TTYD

Turizmde Z kuşağı ve ötesi

Yağmur Korkmaz
Yağmur Korkmaz Strategyio Dijital İletişim Ajansı Kurucu Ortağı
20 Aralık 2019, 00:38

Ayak sesleri geliyor, kapıya dayanıyor derken Z kuşağı hayatımızın merkezine yerleşti bile.

Kimleri etkilemedi ki? Sayıları giderek artıyor. Artan yalnızca sayıları dersek yanılmış oluruz. Çünkü sayıları kadar etkileri de artıyor. Hatta ve hatta etkileri hayatımızın her yerine nüfuz ediyor. Evden, trafiğe, marketten havalimanına kadar adım attığımız her noktada onların varlıklarını hissetmek mümkün. Üstelik varlıkları sadece bulundukları alanı çevrelemiyor, günlük yaşantımızı, alışkanlıklarımızı ve bildiklerimizi değiştiriyor. Lafı çok uzatmaya gerek yok. Hadi gelin şu Z kuşağına bir de birlikte göz atalım:

İnternetin hayatımıza girmesinden hiç söz etmeyeceğim bile. Bu kısmı çoktan geçmiş olmamız gerekir. Bu nesil başka. Onlar için internet doğal bir gereksinimden ibaret. Çoklu ekranların yer aldığı bir dünyaya doğuyorlar. Bilgiye erişim ise kelimenin tam anlamıyla “çocuk oyuncağı”. Onlar için bilgiye erişmek göz açıp kapamak kadar kolay. Üstelik bilgiye erişmekle yetindiklerini söyleyemeyeceğim. Bilgiyi işleme ve yeniden hayata kazandırma konusunda da oldukça ustalar. Ee durum da böyle olunca hızlı düşünme ve karar alma mekanizmaları da gelişmiş düzeyde oluyor. Bazı uzmanlar Z kuşağı diyor, bazıları mobil kuşak diyor. Açıkçası ben hep “Dijitale Giriş 101” kuşağı demekten yanayım. Çünkü teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki biz daha dijital dönüşümü içselleştirememişken yepyeni kavramlar hayatımıza giriyor. Şu bir gerçek ki Z kuşağı mevcutta var olan tüm nesilleri dijital dünyayla bire bir karşı karşıya getiren bir nesil. Kimi zaman onları anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü bağımsızlar, özgürler. Toplumsallaşmadan ziyade bireyselleşmeyi önemsiyorlar. Bu yaklaşım da onları anlayabilmemiz için hayatımızdaki pek çok alışkanlığı değiştirmemize Zemin hazırlıyor. Elbette bunlardan önemlisinin başında iş hayatı geliyor. Kimi şirketler öngörülü davranıp bu nesille anlaşmanın yollarını erkenden aramaya başladı: yöneticilere doğrudan bu konuya ilişkin verilen kurslar, yeni neslin iş hayatına kazandırılmasına dair yapılan seminerler, yazılan yüzlerce makale… Onlarla anlaşmanın bir yolunu bulup bu dinamik neslin getireceği yeniliklerden katma değer üretmeye hazırlanan işletmeler kazanmaya bir adım daha yakın. Peki, ya diğerleri? Onlar için ne yazık ki olumlu ve gelecek vaat eden cümleler yazamayacağım. Çünkü kaçınılmaz bir gerçek var: İşletmesini yeni neslin kurallarına ve alışkanlıklarına göre yapılandırmayan tüm işletmeler bu oyunu kaybetmeye mahkumdur. Vee ne yazık ki kaybedenlerin en başında da turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmeler olacak. Nereden mi biliyorum? Bunu da biraz tartışalım.

Gönül isterdi ki ülkemizin turizm temsilcileri konusunda daha iyimser bir bakış açısına sahip olayım ancak bu konuda ne yazık ki aktif bir çalışmanın olduğunu söylemek imkansız. Okuyoruz, takip ediyoruz. Hemen hemen her gün turizm için yönetim düzeyine gerçekleştirilen çalışmalar basına yansıyor. Geliştirme ajansları kuruyoruz, tanıtıcı reklam filmleri çekiyoruz (15 yıldır yaptığımız bir çalışma), tarihi lokasyonlarımıza basın gezileri düzenliyoruz, Çin’in ülkemizi daha fazla ziyaret etmesi için yeni uygulamalar getiriyoruz… Yapıyoruz da yapıyoruz(!) Ama asla turizm kadar dinamik, değişken ve hızlı bir sektör için genç neslin fikirlerini almıyoruz. Ama asla dijital dönüşümün gerçekleşmesine destek sağlayacak gençleri bir araya getirmiyoruz. Ama asla yeni neslin seyahat alışkanlıklarına uygun projeleri desteklemiyoruz… Z kuşağı olarak nitelendirdiğimiz nesil bireysel olarak seyahat etmeye çoktan başladı. Ülkece bu konuda çalışmalar yapıyor muyuz? Hadi sorgulayalım.

Türkiye’nin resmi turizm tanıtım kampanyası eski adıyla Home Turkey yeni adıyla Go Turkey yaklaşık kaç senedir aynı logoyu kullanıyor olabilir? Açıkçası ben sayamadım. Teknolojiyle bu kadar iç içe olan bir nesli, 10 yıl öncesinin trendlerini yansıtan bir logoyla mı ülkemize davet ediyoruz? Oldukça ilginç bir yaklaşım…

Dijitali bu kadar özümseyen bir neslin “co-creation” akımının da bir parçası olabileceği fikrini asla atlamamak gerekiyor. Bu nesil kendi tasarladığı seyahat deneyimlerinin bir parçası olmayı o kadar seviyor ki asla tek tip bir seyahate odaklanmıyor. Deneyim alanları arıyor, deneyim noktaları istiyor. Kendi deneyimini kendi yaratmak istiyor. Ancak bu konuda da ne yazık ki başarılı bir çalışmamız henüz yok. Biz ülkemizi sadece iyi fotoğraflarla ve güzel yazılarla tanıtıyoruz. Daha ötesine geçebilmiş değiliz. Deneyim ve hisler üzerine odaklanan seyahat programları, teknolojik deneyim merkezleri, ülkemizi ziyaret eden turistlerin kişiselleştirilmiş seyahat programları oluşturabildikleri mobil uygulamalar… Bu konu altında sıralanabilecek birden fazla örnek var. Şu anda bunların hayata geçirildiği bir Türkiye’yi konuşuyor olsaydık sizce de daha güzel olmaz mıydı?

Otel işletmelerine gelince… Asıl kanayan yaralarımızdan biri de elbette oteller. Zincir otellerden söz etmiyorum. Çünkü zincirler öyle ya da böyle, bir şekilde dönüşüyor, yeni neslin ihtiyaçlarını karşılayan uygulamaları içselleştiriyor. Ana problem ağırlıklı olarak patron otellerinde yaşanıyor. Çünkü bu tip işletmelerde – bu konuya yalnızca otelciliği örnek vermek yanlış bir yaklaşım olur, ne yazık ki tüm sektörlerde böyle- kararlar maksimum gelir, minimum gider mantığına dayandırılıyor. Günün sonunda dikkate alınan tek ama tek kriter oda doluluğu oluyor. Halbuki bu otellerimiz de “markalaşma” stratejisini satış stratejisiyle dengelemiş olsa repeat guest diye nitelendirdiğimiz sadık ziyaretçilerin sayısında da artış yaşanacak. Bu da sürdürülebilir başarıyı beraberinde getirecek. Tabi ki bunu mümkün kılabilmek trendleri takip edip gelecek neslin ihtiyaçlarına doğru cevapları verebilmeyi gerektiriyor. İnanması çok güç ama dijital pazarlamayı günümüz dünyasında hala “masraf” olarak nitelendiren işletmeciler var. Çok yazık! Sosyal medyanın tek bir noktadan tüm dünyayı etkileme gücünü hiç mi dikkate almazsınız? Üzücü, çok üzücü! Bu senaryoların önüne geçebilmek ve yeni neslin favori destinasyonlarından biri olabilmek adına acil önlemler alınması gerekiyor. Aksi takdirde ülkemizi, hasretini çektiğimiz “50 -75 yaş arası, Avrupalı, emekli turistler”den başka hiçbir kafile ziyaret etmeyecek.

Yapabileceklerimiz yaptıklarımızdan her zaman daha fazlası… Tüm olumsuzluklara rağmen ülke turizminin gelişmesi için çalışan genç bir iletişimci olarak umutsuz değilim. Umuyorum ki yok olmadan önce dönüşmeye ve değişmeye başlarız… Çünkü dünya değişiyor, değişimi bizim de kucaklayabildiğimiz daha parlak yarınlara…

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
Yılmaz demırkıran
26 Aralık 2019, Perşembe 04:05
Tebrikler cok guzel degınmışsinşz. Ulasım ve turist leri soyan club lerde sıkıntı. Dijital devrim sart truzim de
Cengiz Kellekci
21 Aralık 2019, Cumartesi 12:17
Son zamanlarda okudugum en guzel yazı diyebilirim.Tabiri yerindeyse Yagmur hanım resmen sektor adına Ultrason cekmis rontgen degil.Anlayanlar var olacak anlamayanlarsa yok olacaklar.Ortası yok .
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha