Başaran Ulusoy'un 18 Temmuz Salı günü İstanbul'da yaptığı BYK başkanları toplantısı, bayram ve seyran olmadan enişte tarafından yanağa kondurulan bir öpücük gibi anlamsız gelse de, gerçekte öyle değil. O öpücük, "Başkanın seçim dansı" adlı iki perdelik melodramın başlama zili aslında.
Oyunun senaryosunu, gününü, saati ve seyircisini çok iyi biliyoruz. Nereden biliyorsunuz diye soracak olursanız; söyleyeyim: Çünkü Başkan, 20 yıldır bıkmadan usanmadan aynı oyunu oynuyor; bizler de 20 yıldır tükenerek izliyoruz.
O kadar çok sahneledi ki bu oyun, oyuncunun sahneye ne zaman gireceğini, hangi mağdur cümlelerle, "saf ve temiz" kalpleri nasıl titreteceğini, artık ezbere biliyoruz.
Sözün özü, her geçen yıl seyircisi azalan bir sektörde, perde açıldı oyun başladı...
Bu tarz klasikleşen oyunların iki çeşit izleyicisi vardır. Birinci kesim oyunları çok ciddiye almaz, biraz heyecan ve eğlence amaçlı takip eder ve sonrasında unutur geçer. İkinci kesim ise oyunun içindeki "karakter"le duygusal bağ kurar, içselleştirir; sanal olarak oyunun bir parçası olmakta beis görmez.
Oyunun gişesinin zayıf olacağı ise şimdiden belli. Bunun ilk emarelerini BYK Başkanları toplantısında gördük. Yıllardır BYK'ları zapturapt altına alarak oyları konsolide eden Başaran Ulusoy, seyirciden yeterli ilgiyi göremeyince eserini 'face to face' sahnelemeye başladı. Her BYK başkanına ayrı bir oyun oynamayı planlayan Başaran Ulusoy'un yeni senaryosunun daha interaktif olacağını tahmin ediyorum.
Sahnelenişinde yenilik olsa da konu hep aynı.
Kişiye özel oynanacak oyunun konusunu merak edenler için anlatayım...
İlk bölüm “Aday olup olmamaya henüz karar vermedim”, “Angara'nın bağlarının... pardon Ankara'nın görüşünü alıp karar vereceğim” ile başlayıp, “Türsab’a sahip çıkın”la devam edecek.
Beklediği ilgiyi göremezse, oyun koronun seslendireceği “Başkan bizi bırakma”, “Emrindeyiz başkan”, "varlığın bir dert yokluğun yara" parçalarıyla devam edecek.
Ardından sahnede ışıklar sönecek ve tek bir ışık Başkanın hüzünlü yüzünü aydınlatacak... Oyunun en duygu yüklü bölümü başlamış, seyirci pürdikkat oyuncuya kilitlenmiştir artık...
Önce kısık bir ses tonuyla çekilen acıları, ardından sesini biraz yükselterek "fedakarlıkları" anlatacak. Ve birden, salonda yankılanacak şekilde, o sihirli sözcükleri haykıracak:
Aidat borçları!
Rehavete kapılan seyirci uyarılmış, verilecek mesaja hazır hale gelmiştir.
Fakat ne acı ki mesaj yok...
20 yılın ardından yeniden aday olmak için hiçbir haklı sebep bulamayan Başkan, rakibi Firuz Bağlıkaya'ya sataştıktan sonra “Ben burayı onlara mı bırakacağım” cümleleriyle oyunu bitirecek.
Senaryo özetle bu...
Şahsen bu oyunu hiçbir dostuma tavsiye etmiyorum; vakit kaybı... Bazı replikleri hatırladığınızda zaten film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor.
İyi seyirler...
- Kriz yok
- Biz kriz profesörü olduk
- Rus gelmezse, Çinli gelir
- Türkiye vize uygulanacak ülke değil, vize koyacak bir ülke
- THY'nin 30 uçağı vardı şimdi 300 uçağı var
- Bunları Türsab değil, siz başardınız
- Devletle damatla kavga etmem
- Yenikapı’ya liman lazım