Dünyanın neresine giderseniz gidin turizm deyince ilk akla gelenler ulaşım, konaklama, seyahat acentacılığı ve tur operatörlüğüdür.
Hatırı sayılır bir yatak kapasitesi, yeni ve modern döşenmiş tesisleri ve misafirperver hizmet anlayışıyla dünyaya örnek olan bir konaklama sektörümüz var.
Birçok ülkedeki faaliyetleriyle uluslararası rekabete giren tur operatörlerimiz ve seyahat acentalarımız var.
Ulaşım ayağında ise havayolu konusunda çok şanslıyız.
Ama aynı şeyi kara, deniz ve demiryolu konusunda söylemek mümkün değil.
İstikrarlı bir şekilde büyüyen turizmde bu eksiklikler göze batıyor.
Mesela geçen yıl yaklaşık 17 milyon turist ağırlayan Antalya’yı ele alalım.
Sektörü etkileyen herhangi bir kriz yoksa Antalya turizmi her yıl ortalama yüzde 8 ila 10 arasında büyüyor.
Büyüme hızı böyle seyrederse beş yıla kadar Antalya’ya gelen turist sayısı 25 milyona ulaşacak.
Şehrin turistik kapasitesi artarken ortaya çıkacak istihdam ihtiyacı ve diğer etkenlerle birlikte nüfus 5 milyonu bulacak, belki üzerine çıkacak.
Hala hazırda ulaşım ve altyapıdaki eksiklikler, şehre gelen turisti de halkı da çileden çıkarırken beş yıl sonraki turistik kapasiteyi nasıl karşılayacaksınız?
Turist sayısı 94 milyona ulaşan İspanya’da aşırı turizmden şikâyet ediliyor.
Eğer gerekli yatırımlar hızlı bir şekilde tamamlanmazsa yakın gelecekte Antalya halkı da tıpkı Madridliler ve Barselonalılar gibi ‘turist istemiyoruz’ demeye başlayacak.
*
2024 rakamlarına göre dünyada en çok turist alan şehirler arasında ilk altıda olan Antalya’da turizmciler üzerine düşeni yapıyor.
Ancak şehri imar etmesi gerekenler için aynı şeyi söylemek zor!
Her geçen gün artan ulaşım ve altyapı sorunları Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı konumundaki Antalya’ya hiç yakışmıyor.
Şehre gelen milyonlarca turist Antalya havalimanından itibaren batıda Kemer bölgesine ve doğuda Alanya’ya kadar olan otellere sadece karayolu ile ulaşabiliyor.
Antalya-Alanya arasındaki D-400 otoyolunu gidiş-dönüş yıllık yaklaşık 40 milyon kişi kullanarak kapasitesinin hayli üzerine çıkıyor.
Ne yazık ki bu yolun kara, deniz veya raylı sistem olarak hiçbir alternatifi olmayınca çile yoluna dönüşüyor.
Avrupa’nın herhangi bir şehrinden Antalya’ya üç saatte ulaşan turist Alanya’daki oteline beş saatte gidemiyor.
Kapasitesinin üzerinde çalışan bu yolda ağırlığı maddi hasarlı olmak üzere yüzlerce kaza yaşanıyor, bunların bir kısmı can kaybıyla sonuçlanıyor.
Yaşanan kayıplarının çoğunluğu şehrimize gelen turistlerden oluşuyor.
Öte yandan yerel yönetimlerin nüfusa göre aldığı ödeneklerin gelen turist kapasitesi karşısından yetersiz kalıyor.
Yetersiz kalan altyapı için yeni yatırımlar gerekiyor. Sokaklar, otoparklar, elektrik, doğalgaz, su ve kanalizasyon hatları artan yoğunluğu kaldıramıyor.
Kapasitesinin üzerinde çalışan arıtmalardan çıkan foseptik kokularından dolayı turistik beldelerin sokaklarında yürünemiyor.
Gelen turistin yarattığı katma değer sayesinde oluşan ve milyar dolarlara yaklaşan konaklama ve TGA vergileri var.
Her yıl, turizm sayesinde doğrudan ve dolaylı alınan milyarlarca dolarlık vergi hazineye aktarılıyor.
Bu kadar büyük bir kaynağın en azından bir kısmı turistik şehirlerimizin ulaşım ve altyapısı için harcanması gerekmez mi?
*
Turizmde yarattığı potansiyel ve gayrisafi hasılaya katkısı kıyaslandığında Antalya’nın yatırım fakiri bir şehir olduğunu söyleyebiliriz.
Şehrin hak ettiği yatırımları alamamasının sebeplerinden biri seçilmiş siyasetçilerse diğerleri de şehrin ileri gelenleri ile sivil toplum kuruluşlarıdır.
Mecliste temsil eden 17 milletvekilinden birkaçı hariç sorunlarla ilgilenen yok.
Şehrin ileri gelenleri de STK’ları da dut yemiş bülbüller gibi.
Ekonominin tamamı neredeyse turizm üzerinden yürüyen bu şehirde turizmin gelişimini engelleyen sorunlara kayıtsız kalınıyor.
Sayın Cumhurbaşkanının da ilan ettiği üzere Türkiye’nin en stratejik sektörü olan turizm siyaset üstü olmalıdır.
Ne yazık ki Antalya’da işler öyle yürümüyor!
Buradaki siyasi parti temsilcileri şehrin ihtiyaçları yerine birbirinin açıklarını kollamaya odaklanıyor.
Hem turizm yatırımcısı hem de turizmden sorumlu bir bakan olarak Mehmet Ersoy da aynı.
Sayın Bakan TÜRSAB’la uğraştığı kadar turizm sektörünün sorunlarına konsantre olsa keşke!
Öyle şehirler var ki, iktidarı, muhalefeti ve STK temsilcileri, birlikte hareket ederek şehirlerinin ihtiyaçlarını gidermek için ilgili kurumların kapısında yatarak işini görüyor.
Mesela, birçok şehre reva görülen metro, hafif raylı, hızlı tren gibi projeler Antalya’ya ve ilçelerine reva görülmüyor.
Üstelik bu şehre gelen turistlerin neredeyse tamamı yaşadıkları yerlerde raylı sisteme alışık bir hayat sürerken Antalya’ya da karayolu ulaşımına mahkûm ediliyor.
Böyle bir dayatma Antalya’nın geleceği için ciddi bir sorundur.
Daha büyük sorun ise;
Antalya’nın ihtiyaçları söz konusu olduğunda yerel yönetimlerden iktidar partisi temsilcilerine kadar kimsenin ortalıkta görünmemesidir.
Antalyalılar onlar için ‘kayıp ilanı’ verecek kadar her şeyin farkında!