Telefonun ucunda TURKODER – Türkiye Küçük Oteller Derneği Başkan Yardımcısı Uğur Zeren var. Üzülerek ve şaşırarak bir köşe yazısı okuduğunu söyleyerek lafa başlıyor. Salgın sürecinde çektiği zahmetleri, verdiği mücadeleleri yakından biliyoruz.
"Sabah Gazetesi’nin Günaydın ekinde yer alan Funda Karayel imzalı köşe yazısında oteller ve acenteler hakkında duyarsız, bilgisiz ve aşağılayıcı kelimeler okudum” diyor. Bir sektör profesyoneli, bu işe yıllarını vermiş emekçi bir yönetici olarak çok üzüldüğünü söylüyor.
Uğur Zeren, otellerin yazıda bahsedilen türde bir kaçamak noktası olmadığı, bir konaklama yeri olduğu konusunu hatırlatmak ve bazı bilgiler vermenin gerekli olduğu kanısında. O yüzden eleştirilerin de yer aldığı kısa bir yazı kaleme alıyor. İşte Uğur Zeren’in “Yasakta oteller 3 gece 2 gün kampanyalarıyla fırsatçılık yapıyor” başlıklı o yazıya cevabı:
“Oteller düşük doluluk ile ayakta kalmaya çalışıyor”
“Öncelikle yazıda belirtilen “İstanbul’daki otellerin doluluk oranı inanılmaz” bilgilerini hangi kurumdan aldınız? Böyle doğru bir bilgi varsa, neredeyse birçoğunun hala Mart ayından beri açılmadığını, açılan otellerin çok düşük doluluk oranlarıyla ayakta kalmaya çalıştığını bilen ve gören, sektörde zorluk çeken tüm otelci arkadaşlarımla bizim bilmediğimiz başka bir konaklama sektörü var olmalı. İnanılmaz doluluk oranları bu şehre çok yakışıyor ama maalesef doğru bilgi alamamışsınız, şu an çok düşük dolulukla hizmet veriyor ve ayakta kalmaya çalışıyor tüm oteller. Doluluk oranlarıyla ilgili doğru bilgileri, eğer araştırırsanız birçok kurumun web sitesinde var.
Keşke sizin yazdığınız gibi olsa, biz de otellerimizi kapatmak zorunda, çalışan arkadaşlarımızda evlerinde devlet destekleriyle ile yaşamaya çalışmak zorunda kalmasa. Her şeyin durduğu ama kira, kurum ödemeleri gibi birçok ödemenin hiç durmadığı bu zamanlar, inanın sizin gördüğünüz kadar parlak değil bizim tarafta.
“Cari açığı düşüren, istihdamı büyüten sektörüz”
Bizler, 2019 yılının verdiği güzel tabloyla umutlanan, uzun zamandır yaşanan krizleri atlatabileceğini düşünen ancak hemen peşinden pandemiden dolayı kapanan otelleriz. Bizler, sizler tatilinizi yaparken hiç durmadan güler yüz ile çalışan turizm emekçileriyiz. Bizler, İstanbul’uz, Antalya’yız, Çeşme’yiz, Ankara’yız, Datça’yız, Mardin’iz, Kastamonu’yuz, Marmaris’iz. Güzel tatil fotoğraflarınızın içindeyiz, paylaştığınız kahvaltı sofrasındayız, içtiğiniz Türk kahvesindeyiz, deniziz güneşiz. Bizler, tedbirler almak için ilk örgütlenen, turizm büyüsün, cari açık düşsün, döviz gelsin diye vergisini fazlasıyla ödeyen, istihdamı büyüten, her daim denetlenen bir sektörüz. Yeni normal olarak adlandırılan süreçte insanlarımız güvenli ve hijyenik tatil yapsınlar diye çaba harcayanlarız. Kirasını, elektrik su parasını ödeyemeyen turizm emekçisiyiz, gittiğiniz kafelerde çalışan garson, kahvesini çok beğendiğiniz barista, yemeklerini çok beğendiğiniz aşçı, düğününüzü, eğlencenizi, toplantılarınızı düzenleyen güler yüzleriz. Bütün bunları siz bizi doğru anlayın diye söylemiyorum, sizi okuyan ve bu sektörü hiç bilmeyenler bizi yanlış tanımasınlar istiyorum.
“Bu suçlamalar kabul edilemez”
Her gün aslında turizm ve hizmet sektöründen karelere ve insan yüzlerine yer veren gazetenizin ekinde milyonlarca insanın ekmek yediği, emek verdiği turizm sektörünü hiç tanımadan, anlamadan bu şekilde suçlamanız kabul edilemez. Böyle asılsız ithamları içeren bir yazının editöryal denetimden geçmeyerek yayınlanmış olması da ayrıca üzücü. Uzun süredir lifestyle yazılara imza atan bir kalemin konaklama sektörünün içinde bulunduğu durumu bu kadar net göremeyip bizleri “fırsatçılık” yapmakla suçlamasını şiddetle kınıyorum. Şayet birkaç zayıf tekil örneğe bakarak bu genellemeyi yapıyor ve tüm sektörü bu algının içine sürüklüyorsanız buna izin vermeyeceğimizi bilmenizi isteriz. Yazınızda geçen birkaç dikkat çekici soruya da ayrıca cevap vermek isterim.
“Tüketici korunuyor, tedbirlere uyuluyor”
“Nedeyse tüm seyahat siteleri kredi kartsız rezervasyon yapmaya başlamışlar, neden virüs yayılsın diye mi?” şeklinde sormuşsunuz; Hayır devletin verdiği sınırlar ve izinler içinde, yatırımını ve satışını öncesinde yapan tur şirketleri ve oteller risk alarak misafire uygun fiyatlar sunuyor. Ülkemizde yıllardır devam eden erken rezervasyon ve koşulsuz iptal hakkı gibi uygulamaların olduğunu da söylemeliyim. Otellerimiz ve acentelerimiz bakanlığın Sağlıklı Turizm Sertifikası’nı alıp koronavirüs tedbirleriyle hizmet veriyorlar. Hiçbir otel virüsün yayılma ihtimalini düşünmeden, tedbirlerini almadan kampanya yapmaz. Zaten bakanlığımız da buna izin vermez. Kampanyalar da tüketiciyi korumak için yapılır. Burada neden sorunuzun cevabı şu olabilir; yatırımlarını ve satışlarını çok öncesinde yapan tur şirketleri, müşterilerini mağdur etmemek için tüm geri ödemeleri yapmaya çalıştı ama yatırımlarını geri almaları mümkün olmadı. Müşterileri geri ödemelerini, çalışan maaşlarını ve borçlarını ödeyebilmek için para kazanmaya çalışıyorlar diyebiliriz.
“Güvenli olduktan sonra niye olmasın?”
“Gel otelde ye, iç, sporunu yap, yasak seni etkilemesin” düşüncesi hakim otellerde demişsiniz. Peki otellerde covid yok mu? diye sormuşsunuz. Dediklerinizin bir kısmında haklısınız, buradan tekrarlayabiliriz bunları. Gel güvenle konaklamanı yap, yemeğini ye, Doğa’da yürüyüşünü yap. İnsanlar balkonu olmayan evlerde, ofislerde yaşıyor ve çalışıyorlar. Devletin verdiği izinler ve düzenlemelerde hizmet veren otellere devlet güvenirken, siz neden güvenmeyesiniz? Yıllardır güvenip tatil yaptığınız bu oteller, şu an size yazlığınız, çiftlik eviniz, dağ eviniz gibi hizmet veriyor, biraz olsun psikolojik etkilerin azaltılmasını sağlıyor. Güvenli olduktan sonra niye konaklama olmasın…
“Biz kaçamaktan başka bir şey anlıyoruz”
Sizin kaçamak(!) diyerek ifade ettiğiniz şeylerden ne anladığınızı ben çok anlamadım ama turizm dilinde kaçamak ne anlama geliyor söyleyebilirim size. Kaçamağı sıkça kullanırız, “şehirden kaçmak” “iş yoğunluğundan kaçmak” “kendine kısa bir ödül vermek” vb. anlamlarda. Böyle tatil paketleri yaparız. Sizin yazınızda yazdığınız 3 gece kal 2 gece öde gibi. Sadece iş için değil aslında arkadaş arasında da sıkça kullanırız, “Bu hafta sonu ailecek Ağva’ya kaçsak mı?” gibi. “Biraz İstanbul’dan kaçsak Ege’ye insek” gibi.
Yazınızda bahsettiğiniz “Özel buluşma paketi” ne hiç örnek bilmiyorum onu çok anlayamadım.
Turizm sektörü olarak gerçekten çok zorlu zamanlardan geçtik. Bu dönemde en çok sizlerin desteğine ihtiyacımız varken, böyle bir yazıyla karşılaşmak çok üzücü.
Bizim elimizdeki ürün, paket servis değil eve gönderemiyoruz, kıyafet değil siteye koyup kargo yapamıyoruz, hızlı tüketim değil al git diyemiyoruz… Bizim ayakta kalmamız, Turizm’den etkilenen birçok çalışma alanının ayakta kalması demek, bizim bir şeyler yapmamız gerekli değil mi?
Biz yine de sizi bu dönemde açık olan otellerimizde ağırlamak, bir kahve ikram etmek isteriz. Bizlerin tedbirlerini, uygulamalarını görmeniz, sizin gönlünüzün rahat olması, dolayısıyla sizi takip eden okuyucularınızın da, bizi bizim tarafımızdan görmesi, bilmesi için…”