-batı geçiş hattındaki stratejik konumuyla kendine sağlam bir yer açmaya başlamıştı. Ancak 6 Şubat depremleri bu yükselişi adeta bıçak gibi kesti.
Ama bazı şehirler vardır, düşer ama dağılmaz… Malatya tam olarak böyle bir şehir.
17 Nisan’da düzenlenen “Turizm Yeniden Canlanıyor” temalı çalıştay da bunun en net göstergesiydi. Fırat Kalkınma Ajansı koordinasyonunda ve Malatya Valiliği himayesinde gerçekleştirilen bu buluşma, yalnızca Malatya’nın değil, bölgenin turizm geleceğini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen önemli bir adım niteliğindeydi. Bu yönüyle çalıştay, yerel bir toplantının ötesinde, bölgesel bir vizyonun ortaya konduğu güçlü bir platformdu.
Bu sürecin arkasında ise dikkat çeken bir irade vardı. Malatya Valisi’nin sürece olan yakın ilgisi, sahadaki aktif takibi ve turizmi yeniden ayağa kaldırma konusundaki kararlı yaklaşımı, çalıştayın ruhuna doğrudan yansıyordu. Bu tür dönemlerde liderlik sadece yönetmek değil, yön vermektir. Malatya’da bunun güçlü bir örneği sergileniyor.
Çalıştayda ortaya konan başlıklar son derece doğru ve yerindeydi: Turizm altyapısının yeniden yapılandırılması, gastronominin markalaşması, kültür ve doğa turizminin güçlendirilmesi, dijital tanıtım ve pazarlama… Bunların her biri Malatya’nın zaten sahip olduğu gücü doğru yönlendirmek için gerekli başlıklar.
Çünkü Malatya’nın sorunu “değer üretmek” değil.
Malatya’nın gücü zaten sahip olduğu değerler.
Bu şehir;
– UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’nde yer alan Aslantepe gibi evrensel bir mirasa,
– Kimliğini koruyan ve hikâye anlatan müzelere,
– Kendine has, karakteri güçlü bir gastronomiye,
– Kültür, tarih ve doğayı aynı potada buluşturabilen bir çeşitliliğe,
– Ve Türkiye’nin en kritik geçiş noktalarından birinde yer alan stratejik bir konuma sahip.
Bunlar bir destinasyon için ayrı ayrı büyük avantajlardır.
Malatya’da ise hepsi bir arada.
Dolayısıyla mesele, Malatya’yı turizmde “yeniden var etmek” değil, onu doğru anlatmak, doğru konumlandırmak ve hak ettiği yere taşımaktır.
Çalıştayda en çok dikkatimi çeken şey ise şuydu:
Ortak akıl gerçekten vardı.
Kamu, akademi ve sektör aynı masada, aynı hedef için konuşuyordu. Bu, Türkiye’de her zaman gördüğümüz bir tablo değil ve bu açıdan oldukça kıymetli.
Bugün Malatya için turizm, sadece bir ekonomik faaliyet değil.
Aynı zamanda bir toparlanma, bir iyileşme ve yeniden ayağa kalkma aracı.
Ve ben şuna inanıyorum:
Doğru strateji, güçlü iş birlikleri ve etkili bir tanıtımla Malatya, çok kısa sürede yeniden Türkiye’nin en dikkat çeken destinasyonlarından biri olacaktır.
Çünkü bazı şehirler potansiyel taşımaz…
Bazı şehirler zaten potansiyelin kendisidir.
Malatya, tam olarak öyle bir şehir.
Düş Patikası / Barış Ataç

