Türk Tabipleri Birliği (TTB), sağlık hizmetlerinin uluslararası ticaretin bir parçası haline gelmesini ve “sağlık turizmi” başlığı altında yürütülen uygulamaların meslek, etik ve hasta güvenliği üzerindeki etkilerini masaya yatırdı. TTB binasında gerçekleştirilen “Hizmet Ticareti, Sağlık Turizmi ve Mesleğe Etkileri” paneli, TTB’nin sosyal medya hesaplarından canlı yayımlandı.
Panelde, sağlık turizminin küresel ölçekte nasıl şekillendiği, Türkiye’deki uygulamaların hangi yapılar üzerinden yürütüldüğü ve bu sürecin hekimlik değerleriyle ilişkisi ele alındı.
“Hekimleri ve hastaları ilgilendiren çok boyutlu bir kriz”
Panelin açılış konuşmasını yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap, sağlık hizmeti sunumunun yalnızca tıbbi bir alan olmaktan çıktığını vurguladı. Azap, sağlık hizmetlerinin hukuksal ve ekonomik boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir süreçten geçtiğini belirterek, hekimleri, sağlık emekçilerini ve hastaları doğrudan etkileyen bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Bu tabloyu “çok boyutlu bir kriz” olarak tanımlayan Azap, TTB olarak bu krizi bilimsel bir zeminde tartışmayı hedeflediklerini ifade etti.
Sağlık turizmi küresel ticaretin parçası haline geliyor
Panelin ilk sunumunu akademisyen ve sosyal bilimci Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu yaptı. “Sağlık Hizmetlerinde Uluslararası Ticarileşme ve Piyasalaşma: Sağlık ‘Turizmi’” başlıklı sunumunda Erdoğdu, “uluslararası sağlık ticareti” kavramını ele aldı.
Erdoğdu, ticarileşme sürecini sağlık hizmetinin doğrudan ticaret konusu haline gelmesi, sınır aşan hasta hareketliliği, döviz geliri ve hizmet ihracatı üzerinden değerlendirdi. Piyasalaşmayı ise sağlık hizmetlerinin piyasa mantığıyla yeniden örgütlenmesi, kapasite sınırları, lisans ve ihale mekanizmaları ile rekabetin tasarlanması üzerinden açıkladı.
Küresel ölçekte yaşanan dönüşüme dikkat çeken Erdoğdu, süreci şu sözlerle özetledi:
“Kapitalizmin sistematik bir krizi ve bunun ekonomik-politik sonuçları ile karşı karşıyayız. Ekonomi, ticaret, göç, iç güvenlik, dış politika, jeopolitik, devlet yapısı gibi birçok başlıkta temelden değişimler yaşıyoruz. Bu süreç bizi barbarlığa mı, yoksa daha adil bir düzene mi götürecek; bunu insanlık belirleyecek.”
Uluslararası sağlık ticaretinin bir konsolidasyon dönemine girdiğini belirten Erdoğdu, bu sürecin doğrudan küresel sermayenin çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi. Türkiye’nin “dünyanın sağlık turizmi başkenti” olma hedeflerine de değinen Erdoğdu, bu söylemleri eleştirel bir bakışla değerlendirdi.
Türkiye’de sağlık turizmi nasıl yapılandı?
TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Nilüfer Ustael, “Türkiye’de Uluslararası Sağlık Turizmi Uygulamaları” başlıklı sunumunda, sağlık turizminin Türkiye’de hangi dinamiklerle geliştiğini anlattı. Sunumuna, “Kişiler neden sağlıklarını geliştirmek için başka ülkelere seyahat ederler?” sorusuyla başlayan Ustael, sağlık turizminin temel kurgusuna işaret etti.
Ustael, sağlık turizminin eşitsiz bir yapı üzerine inşa edildiğini belirterek, bu durumu şu sözlerle ifade etti:
“Sağlık turizmi, zenginin daha ileri teknolojili bir ülkede tedavi olması, fakirin ise ucuza ve niteliksiz bir sağlık hizmeti alması üzerine kurgulanıyor.”
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte sağlık turizminin adım adım nasıl yapılandırıldığını aktaran Ustael, Türkiye’de bu alanın farklı bileşenler ve aktörler üzerinden şekillendiğini söyledi. Son yıllarda Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (USHAŞ) üzerinden yeni bir yapılanmaya gidildiğine dikkat çeken Ustael, USHAŞ’ın kamu kuruluşu olmasına rağmen kamu yararı doğrultusunda hareket etmediğini vurguladı. Ustael, Hazine ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı olmasına karşın özel hukuk hükümlerine tabi olan bu yapının, yetki alanı giderek genişleyen muğlak bir piyasa aktörü haline geldiğini ifade etti.
“Sağlık tüketim nesnesi haline getiriliyor”
Panelin son konuşmacısı olan TTB Özel Hekimlik Kolu Başkanı Dr. Güray Kılıç, “Sağlık Hakkı, Mesleki Değerler, Etik ve Sağlık Turizmi” başlıklı sunumunda sağlık turizminin etik boyutuna odaklandı. Kılıç, sağlık turizminin sağlıkta özelleştirme süreciyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtti.
Kılıç, sağlık turizminin sağlık hakkını nasıl dönüştürdüğünü şu sözlerle anlattı:
“Sağlık turizmi daha çok parası olanın daha iyi ve ileri sağlık hizmeti almasını normalleştiriyor. Sağlığın bir hak olarak değil, bir tüketim nesnesi olarak işlem görmesini kabul edilebilir kılıyor. Turizm gibi bir kavramla da sağlığın ticarileştirilmesinin üzeri süsleniyor.”
Sağlık turizmi kapsamında kamu kaynaklarının kullanımına da dikkat çeken Kılıç, kamudaki hekimlerin özel alana yönlendirilmesi, yüksek tıbbi teknolojiye bağlı giderler, reklam ve pazarlama faaliyetleriyle kışkırtılmış sağlık talebi oluşturulmasının kamu zararına yol açtığını söyledi. Kılıç, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:
“AKP iktidarı sağlık alanındaki sermaye birikimini devlet aygıtlarıyla düzenliyor. Sigorta sistemi, teşvik mekanizmaları, sağlık turizmi gibi kamu adına fakat içeriği kamusal olmayan düzenlemeler ile atipik bir yapı oluşturuluyor. Denetim mekanizmalarından kaçmayı, yandaşları kayırmayı da sağlayan bir yapı. Biz, Özel Hekimlik Kolu olarak; sağlık turizmi için geliştirilen bu düzenlemelerin uygun olmadığını düşünüyor, meslektaşlarımızın etik kurallara uygun biçimde mesleklerini icra edecekleri günlerin gelmesini diliyoruz.”