Kur farkıyla gelen Deli Dumrul vergisi!

Hamit Kuk
Hamit KukSAYD Genel Sekreteri / TÜRSAB İncoming Turizmi İhtisas Başkanı
27 Şubat 2019, 12:47

Geçtiğimiz ocak ayında TBMM’den geçen 7161 sayılı yasa ile yürürlüğe giren kur farklarının KDV matrahına alınması, turizm sektöründe bomba etkisi yarattı. Sektör mensupları bu konuda çaresizce derdini anlatacak bir yer arıyor. Turizmin sivil toplum kuruluşları ve turizmin en üst düzeydeki resmi makamları da bu konuya dair henüz bir hamle yapmadı. İnşallah bundan sonra sektörün beklentilerine paralel adımlar atacaklardır.

Turizm sektöründeki hemen her kesimin etkileneceği bir konu olan kur farklarının, KDV matrahından alınması özellikle yurt dışındaki tahsilatlarını ve ödemelerini döviz üzerinden yapan incoming turizmi faaliyetlerinde bulunan seyahat acenteleri içinde çok büyük bir sorun teşkil ediyor. Bu sorun öyle bir sorun ki adeta kazanmadığınız bir paranın KDV’sini devlete ödemek zorunda kalıyorsunuz.

Hal böyle olduğunda insanın aklına Deli Dumrul hikayesi geliyor.

Hani Deli Dumrul, bir derenin üzerine bir köprü yaptırıp geçenden 33 akçe, geçmeyenden ise döve döve 40 akçe alırdı ya o hesap olmuş! Yani devletimizde bizden kazanmadığımız paranın KDV’sini almaya karar vermiş.

Düşünsenize, her türlü riske girerek, bin bir zorluk ve zahmetle yurtdışından turist getirirken elde ettiğiniz geliri yurt dışından döviz olarak tahsil ediyorsunuz. Sonra o turistler için konaklama dahil yaptığınız tüm harcamaları döviz cinsinden yapıyorsunuz. Haliyle döviz cinsinden ödediğiniz hizmetin karşılığı olarak vergi usul kanunu gereği TL düzenlenmiş fatura alıyorsunuz.

İş tamda burada çetrefilleşiyor. Çünkü, ülkedeki enflasyonist ortam gereği döviz kuru, günlük dalgalanmalar nedeniyle sürekli değişkenlik gösterdiği için TL olarak düzenlenen faturalarda ortaya çıkan kur farkları için devlet nezdinde kâr elde etmiş gözüküyorsunuz. Oysa bu kâr, siz alacağınızı da borcunuzu da döviz olarak ödediğiniz için sadece kâğıt üzerinde gözüken ama asla reelde olmayan bir kârdır.

İşte 7161 sayılı yasanın turizm sektörünün üzerine çökerttiği kaos budur!

Bu kur farkı konusu aslında bugünün konusu değil. Ülkemizde KDV uygulamasının başladığı 1985 yılından bu yana Maliye Bakanlığı ile mükellefleri arasında sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Hatta bu kur farkı işi o kadar çok tartışılmış ki mahkemelere kadar gitmiştir. Çeşitli vesilelerle yüksek mahkemelerde onlarca dava görülmüştür. Ve her nedense görüşülen davalar genellikle hep mükellefler lehine sonuçlanmıştır.

Ortada böyle bir gerçek varken konuyla ilgili bir yasa hazırlanarak TBMM’den geçirilmesi Maliye Bakanlığı’nın bu işi adeta mükellefleri ile inatlaşma pahasına sürdürmesi gerçekten akıl alır gibi değil. Üstelik Maliye Bakanlığı’nda gerçekten çok çok değerli uzmanlar varken ve bunlar piyasadaki şartları çok iyi bildikleri halde bu yasanın yapılıp yürürlüğe konulması hakikaten turizm sektörü tarafından çok garipseniyor.

Ortada bir yanlış var ve bu yanlış mutlaka düzeltilmelidir. Çünkü, turizm sektörü ülkemiz için stratejik öneme sahip bir sektördür. Türkiye’de faaliyet gösteren sektörler arasından dünya ile rekabet edebilen neredeyse tek sektör olan Türk turizm sektörü bu tür uygulamalar ile zayıflatılarak dünya ile rekabet edebilir halden zayıf ve güçsüz hale düşmesi hiç kimsenin hayrına olmayacaktır. Dünya turizm piyasası çok acımasız bir rekabet içindeyken turizm sektöründeki firmalarımızın bu şekilde zayıflaması sadece rakiplerimizin işine yarayacaktır. Haliyle böyle bir uygulama ile sadece turizm sektörünü cezalandırmakla kalmıyorsunuz aynı zamanda ülkeyi cezalandırmış oluyorsunuz.

Turizm sektörü olarak neden kur farkının KDV matrahına dahil olmasın diyoruz?

Hiç kuşku yok ki turizm sektörünün lokomotifi olan ve on binlerce çalışanıyla ekonomiye istihdam sağlayan ve milyarlarca Dolar döviz girdisi ile devletin döviz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan stratejik öneme sahip bir sektördür. Bugüne kadar başardıklarının aynı şekilde devam etmesi ve hatta daha yukarılara çıkması için sektörün önünün açılması gerekirken yeni düzenlenen 7161 sayılı yasa ile nasıl önünün tıkandığı ve bu uygulamanın ne kadar haksız olduğunu aşağıda sunacağım nedenlerle anlatmaya çalışacağım.

Her yasa hazırlanırken bir gerekçeye dayandırılır. 7161 sayılı yasa ise çıkartılırken dayandırılan gerekçeler doğru tanımlanamamış ve gerçeklerden uzak kalmıştır.

Bu yasa çıkartılırken gerekçe olarak “...esas itibariyle vade farkı mahiyetindedir” denilmiştir. Oysa bilindiği üzere KDV’nin konusu mal ve hizmet sirkülasyonudur. Burada vade farkı olmadığı çok açık ve nettir.

Daha önce Maliye ile mükellefleri arasında oluşan anlaşmazlıklar üst mahkemelere taşınmış ve bu mahkemeler tarafından verilen birçok kararda kur farkları ile vade farklarının farklı kavramlar olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, vergi kanunda ve uygulama tebliğlerinde kur farkıyla ilgili olarak konulan bir ibarenin vade farklarını kapsamadığı bu mahkeme kararlarında hüküm altına alınmıştır.

Turizm sektöründe 7161 sayılı yasa uygulandığı sürece kur farklarıyla ilgili yedi günlük fatura kesme süresi içinde yüzlerce, binlerce fatura kesme gibi ağır bir iş yükü oluşmaktadır. Bu da hem maliye açısından ve hem de sektör açısından içinden çıkılmaz sonuçlar doğuracaktır.

Kur farkları tamamen ülkenin ekonomik gidişatına göre ve sürekli değişkenlik gösteren bir durumdur. Haliyle mükellef burada ödemesi gereken kur farkı KDV’sinin ne oranda olacağı asla önceden kestiremeyecektir. Dolayısıyla 7161 sayılı yasa ile elde edilmemiş bir gelirin KDV’sinin ödenmesi firmaların finansmanını ve ödeme planlamasını bozacaktır. Hatta bazı firmaların iflas etmesine bile sebep olacaktır.

Cari hesaplar tutulurken alınan veya verilen mal ve hizmetlerden dolayı oluşan kur farkları içinde farklı oranlardaki KDV oranları olabilecektir. Böyle durumlarda kur farkının KDV oranı ne olacağı konusu sürekli tartışma konusu olacak ve içinden çıkılmaz bir hale gelecektir.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere kur farkı tamamen ekonomik sebeplerle ortaya çıkan bir durumdur. Türk Lirasının yabancı paralar karşısında değer kaybediyor olması aslında ülkedeki enflasyondan kaynaklanan bir unsurdur. Böyle bir durumda kur farkından KDV almak bir nevi enflasyon üzerinden KDV istemek anlamına gelmektedir. Bir anlamda devlet, ekonomi alanında ki başarısızlıklarının sonuçlarını vergi mükelleflerine yüklemek suretiyle kendini haksız kazanç elde eden bir duruma sokmaktadır.

Alıcı ile satıcı arasındaki döviz ödemeye dayalı ticari ilişkiler baz aldığında tahsilatın yapıldığı tarihteki döviz tutarın karşılığı ile faturanın kesildiği tarihteki döviz tutarın karşılığı aynıdır. Burada KDV’si ödenmiş döviz tutarı ile tahsil olunan döviz arasında fark bulunmadığı halde sırf işlemin faturası TL kesildiği için oluşan fark, yeni bir KDV yaratamaz. Çünkü bu vergi mükerrerliğine girer. Kısaca kur farkına KDV aramak iki kere vergi almak anlamına gelecektir.

Vergi usul kanun maddesi 215/2-b gereği yabancı şirketlere şartlarını yerine getirmek koşulu ile Sayın Cumhurbaşkanı tarafından kayıtlarını dövizle tutma yetkisi verilmektedir. Kayıtları dövizle tutan yabancı şirket kur farkında KDV uygulamasına tabi olmazken yerli firmanın bundan yararlanamaması adaletli değildir. Böyle bir durumda yerli sermayeli firmaları cezalandırmakla kalmayıp rekabet edebilirliğini devlet eliyle ortadan kaldırmaktan başka bir şey değildir.

Sonuç olarak, Bir şey yapılmaya karar verildiğinde mutlaka iyi niyetle yola çıkılıyor. 7161 sayılı yasa hazırlanırken Maliyenin uzman memurları da iyi niyetle devleti koruma ve kollama adına olumlu bir şeyler yapmayı hedefledikleri bir gerçektir. Ancak, durum her zaman böyle kalmıyor ve hedeflenen yerle varılan yer aynı olmayabiliyor. Onun için hiçbir şey kusursuz değildir diyerek yapılanları tekrar gözden geçirmek gerekiyor.

7161 sayılı yasadaki kur farklarının KDV matrahına dahil edilmesi hususu bu anlayışla yeniden değerlendirilerek ele alınmalıdır. Başta Maliye Bakanımız olmak üzere bakanlığımızın çok değerli bürokratları ve uzman memurları yukarıda bahsettiğimiz konuları yeniden değerlendirmelerini diliyorum ve umuyorum.

Çünkü, biz turizmcilerin ülkemiz ve gelecek nesillerimiz için çok daha hayati görevleri var. Turizm sezonu boyunca kur farkının KDV’siyle kazanmadığımız gelirin vergisini düşünmek yerine, dünya turizm pazarındaki rakiplerimizle daha iyi rekabet edebilecek koşulları araştırarak Türkiye’nin turizm potansiyelini daha fazla arttırmanın yollarını bulmamız gerekiyor.

Devletimizde turizm sektörünün önünü her şartta açmalı ve her türlü kolaylığı sağlamalıdır. Aksi durumda kaş yapayım derken göz çıkarmış olacaktır.

Son olarak, malum bu vergi konusu oldukça teknik bir konu olması sebebiyle yazıyı hazırlarken bilgisine ve görüşlerine baş vurduğum değerli ağabeyim, danışmanım S.M. Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi Rahmi Kural Bey’e huzurlarınızda teşekkür etmek isterim.

Sağlıcakla kalın…

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
Hanifi Güvenbaş
18 Mart 2019, Pazartesi 09:03
Yeni düzenleme yabancı turizm şirketine imtiyaz, yerli turizm şirketine kambur olacaktır. Haksızdır.
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha