Karayipler’in ortasında küçük bir ada…
Ama dünya siyasetinin hafızasında büyük bir sembol.
Küba denildiğinde çoğu kişinin aklına salsa, puro ve klasik Amerikan arabaları gelir. Oysa bu ada, 20. yüzyılda dünyanın nükleer savaşın eşiğine geldiği bir kırılma anının merkezindeydi. 1961’deki Domuzlar Körfezi çıkarması ve 1962’deki Füze Krizi, Küba’yı iki süper gücün satranç tahtasında en kritik karelerinden biri haline getirmişti.
Peki bugün?
2026 dünyasında Amerika Birleşik Devletleri gerçekten Küba’ya saldırır mı?
Duygusal değil, stratejik düşünelim.
Küba ABD İçin Askeri Tehdit mi?
Net cevap: Hayır.
Küba’nın askeri kapasitesi sınırlı.
Nükleer silahı yok.
ABD topraklarına yönelik aktif bir tehdit üretmiyor.
Amerikan dış politikası genellikle üç durumda doğrudan askeri müdahaleye yönelir:
- Somut güvenlik tehdidi
- Büyük güç rekabeti
- Stratejik askeri konuşlanma riski
Küba bugün bu üç başlığın da merkezinde değil.
ABD’nin Mevcut Stratejisi: Silah değil, ekonomik ve enerji baskısı.
Washington’ın Havana’ya yaklaşımı uzun süredir askeri değil; ekonomik ve finansal baskı üzerinden ilerliyor.
Ambargo.
Finansal kısıtlamalar.
Ticaret ve yatırım sınırlamaları.
Ve son dönemde bu çerçeveye bir başlık daha eklendi: enerji hattı üzerinden dolaylı baskı.
Küba’nın günlük petrol ihtiyacı yaklaşık 120–150 bin varil aralığında. Ülke, tüketiminin önemli bir kısmını ithal etmek zorunda. Uzun yıllar Venezuela’dan günlük yaklaşık 20–40 bin varil seviyesinde sevkiyat sağlandı. Ancak Caracas üzerindeki yaptırımlar ve siyasi baskılar bu akışı ciddi biçimde azalttı.
Benzer şekilde Meksika’dan gelen destek de son dönemde belirgin şekilde geriledi. Rusya tedariki sürdürse de toplam arz eski seviyesinde değil. 
Sonuç olarak:
- Elektrik kesintileri
- Ulaşımda aksaklıklar
- Üretimde yavaşlama gibi etkiler daha görünür hale geldi.
Bu tablo askeri bir müdahale değil; fakat enerji üzerinden kurulan stratejik bir basınç mekanizmasıdır.
21. yüzyılın güç projeksiyonu bazen tankla değil, tedarik zinciriyle yapılır.
Çin ve Rusya faktörü: Senaryo ne zaman değişir?
Eğer Küba’da kalıcı bir Çin askeri varlığı oluşursa,
Eğer Rusya stratejik silah sistemleri konuşlandırırsa,
Eğer ada yeniden büyük güç rekabetinin askeri sahasına dönüşürse…
O zaman 1962’nin hayaleti masaya geri döner.
Ancak mevcut tabloda Çin’in ilgisi daha çok ekonomik ve altyapı yatırımları düzeyinde. Rusya ise enerji ve diplomatik destek sunuyor; askeri konuşlanma söz konusu değil.
Dolayısıyla bugün için askeri bir çatışma senaryosu gerçekçi görünmüyor.
Gerçek risk nerede?
Asıl kırılganlık içeride.
Enerji darboğazı, döviz sıkıntısı ve göç dalgası Küba’nın en büyük sınavı. ABD’nin yaklaşımı da doğrudan askeri müdahale yerine, ekonomik baskı yoluyla sistemin kendi dinamikleriyle dönüşmesini beklemek üzerine kurulu.
Silah sesi yok.
Ama baskı var.
Turizm Cephesi: Sahadaki gerçeklik
Enerji sıkıntıları devlet ve altyapı düzeyinde hissedilse de bugün itibarıyla turistler açısından Küba’yı gezmek, görmek ve deneyimlemek anlamında ciddi bir güvenlik sorunu bulunmuyor.
Turizm Küba için öncelikli sektör. Hükümet bunun farkında ve bu alanı korumaya öncelik veriyor. Oteller, turistik bölgeler ve temel hizmetler bu sektörü ayakta tutacak şekilde organize ediliyor.
Sokaktaki hayat zaman zaman kesintilerden etkilenebilir; ancak bu durum Küba’nın ziyaret edilemez olduğu anlamına gelmiyor.
Jeopolitik satranç ve insan hikâyesi
Amerika’nın Küba’ya askeri saldırı ihtimali bugün için düşük görünüyor. Ancak bu, adanın baskıdan uzak olduğu anlamına gelmiyor. Sadece baskının yöntemi değişmiş durumda.
Artık mesele çıkarma gemileri değil;
enerji vanaları, finans ağları ve ticaret hatları.
Fakat bütün bu stratejik okumaların ötesinde bir gerçek daha var: Küba yalnızca bir jeopolitik başlık değil, yaşayan bir toplum.
Elektrik kesintileri grafiklerde bir veri olabilir; sokakta ise bir akşamın kararmasıdır.
Yakıt kıtlığı bir tablo olabilir; günlük hayat için bir bekleyiştir.
Türkiye Perspektifi
Türkiye açısından Küba meselesi askeri bir dosya değil; daha çok diplomatik ve insani bir başlık.
Türkiye, Latin Amerika ile ilişkilerini genişletme politikasını sürdürürken Küba ile de dengeli ve saygıya dayalı bir ilişki zemini oluşturdu. Enerji, sağlık, turizm ve ticaret alanlarında sınırlı ama anlamlı temaslar mevcut.
Türkiye için Küba:
- Stratejik bir askeri risk değil,
- Küresel dengede sembolik bir başlık,
- Potansiyel bir ekonomik ve turizm iş birliği alanı.
İnsani Bir Not
Küba halkı yıllardır ambargo, kriz ve daralma koşulları altında yaşamayı öğrendi. Bu, romantize edilecek bir durum değil; ama saygı duyulacak bir dayanıklılık örneği.
Bir gün Küba’nın yalnızca direnişiyle değil; refahıyla, istikrarıyla ve insanlarının hak ettiği yaşam standartlarıyla anılmasını dilerim.
Jeopolitik hesapların ötesinde, her ülke gibi Küba da insanca bir yaşamı hak ediyor.
Ve Küba halkı bunu fazlasıyla hak ediyor. 