TÜRSAB’ı devraldıkları günlerde yaşanan zorlukları hatırlatarak sözlerine başlayan Bağlıkaya, “Ne fırtınalar atlattık, neleri kaybetmişken yeniden kazandık ve bütün bu süreçte hedefe doğru ne kadar yol aldık. Bilmeden anlamadan bugünü anlamak zor” dedi.
“Gemiyi sağ salim limana ulaştırmadan vazgeçmeyeceğiz!”
2019 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığıyla birlikte hazırladıkları yasa taslağının kabul edilmesi halinde aday olmayacağını açıkladığını hatırlatan Bağlıkaya, “Kanunumuzun Birliğimizin ve mesleğimizin geleceği için sağlam bir liman olacağını söyledim. 1972’de kanun olmasaydı bugün bizler burada olmazdık. Bu bilgiyle diyoruz ki kanunumuz mesleğimizin ve birliğimizin geleceğini tahkim etmek ve geliştirmek için, çağa uygun hale getirilmeden, bir şeyi başarmış ve gemiyi selametle limana getirmiş olmayız. Bu kadar fırtınayı atlatıp yaramızı beremizi sarmış, rotamızda ilerlerken; denizi bilmeyen, yön bilmeyen, gemiyi bilmeyenler istiyor diye bunca emeği, çabayı, mücadeleyi, aldığımız mesafeyi boş verin, limana varmadan gemiyi terk edip yeniden savrulmasına müsaade edemeyiz.” dedi
TÜRSAB gibi bir kurumu yönetmek için tecrübeye sahip olmak gerektiğini söyleyen Bağlıkaya konuşmasına şöyle devam etti: “Burası çok büyük çok önemli ve geleceklerini bir mesleğe adamış olanların vebalini taşıyan bir kurumdur. Hayatında bu büyüklükleri yönetmemiş. Bu bütçeleri kendi şirketlerinde kullanmamış, her kuruma nasip olmayan ehil kadrolarla çalışmamış olanların, kendi işini kurumsallaştırmamış olanların, önce kurum kültürü ve yapısı ile ilgili kendini yetiştirmesi lazım ve sonra ben yönetebilirim diye ortaya çıkması lazım. Bırakın 2 dönem üst üste aynı yerde durabilmeyi, sabah durdukları yerden akşam duramayanların heveslerini alacakları bir yer değil burası arkadaşlar. Bir de ben deneyeyim; ya tutarsa diyerek bu görevlere talip olunmaz. Bunca insanın geleceğini etkileyecek işler tecrübe gerektirir. Adaylık açıklayıp kuruma ve kadrolarına saldırmakla, kurumun itibarına kastetmekle, yalan yanlış bilgilerle, sürekli malum yerlere şikayet etmekle başarıya ulaşacaklarını zannederler, batırmak istedikleri, bunun için gövdesine delikler açmaya çalıştıkları gemiye bir de kaptan olmak istiyorlar.
Kurumu ve personellerini müfettişlere şikâyet edenler, bunlar için mesai harcayanlar, kurumun varlıklarını yok etmek isteyenler, gelirlerini azaltmak için çaba gösterenler, hasbelkader saldırdıkları kurumu yönetme şansına sahip olsalar neler yapacaklar acaba.
Şikâyet ederken dilekçe verip yardım istedikleri makamları vesayet makamı olarak kabullendiklerinin farkında bile değiller. Bu makamlara karşı gerektiğinde kurumu ya da üyesini nasıl savunacaklar?
“TÜRSAB’a saldırı seyahat acentalarına saldırıdır”
Seçilmek için kapısına gittiğin kişilere karşı kurumunu nasıl savunacaksın? Seçilmek uğruna dün sövdüklerini bugün öven, dün övdüklerine bugün sövenlerin ilkeli olması beklenemez arkadaş. 53 yıllık kurumun mesleğin incelikleri, hukuk, bilançosu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların saldırıları arttıkça, bizim de kurumumuzu savunma mecburiyetimiz ve isteğimiz artıyor. TÜRSAB’a saldırı seyahat acentalarına saldırıdır. TÜRSAB'a verilecek zarar, onu güçsüzleştirecek karar ve davranışlar, seyahat acentaları ve mesleğini korumasız bırakmak ve seyahat acentelerini etkisiz hale getirebilmek için meydanı boşaltmayı hedeflemektedir. Her fırsatta ekmeğine göz dikilen seyahat acentalarının meslek örgütü TÜRSAB, mesleğe uzanan ellerle mücadeleye edebilsin diye yapılandırılıyor.
Göreve geldiğimiz günden beri yapılan saldırıların, çıkarılan engellerin, bizi yolumuzdan çevirmesi için gece gündüz, tüm ekip arkadaşlarımızla beraber mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz.
“Sözü olanın sözünü, yüzü olanın yüzünü göstereceği yerdir genel kurul”
Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar sağda solda her ne söylendiyse her ne konuşulduysa hepsini dinledim. Kimseye cevap vermedim. Hiç kimseyle ilgili kötü bir şey söylemedim, Her şey sizin önünüzde olsun istedim. Çok şükür arkadan konuşanlardan da arkadan iş çevirenlerden de değiliz. Burada biz bizeyiz. Herkesin yüzleşeceği, hesaplaşacağım yer de burasıdır; bu genel kuruldur. Sözü olanın sözünü yüzü olanın yüzünü göstereceği yerdir burası. En yüksek karar verici olan üyelerimizin huzurundayız. Burası bizim er meydanımız. Bazı arkadaşlar Halep’te 40 arşın atlattıklarını anlatıyorlar. Arkadaş Halep oradaysa arşın burada. Hodri meydan hadi bakalım. Haksız ve izansız laflarla seçim sürecimizi kirletmeye tevessül edenler oldu. Bu kongre salonunda layık oldukları neyse onunla yüzleşecek tabi ki. Bütün seçim kampanyasını yalan ve iftira üzerine kurdu arkadaş. 2 koldan saldıranlar birleşmiş. 2 yanlış bir doğru etmiyor maalesef. Biz genel kurula katılım yüksek olsun diye çok çalıştık, bunu herkes biliyor. Onlar acentalar gelmesin diye uğraştığımızı söylüyor. Yaptığım hiçbir toplantıda bana oy verin demedim. Toplantılarda seçim propagandası yaptığımı söylüyor. Doğrudan, doğrulardan yürümeleri gerekiyor, Ama hayır, hep bir iftira atılacak bize…
Biri KOMER’i 6 ayda geri alacağım diyor. COMER’i biz bir yere vermedik ki geri alacaksın kardeşim. TÜRSAB’dan alıp başka bir yere mi vereceksin? KOMER zaten TÜRSAB’ın.
“Masalımızın adı Nezin Harikalar diyarında”
Aidatlarla ilgili söylediğiyse tam evlere şenlik. Bilmiyorum Aylin Hanım da onunla aynı kafada mı ama… Yönetim kurulu aidatları indirebilirmiş. Yani kanundan üstünmüş yönetim kurulu ve bundan bizim haberimiz yokmuş arkadaş. Masalımızın adı Nezih Harikalar diyarında…
Düne kadar işte böyle masal anlatıyordu. Şimdi Aylin Hanım’ın listesinde.
Çavdarhisar Otel meselesinde de aynı yalan dolan… Aylardır Çavdarhisar Belediyesi’yle ve valilikle 2 yıldır süren görüşmeleri o yazdığı için yapmışız! Aylardır yürüttüğümüz süreçle ilgili lafı eğip bükmüyor, düpedüz yalan söylüyor.
Biz zamanındaki yanlış yatırımı yeniden hayata kavuştururken, üzerindeki ipotekleri kaldırınca, atıl bir binayı turizme kazandırdık. Kuruma gelir getiren hale dönüştürüldü. Daha ne olsun?
Bilmeden konuşmak, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak böyle oluyor işte.
Kardeşim biz senin maceralarını anlatmaya kalksak kongrenin süresi de yetmez, bize de yakışmaz. Zaten gerek de kalmadı. Kendi bölgesindeki BTK seçimlerinde haftalarca çalışmış seçimi kaybetmiş. Aday olsa buradaki hakimiyeti belliyken, bugün yükü yine başkasına yükledi. Burası kimsenin kaybettiklerini bulacağı bir yer değil arkadaşlar. Birleşik TÜRSAB hareketi dediler, “Ben ve Emin Çakmak, yönetimde asla yer almamak kaydıyla muhalefeti birleştirme toplantıları yapıyoruz diye açıklama yaptılar. Adayımız kim olursa olsun ona oy vereceğiz dedi. Su şişesi koysak ona oy vereceğiz dedi. Ciddiyete bakar mısınız, kim şimdi su şişesi?
Burayı karıştırmayı başaramadın şimdi gidip muhalefeti karıştırdın ya aferin sana helal olsun… Arkadaşlar öyle işler yaptı ki, yemin ediyorum bana kaç tane arkadaşım dedi ki “ya sen mi aday çıkardın” diye sordu.
Bakanlık müfettişlerinin bize yönelttiği soruların öncesinde ya da sonrasında konuyla ilgili mutlaka bir duyurusu ya da bir yazısı var. Ne hikmetse bakanlık müfettişlerine teslim ettiğimiz bazı resmi raporların çarpıtılmış halleri de bu arkadaşımızın açıklamalarında hep yer alıyor. Arkadaş sen kimlerle berabersin yahu? Yani kimlerle iş tutuyorsun sen? Omurga bir ceket gibi vestiyere bırakılmaz! Yine kaç oy aldığını gürültüye getirdi. Yarın kim kaç oy aldı nasıl anlayacağız? Tartıya çıkmaya korktu; son günde kaçtı. Aslında bütün bu tutarsızlıkları anlatan bu süreçte bizlere acımasızca iftiralar atanların maskeleri düşer. Asıl yüzlerini gösteren son olağanüstü genel kurulda binalarımızın icradan alınması için yaptıkları oylamada tavırlarına bakmamız yeterli.
Firuz Bağlıkaya, TÜRSAB Yönetiminin icradaki mülklerin satınalma yetkisi için düzenlenen Olağanüstü Genel Kurul’da Nezih Hacıalioğlu’nun ret oyu verdiği görüntüleri delegelere izletti.
Biz binaları aldık mı arkadaşlar aldık. Attıkları iftiralar orada duruyor mu, duruyor. Utanıyorlar mı? Ne gezer… Özür diliyorlar mı? Özür de dinlemiyorlar. Yapmak da değil, ama yıkmakta anlaşan ortaklar bunlar. Bilirsiniz İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy, Süleymaniye şiirinde der ki “Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, İki kazma kürek, iki de ırgat gerek. Ancak, hadi gel yapalım şunu geri desen, Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.” Değerli kardeşlerim yıkmak çok kolaydır, ama yapmak zordur.
Bazı odakların dillerine dolandırdıkları, orada burada paralı trollere yazdırdıkları bir Galataport turistik tramvay istasyonu meselesi var. Bizi de başkalarıyla bir çuvala koymak istediler, ama beceremediler. Çünkü yanlışımız yok. Tarihi Yarımada’nın lastik tekerlekli araçlara kapatılmış olduğu bir durumda, turist gruplarının Tarihi Yarımadaya ulaşmalarının İstanbul turizmi için ne kadar önemli bir şey olduğunu bilmiyorlar herhalde. Sadece seyahat acentelerinin yararlanacağı bir projeye valimizin talimatıyla verdiğimiz katkıyı çamura bulamaya kalktılar. Ne oldu bakın UKOME bu ay Tarihi Yarımadayı otobüslere kısıtlama kararı aldı. Şimdi ne olacak? İşte bunların bildikleri anladıkları turizm bu.
Olağanüstü kongremiz ile ilgili laf edenler oldu. Bu kurumun mallarının elden çıkmasını yağmalanmasına önledik. Ne büyük bir işlemişiz? İcradan mallarımızı satışa çıkarılacağına ilişkin bankalardan yazılar gelmesi üzerine, bu arkadaşların sürekli bizi şikayet ettiği müfettişlerin de uyarılarından dolayı, vakıf üzerine mal alma imkanımız kalmadığından, olağanüstü genel kurul yaparak yetki aldık ve mallarınızın satılmasını bir kenarda acz içinde seyretmedik; inisiyatif aldık. Müfettiş raporları ile vakfa mal almamızı engellediniz. TÜRSAB'ın mal alma yetkisi yoktu. Bir tane bile gayrimenkulünüzü olmasaydık, bu sefer de malları sattırdınız diye borazan çalacaktınız. Oyununuz bozuldu değil mi? TÜRSAB’ı acze düşürmek istediniz engelledik.
Bakın tapularımızın hepsi kapı gibi elimizde, bu da size dert olsun…
Mensubu olduğu kurumu, bölmeye, parçalamaya, aşındırmaya ve tırtıklamaya çalışan bu konuda kendine birkaç tane kifayetsiz muhteris bulan, çatısı altında bulundukları kurma el koydurmaya çalışanların maskeleri düştü arkadaş.
Aylin Hanım, size söylenecek çok fazla bir şey olmasa da aday olduğunuz için sizinle ilgili de birkaç cümle söylememiz lazım. Zaten son dakikada başınıza o kadar büyük bir dert aldınız ki Allah kolaylık versin…
Aslında sizin proje diye yapay zekayla yazdırdığınız süslü söylemlerinizle ilgili bir şeyler söylemek isterdim, ama kılavuz aldığınız kargalardan olsa gerek bırakın çok sevdiğiniz ve kullandığınız inovasyon kelimesini, aslında ayak oyunlarıyla, en hafif tabiriyle dedikodularla adaylık sürecinizi zedelediniz.
Hakkımda aday olamayacak söylentisi yaydınız. İşin daha da kötü tarafı, salonda şehitlerimiz var, kıymetli eşiniz daha adaylık sürecinden başlayarak sizin adınıza konuşmaya başladı. Hayırdır bu kuruma başkanlığı yapabiliyorum da neden aday olamıyorum? Yaptığınız bir hazırlık mı vardı? Bir yerlerden bir haber mi bekliyordunuz? Birileri kulağınıza hikayeler mi üfledi? Daha ilk adaylarımızla, hesaplarınızı kurum başkanın aday olmayacağı gibi dahiyane bir plan-projenin üzerine mi kurdunuz? Sizin inovasyondan anladığınız bu mu? Teoride inovasyon, pratikte entrika ve ispiyon öyle mi?
BTK seçimleri ve başka konularla ilgili bakanlık müfettişlerine kaç şikayet dilekçesi yazıp, hatta bölge temsil kurulu personellerimizi suçladınız? Size bir şey diyeyim mi Aylin Hanım, bakın başkanlığına soyunduğunu bir kurumu başkalarına şikayet ederek bir sonuç alamazsınız. Bu kurum şikayet ettiğimiz makamların yönettiği bir yer değil. Bakın Aylin Hanım kurum binalarını alabilmek için yaptığımız genel kurulda siz de çekimser kalmışsınız, hiçbirini onaylamamışsınız. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Değerli arkadaşlarım çok şükür buraya alnımızın akıyla ve alın terimizle geldik. Sizden aldığımız emanetin üzerine gölge düşürmedik. Emaneti hevesliye değil ehline vereceğinize yürekten inanıyorum. Burada başkan olmanın yolu el etek öpmekten icazet almaktan geçmiyor. Bu salondaki üyelerimizin iradesinden geçiyor. Kimsenin adamı olmadım; sadece siz seyahat acentalarını adamı oldum. Kimsenin arkasına saklanmadım. Sadece sizin önünüzü durdum. Kimsenin karşısında eğilmedim, ezilmedim. Önümüzü ilikledik ama yardandan başka kimsenin önünde elimizi bağlamadık. Kuruma yaşatılan zorlukları ellerini ovuşturarak seyredenler, kurumun varlıklarına kavuşmasına iki elini kaldırarak karşı çıkanlar, bugün burada şimdi de bizim karşımızda aday olarak çıkıyorlar. Arkadaşım burada ayağa kalkan Birliğimizin kanatlanacağı bir döneme giriyoruz. O güzel marşımıza söylediğimiz gibi, güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar. Sesimizi yer gök su dinlesin. Sert adımlarla her yer inlesin!
Bilge Kağan’dan bu yana rehberimiz olan, hakikatimiz olan, üstte mavi gök çökmedikçe altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini birliğini töreni kim bozabilir ki? Birliğimiz daim olsun TÜRSAB’ımız var olsun. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.”