6 Şubat depremlerinde yıkılan ve 72 kişinin hayatını kaybettiği Grand İsias Otel’e ilişkin kamu görevlileri hakkında açılan davada, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı esasa ilişkin mütalaasını mahkemeye sundu. Savcılık, dönemin belediye yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 6 sanığın “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Mütalaada, sanıkların görev ve yetkileri kapsamında denetim ve izin süreçlerinde sorumluluk taşıdığı, buna rağmen gerekli özenin gösterilmediği değerlendirmesine yer verildi. Savcılığın hukuki nitelendirmesi kamuoyunda ve mağdur ailelerde tartışma yarattı.
Ailelerden suç vasfına itiraz
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği, savcılık mütalaasında yer alan “bilinçli taksir” değerlendirmesine tepki gösterdi. Dernek, dosyada bulunan teknik raporlar, mevzuat ihlalleri ve öngörülebilir riskler dikkate alındığında, olayın bu kapsamda ele alınamayacağını savundu.
Dernek açıklamasında, kamu görevlilerinin sorumluluğunun basit bir ihmal veya denetim eksikliğiyle sınırlandırılamayacağı, aksine bilinen risklere rağmen verilen izinler ve sürdürülen uygulamalar nedeniyle daha ağır bir hukuki değerlendirme yapılması gerektiği vurgulandı.
“Bu dava olası kast kapsamında değerlendirilmelidir”
Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"6 Şubat 2023'te, Grand İsias Otel'de kaybettiğimiz evlatlarımız, öğretmenlerimiz, velilerimiz ve rehberlerimiz için yürüttüğümüz adalet mücadelesinde, kamu görevlileri hakkında savcılık tarafından verilen mütalaa tarafımızca derin bir üzüntü ve endişeyle karşılanmıştır. Savcılık mütalaasında, sanıkların kusurunun 'bilinçli taksir' kapsamında değerlendirilmesi, dosyada yer alan bilimsel raporlar, açık mevzuat ihlalleri ve öngörülebilir riskler ile örtüşmemektedir.
Burada söz konusu olan; basit bir denetim hatası, bir evrak eksikliği, ya da sıradan bir ihmal değildir. Burada söz konusu olan; bilerek görmezden gelinen kusurlar, bilerek verilen izinler, bilerek sürdürülen usulsüzlükler ve bilerek yaratılan bir ölüm yapısıdır. Deprem gerçeği bu ülkenin değişmezidir. Ancak 72 canın tek bir binada, saniyeler içinde yaşam şansı dahi bulamadan hayatını kaybetmesi kader değildir. Bu sonuç; öngörülebilir, engellenebilir ve önlenebilir bir felakettir. Kamu görevlilerinin sorumluluğu yalnızca 'denetlememek' değildir.
Asıl sorumluluk; açık aykırılıkları bilerek görmezden gelmek, mevzuata aykırı yapılara izin vermek, bilimsel ve teknik gerçeklere rağmen bu yapının kullanımına göz yummaktır. Bu nedenle bu dava, bilinçli taksir değil, olası kast davasıdır. Çünkü burada 'sonucu istememek' değil, sonucu öngörmesine rağmen kabullenmek vardır.
Bizler Şampiyon Meleklerimizin aileleri olarak şunu çok net söylüyoruz: Bu dava yalnızca bizim evlatlarımız için değildir. Bu dava, bir daha hiçbir anne babanın çocuğunu enkazdan çıkarmaması içindir. Bu dava, Türkiye’de yapı güvenliğinin gerçekten ciddiye alınması içindir. Bu dava, kamu gücünü kullanan herkesin sorumluluğunu hatırlaması içindir.
Adalet, suçun adını doğru koymakla başlar. Suçun adı yanlış konursa, adalet yerini bulmaz. Şampiyon Meleklerimize verilmiş bir sözümüz var. Bu söz; olası kast gerçeği kabul edilene, tüm sorumlular hak ettikleri cezayı alana kadar sürecek bir mücadele sözüdür. Bu süreçte mahkeme heyetinden beklentimiz; vicdanın, bilimin ve hukukun birlikte konuşmasıdır. Biz buradayız. Susmayacağız. Unutmayacağız. Vazgeçmeyeceğiz."