TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, Gaffar Yakınca’nın sunumuyla A Haber’de ekrana gelen Turizm Yüzyılı programına konuk oldu. Programda turizmde pazarlama, ürün oluşturma, seyahat acentalarının rolü ve şehirlerin turizmden pay alabilmesi için atılması gereken adımlar ele alındı. Bağlıkaya, yalnızca doğal ya da kültürel değerlere sahip olmanın yeterli olmadığını, bu unsurların profesyonel bir anlayışla pazara sunulması gerektiğini söyledi.
“Tanıtım başka, pazarlama başka”
Bağlıkaya, bir destinasyonun tanıtılmasının herkes tarafından yapılabileceğini ancak pazarlama sürecinin uzmanlık gerektirdiğini belirterek, seyahat acentalarının bu noktadaki vazgeçilmez rolüne dikkat çekti.
“Bir şehrin tanıtımını herkes yapabilir ama pazarlamasını seyahat acentasından başkası gerçekten yapamaz. Pazarlama ayağının en önemli aktörü seyahat acentalarıdır. Herkesin yanlış algıladığı bir şey var. Bizim turizm ürünümüz var, şahane yerlerimiz var, evet biliniyor. Peki kim pazarlayacak bunu? Kim bunu paket haline getirecek?”
Otellerin konaklama, ulaşım firmalarının ulaşım, rehberlerin ise hizmet sunduğunu hatırlatan Bağlıkaya, turisti destinasyona getiren ve tüm süreci paketleyen yapının seyahat acentaları olduğunu vurguladı.
“Turizm ürünü kendiliğinden oluşmaz”
Tarihî ve kültürel değerlerin tek başına turizm ürünü anlamına gelmediğini ifade eden Bağlıkaya, bu unsurların satılabilir hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
“Ben belediyelerimizi, yerel yönetimlerimizi bu teşkilatımızdan faydalanmaya çağırıyorum; çünkü bu işin uzmanı biziz. Bir şeyin tarihî ve kültürel olması, çok önemli bir kültürel varlığa sahip olmanız onun bir turizm ürünü olduğu anlamına gelmez. Turizm ürünü başka bir şeydir. Bunu ürün haline getirip satılabilir bir duruma getirdiğimiz zaman bir turizm ürünü olur.”
Bu sürecin profesyonel bir organizasyon gerektirdiğini dile getiren Bağlıkaya, seyahat acentası olmadan turizmin sürdürülebilir şekilde gelişemeyeceğini kaydetti.
“Acenta olmadan müşteriyi kim getirecek?”
Programda somut bir örnek üzerinden değerlendirme yapan Bağlıkaya, sadece tesis yatırımıyla turizmde başarı sağlanamayacağını belirtti.
“Bir kaplıcanız var, oteliniz de var. Peki acentanız yoksa, kim getirecek müşteriyi oraya? Uçağını kim ayarlayacak? Otobüsünü kim ayarlayacak? Rehberini kim ayarlayacak? Otelle kontratı kim yapıp bunu uygun fiyatlarla bir paket haline getirecek? Seyahat acentası.”
Aynı durumun dış pazarlar için de geçerli olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, uluslararası pazarda destinasyonların raflara girebilmesi ve satılabilmesi için acentaların belirleyici olduğunu ifade etti.
“Her bölgenin bir hikâyesi var”
Turizmden pay almak için deniz, kum ve antik kent şartı olmadığını belirten Bağlıkaya, Türkiye’nin her bölgesinin kendine özgü bir hikâyesi bulunduğunu söyledi.
“Turizm pastasından bir pay almak için illa çok güzel bir deniz kenarında olmanız ya da çok antik bir bölgeye ev sahipliği yapıyor olmanız gerekmiyor. Ülkemizde her bölgede mutlaka öne çıkan bir hikâye, bir yemek, geçmişten gelen bir değer var.”
“Turizm sadece para kazanmak değildir”
Programda “Turizm bir para kazanma işi midir?” sorusunu da yanıtlayan Bağlıkaya, turizmin ekonomik getirinin ötesinde çok yönlü faydalar sağladığını dile getirdi.
“Öncelikli olarak para kazanma işi olarak gözükse de yerel istihdamı artırıcı bir boyutu var. KOBİ’lerin iş imkânını artırması, yerel ekonominin, tarımın ve ticaretin canlanması gibi birçok yan etkisi var. Turizm gittiği bölgeye hayır getirir.”
“Pazarlama unsuru olarak neyi kullanacağız?”
Bir şehrin turizmde gelişmesi için atılması gereken ilk adımın envanter çalışması olduğunu belirten Bağlıkaya, şehirlerin kendilerini doğru konumlandırması gerektiğini söyledi.
“Şunu sormalıyız öncelikle: Neyimiz var bizim? Neyimizi öne çıkarmamız lazım. Yakın çevrelerle rekabet edecek ürünlerden kaçınmak gerekir. Konya deyince Mevlana, Gaziantep deyince gastronomi akla geliyor. Nasıl tanınmak istediğinizi belirlemeniz lazım. Pazarlama unsuru olarak neyi kullanacağız?”
“Şehri turiste hazırlamak lazım”
Bağlıkaya, turizmin sadece otel yatırımıyla sınırlı görülmemesi gerektiğini de vurgulayarak, turizm dostu şehirlerin yaşanabilir, erişilebilir ve temiz kentler olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Şehri turiste hazırlamak lazım. Yürüyüşe imkan veren bir şehir olmanız lazım. Havası temiz olacak, suyu temiz olacak, bir de toplu taşıması iyi olacak, toplu taşımaya imkan verecek şehir. Yani aslında turizm dostu dediğimiz şey, kentin yaşantısına uyum sağlayacak, kentin vatandaşına da uygun olacak. Bizim şehrimizde beş yıldızlı otel yok, onun için turizm yok doğru bir bakış açısı değil.”