Gastronomi

Bir şefin gözünden: ‘Gastronomi turizmin kalbidir’

17 yıllık mutfak deneyimine sahip, Mula Otel’in mutfak ekibinin başında yer alan Şef İbrahim Yıldız, mutfağın bir destinasyonun en güçlü hafıza alanı olduğuna dikkat çekerek, “Gastronomi, turizmin vitrini değil; kalbidir” dedi.

Bir şefin gözünden: ‘Gastronomi turizmin kalbidir’

Turizmde deneyimin giderek daha fazla ön plana çıktığı bir dönemde, gastronomi yalnızca tamamlayıcı bir unsur olmaktan çıkıp destinasyonların kimliğini belirleyen temel başlıklardan biri haline geliyor.

Şef İbrahim Yıldız, mutfağın perde arkasından edindiği uzun yıllara dayanan tecrübesiyle gastronominin turizmdeki yerini, potansiyelini ve sorumluluk alanlarını kendi perspektifinden değerlendirdi. Yıldız, lezzetin nasıl bir tanıtım gücüne dönüştüğünü ve neden stratejik bir unsur olarak ele alınması gerektiğini anlattı.

Gastronomi, turizmin vitrini değil; kalbidir

“Bir mutfağın kapısından içeri her gün onlarca tabak çıkar. Ancak çok azı, bir destinasyonun hafızasında yer eder. Şef olarak yıllardır mutfağın içinde olan biri olarak şunu net söyleyebilirim: Gastronomi, turizmin vitrini değil; kalbidir.

Bugün bir misafir Türkiye’ye yalnızca konaklamak için gelmiyor. Ne yediğini, o yemeğin nereden geldiğini, kim tarafından üretildiğini bilmek istiyor. Yani artık tabakta sadece lezzet değil, hikâye arıyor. İşte tam bu noktada biz şeflere büyük sorumluluk düşüyor.

Ne yazık ki turizm destinasyonlarımızın önemli bir kısmında mutfak hâlâ “operasyonel bir departman” olarak görülüyor. Menülerin standartlaşması, yerel ürünlerin yeterince değerlendirilmemesi ve şeflerin karar süreçlerinin dışında bırakılması, gastronomi potansiyelimizi sınırlandırıyor. Oysa mutfak; satış, pazarlama ve marka algısının merkezinde yer almalı.

Bir bölgenin peyniri, zeytini, baharatı ya da sokak lezzeti; doğru sunulduğunda, o destinasyonun en güçlü tanıtım aracına dönüşür. Avrupa’da bir kasaba, tek bir tabakla dünyaya açılabiliyorsa; Anadolu’nun yüzlerce yıllık tarifleri neden sadece mutfak raflarında kalsın?

Son yıllarda genç şeflerin yerel mutfağa yönelmesi, üreticiyle doğrudan temas kurması ve “az ama öz” anlayışının yayılması umut verici. Ancak bu çabanın sürdürülebilir olması için gastronominin, turizm politikalarında stratejik bir başlık olarak ele alınması gerekiyor. Festivaller, coğrafi işaretli ürünler ve mutfak eğitimleri yalnızca vitrin çalışması değil, uzun vadeli bir planın parçası olmalı.

Bir şef olarak şuna inanıyorum: Misafir, kaldığı odayı unutabilir ama tattığı bir yemeği asla unutmaz. Çünkü lezzet, hafızayla çalışır.

Türkiye mutfağı; doğru anlatıldığında, doğru ellerde ve doğru vizyonla sunulduğunda, turizmin en güçlü kaldıraçlarından biri olmaya devam edecektir. Biz şefler ise yalnızca yemek pişiren değil, ülkemizin gastronomi elçileriyiz.”

 

Yorumlar (0)