Yazarlar (Turizm Meclisi)

Turizmin yeni eşiği: Tur satanlardan destinasyonun aklını okuyanlara

Handan Atamer Engin
Handan Atamer Engin
Kites Group CMO

Turizmde yıllardır bazıları için şu cümleyi söylerim: “Ha tur satmışsın, ha limon.”
Çoğumuzda gülüp geçeriz… Ama ne yazık ki bu cümle bugün hala bazı gerçekleri ele veriyor.  Turizm sektöründe hala ürünle uğraşanlar var; yani destinasyonları bir manav tezgâhında dizilmiş ticari ürünler gibi görenler… Oysa turizm, bir tezgah işi değildir; bir şehrin nabzını tutmak, bir kültürün damarından geçmek, bir yolcunun kalbine dokunan görünmez katmanları anlamaktır.

Yani bir yanda tur satanlar, bir de destinasyonun aklını okuyanlar var
Ben bu iki kavramı yeni ayırmadım, sadece artık yüksek sesle söylüyorum.
Çünkü tur satmakla destinasyon yönetmek arasındaki fark, bir yolcunun hayatına dokunan en değerli şeyde saklı: ZAMAN.

“Zaman kul yapımı değildir.”

Yıllar önce Paris’te Sacré-Coeur’ün girişinde bir rahip bana yukarıdaki ikonaları gösterip şöyle demişti: “hayatındaki pek çok şey insan elinden çıkmış olabilir… Ama zaman? Zaman kul yapımı değildir.”

O an içime işlemişti. Çünkü turizmde sattığımız şey aslında bir otel, bir koltuk, bir tur değil; bir insanın geri dönüşü olmayan ömrünün parçalarıdır. Dakikalar, saatler, biriktirdiğimiz anlar… hepsi kırılgan birer porselen parçası gibi elimizde durur. Bir yolcunun bize emanet ettiği her dakika, hayatındaki en kıymetli hazinenin bir parçasıdır. Geri alamaz. Tekrarını yaşayamaz. “Rezildi, ama kusura bakmayın telafi ederiz” diyemezsiniz. Zamanın telafisi yoktur; en fazla özrü olur, o da ancak vicdanı rahatlatır, ya yolcuyu?

Bu nedenle tur satmak sadece satış değildir; bir insanın asla geri dönüşü olmayan ve bize emanet ettiği zamanının sorumluluğunu almaktır. Sektörün bazı bölümleri bunu anlıyor. Bazıları hala anlamıyor.  Ve bu sorumluluğun anlaşılmadığını gösteren örnekler hala karşımıza çıkıyor.

Fas’ta 10 saatlik yol + tam gün Fes turu:

Bu matematiği kim yapıyor? Geçen gün bir Fas turu gördüm. Sahara’dan çıkıyorsun, 10 saatlik yolu geçiyorsun, sonra aynı gün “tam gün Fes turu”. 
Hangi bedenle?
Hangi zihinle?
Hangi sağlıksal gerçeklikle?
ve hangi rota hesabıyla yani hangi matematik bilginizle?

Bu sadece kötü bir program değildir; insanın biyolojisini, destinasyonun ritmini ve seyahatin doğasını yok saymaktır. Günü 24 değil, “size göre 36 saat” sanmaktır.Bu tur satmaktır. Ama destinasyonun aklını okumak değildir.

Ve bu örnekler maalesef az değil. Fas örneğindeki zaman körlüğü neyse, burada da içerik körlüğü var. 

Kahire’de Piramitleri “ekstra” diye satanlara birkaç sözüm var
Paris'te Louvre ekstra olabilir, çünkü misafirin kişisel ilgi alanları farklıdır ve şehrin sundukları sonsuzdur. Ama Kahire bir kültür rotasıdır. Piramitler, müzeler, antikite… Bu turun şah damarıdır. Ana fikridir. Varlık sebebidir. “Ekstra” değildir, asla olamaz. 
Bunu ekstra satmak, yolcunun gözüne baka baka KÜLTÜREL CEHALETİ PAZARLAMAKTIR.

Bi de Dahil olmayan hizmet + “rehbere ödenmesi mecburidir” parantezi var sektörümüzde… Bu, sektörün kanayan yarası. Ve nedense hala kabuk tutmuyor. Dahil değil diye yazıp, yanına “rehbere ödenmesi mecburidir” eklemek… Bu apaçık yolcuyu yanıltmaktır. Mecburiyet varsa, o hizmet tura dahildir. Adını doğru koymak zorundayız.

Bu konu da Fas örneği gibi aynı yere çıkıyor: yanılttığın şey para değil, yolcunun güvenidir. Güven bir kez kırıldı mı, o destinasyonun ruhu da, turizmcinin itibarı da kırılır.

Hadi gelin bir başka yaramıza. İki şehir arasında transfer yapıyorsun… Zaten yol üzerinde olan bir noktaya uğruyorsun… Ama bunu “ekstra” diye satıp, almayanları benzinliğe bırakıp bekletiyorsun.

Bu ne hizmet anlayışı?
Bu ne misafirlik bilinci?
Bu nasıl turizmdir?
Turizm yolcuyu bekletmez. Yolcuyu bölmez. Yolcuyu müşteriye değil, insana bakar gibi görür.

Ve burada da yine aynı başlangıç noktasına dönüyoruz: Zamanın ve deneyimin sorumluluğu.

Artık güçlü bir ayrımı net olarak yapıyorum: 
Tur satanlar ve Destinasyonun aklını okuyanlar.
Ve ikisi aynı şey değil. Birisi “program yazar”, diğeri insan planlar. 
Birisi “maliyet çıkarır”, diğeri zamanı korur.
Birisi “ekstra satar”, diğeri deneyimi yönetir.

Ve bu farklar sadece mesleki tercih değildir. Turizmin geleceğini belirleyen etik eşiklerdir. Sektör buna hazır mı bilmiyorum. Ama gerçek şu: Turizmin kalitesi artmadan, turizmcinin sorumluluğu artmadan, sektörün itibarı da artmaz.

Bu sektör artık sorumluluk almak zorunda. Zira bize emanet edilen şey bir bavul değil, bir insanın hayatının en değerli bölümü. Deniz kum tatili satmak belki kolaydır. Ama destinasyon satmak bilgi ister, omurga ister, niyet ister, ve en önemlisi: AHLAK İSTER.

Yolcunun zamanı kutsaldır.  Ve biz, bu zamanı korumadığımız sürece turizm değil, sadece ticaret yaparız.  Ben ise ticareti değil, turizmi savunuyorum ve turizm tarafında durmaya devam edeceğim.
 

Yorumlar (0)