Turizm sektörünün gündemi giderek yoğunlaşıyor. Aklımda olan birkaç konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Öncelikle yeni Kültür ve Turizm Bakanımız Numan Kurtulmuş’a başarılar diliyorum. Geçen yıl seçim bölgesi Ordu’da turizmcileri dinlemiş notlar almıştı. Ben de bazı sorular sormuştum. Turizmcilere dönük samimi yaklaşımı dikkatimi çekmişti.
Son 2 yılda 5 bakan görmüş sektörün tabii beklentisi farklıydı. Turizmi daha iyi bilen bir ismin göreve gelmesi isteniyordu. Hatta sektörün içinden bir isim olsa fena olmazdı. Bahattin Yücel’den bu yana turizmci bir bakan çıkmadı hükümetlerden. Ancak içimizden biri de bakan olsa bütün meseleleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çözmesini beklemek doğru değil. Bir defa bütçesi belli, etki alanı belli. Ayrıca sektörden bir ismin turizm bakanı olması tüm sektörün onun yanında olacağı veya onun tüm sorunları çözeceği anlamına gelmiyor. Kötü olan şey her bakan değiştiğinde söylem ve iddilarda başa dönülmesi.
Önce komşudan turist gelsin
Ağustos ayının başında II. çeyrek rakamları açıklandı. İlk 6 ayda gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yıla göre yüzde 14.05 artış gösterdi. Haziran rakamları umut verici ancak III. çeyrek rakamlarını görmekte fayda var. Verilere bakıldığında kaynak pazar konumunda olan pazarlara ne kadar ihtiyacımız olduğu bir kez daha görünüyor. Bununla beraber turizm hareketlerinde bize 2-3 saatlik uçuş uzaklığında olan ülkelerden gelecek turistlerin ne kadar önemli olduğunu fark etmeliyiz. Hindistan, Çin, Brezilya’dan tabii ki turist gelsin ama önce komşu ülkelerden ziyaretçi almaya çalışalım. Kısa vadede kolayı varken zora gerek yok.
Yeni turizm ürünü “sosyal medya”
Farkında mısınız? Yeni bir turizm ürünü oluşuyor: "Sosyal medya turizmi" Gittiğimiz, gördüğümüz, tadına vardığımız her şeyin en çabuk yayılıp etkileşime açık olduğu alan sosyal medya. Bu fotoğraf tam instagram’lık demeyen yoktur heralde! Gezginlerin en büyük motivasyonu ise oraya gittiğini göstermek, o anı ölümsüzleştirmek. Gittiğiniz rotada sosyal medyaya düşen ne varsa siz de öyle bir kareye sahip olmak istiyorsunuz. O nedenle geleceğin turizm trendlerini sosyal medya belirleyecek.
Adıyaman bildiğiniz gibi…
Adıyaman, Nemrut ve Komagene uygarlığı gibi dünyaca ünlü turizm değeri açısından paha biçilemez ürünlere sahip. Bundan 6 sene önce Adıyaman’da bir turizm çalıştayına katılmıştım. Konuşmacılar arasında destinasyon tanıtımı ve pazarlanması konusunda çok yetkin isimler vardı. Dünyada denenmiş ve başarıya ulaşılmış destinasyon yönetimi konusunda örnekler verilmiş Adıyaman için yol haritası çizilmişti. Ama salonun sadece dörtte biri doluydu.
Ürün çok strateji yok!
Bu yıl Kalkınma Ajansı’nın katkılarıyla düzenlenen etkinliği bir gün takip etme şansım oldu. Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da konuşmacı olarak gelmişti. Salon kısmen yine boştu. Bakan gitti salon hepten boşaldı. Panel kısmına kalanların çoğu sanırım İstanbul’dan gelen misafirlerdi. Bir gün önce bize Adıyaman’ın şöyle turizm değeri var böyle turizm önemi var diye anlatan dostlarımızı bile göremedik. Şehir ayrıca sahabe turizmi diye inanç odaklı yeni bir ürüne odaklanmış. Tabii bu ürünlerin müşteri profilleri çok farklı. İkisi bir arada gider mi? Gider ama stratejinizin olması lazım. O da şimdilik maalesef yok! Neyi neden istediğini bilmek turizmde çok önemli.
Toroslar’ın arkası da turizm
Geçtiğimiz haftalarda hayatımda ilk defa Burdur ve Isparta’yı yakından görme fırsatım oldu. Burdur’un doğası, gölleri, Lisinia projesi, Sagalassos ve Kibyra ören yerleri muhteşem güzellikte. Kesinlikle bir daha gitmek istiyorum. Salda Gölü küçük bir Maldivler. Provence’ın lavanta etkisi Isparta’dan sonra Burdur’u da etkisi altına almış. Göl manzaralı lavanta ve gül tarlaları ‘sosyal medya turizmi’ için ideal olabilir. Ancak burada da yeni bir stratejiye ihtiyaç var. Ürünlerin dönemselliğe ve talebe göre konumlanması gerekiyor. Öte yandan Isparta’nın lavanta kokulu Kuyucak Köyü ise kendi çapında bir Alaçatı olma tehlikesiyle karşı karşıya. Öte yandan Isparta ve Burdur’un gastronomi çeşitliliğini artırmasında fayda var. Bu ikilide en zayıf halka mutfak…
TÜRSAB öncü olmalı
Kalkınma Ajansları Anadolu’daki illerimizin turizm potansiyellerini ortaya çıkarma konusunda ciddi çalışmalar yapıyor. Ancak yukarıda anlatmaya çalıştığım strateji eksikliği konusunda TÜRSAB daha etkin olabilir. Çünkü destinasyon pazarlaması konusu son yıllarda ciddi önem kazandı. Bu nedenle TÜRSAB’ın destinasyon geliştirme komitesi kurmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Acenteler bu işin her zaman lokomotifi. Ancak kendisini destinasyon uzmanı gibi pazarlamaya çalışan pek çok kişi ve kurum var ki elma ve armutların ayrılmasında bir akla ihtiyaç var.
Taksiciden lezzet elçisi olur mu?
Niye olmasın tabii olur. Kamyoncu lezzet düşkünü de taksicinin mi ağız tadı yok! Michelin neden kendini geliştiremedi? Çünkü göremedi taksicilerin bu lezzet düşkünü tarafını. Ama bakın görenler var.
Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) ve İstanbul Taksiciler Esnaf Odası işbirliği yapmış ‘İstanbul Lezzet Haritası’ aplikasyonunu oluşturmuş. Turistler taksiciler tarafından kullanılacak aplikasyonla şehrin lezzet duraklarına kolayca ulaşabileceklermiş.
Tabii hangi içeriğe göre adı “İstanbul’un lezzet haritası” olarak belirlenmiş ve böyle bir aplikasyon (uygulama) oluşturulmuş bilemedim. Ayrıca bu uygulamayı neden turistin kendisi değil de taksiciler kullanacak? Şimdi bu Bi taksi uygulaması değil de Bi lezzet uygulaması mı olacak? Lezzet alasım geldi; oğlum bir taksi çağır mı diyecez? Sonuçları merakla bekliyorum.
Öte yandan 17 binden fazla taksici tarafından kullanılacağı söylenen aplikasyon sayesinde kenti ziyaret eden turistler, GTD tarafından onaylanmış şehrin lezzet durakları olan mekanlara, kafelere ve restoranlara ulaşacaklarmış. GTD, hangi özellikleri hasebiyle böyle bir onayı verme makamına dönüşmüştür? Böyle bir güç olduğunu biz neden bilmiyoruz?
GTD yetkilileri, “Bazı kriterler oluşturduk ve her isteyeni almıyoruz. Türk mutfağını, Türk kültürünü tanıtan firmaları alıyoruz” diyor; o zaman aklıma şu soru geliyor: Türk kültürünü tanıtan firmaları nasıl belirlediniz? Bu kriterleri kime neye göre oluşturdunuz?
Taksi esnaf odası, taksici kardeşlerini gurme yaparak turizme katkı sağlamadan önce 10 TL’lik mesafeye 100 dolar almaya çalışan zihniyetten camiayı kurtarmaya çalışsa nasıl olur? Turizme en büyük katkısı bu olur. Tabii işini doğru yapanları tenzih ederek söylüyorum; taksici esnafımız taksiciliğini hakkıyla yapsın, turisti kazıklamasın gurme falan olmalarına da gerek yok. Başımızın üstünde yerleri var. Ama illa gastronomi ile uğraşmak istiyorlarsa bunun okulları var gitsinler okusunlar canım…
Adında gastronomi ve turizm geçen dernekteki yetkililer de para kazanmak için lezzet haritasını restoran ve kafelerle değil önce akademisyenler ve bu işe ömrünü adamış isimlerle çizmeyi denesinler.
Daha şık olmaz mı?
Sağlıcakla