Sektör olarak algıyı yönetebiliyor muyuz?

Hamit Kuk
Hamit KukTÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi
12 Ekim 2020, 13:03

Daha düne kadar klasik iletişim kanallarıyla toplumların davranışları, eğilimleri ve düşünceleri kontrol edilmeye çalışıldığını hepimiz biliriz. Bugün gelinen noktada klasik iletişim kanallarının yerini dijital dünyanın yeni trendi olan sosyal medyaya bırakmış gözüküyor.

2011 yılında başlayan Arap baharı gösterilerinde ön plana çıkarak Mısırdaki Mübarek hükümetini deviren sürecin sahadaki aktivistlerden biri olan Fawaz Rashed’in bir röportajında “Biz gösterileri planlamak için Facebook’u, aramızda koordine olmak için Twitter’ı ve ne istediğimizi dünyaya anlatmak için Youtube’u kullanıyoruz” demişti. Bu cümle bile başlı başına sosyal medyanın sınırsız gücünü ortaya koyuyor.

Fawaz Rashed’ın sözleri, sivil toplum kuruluşlarının, şirketlerin, siyasi partilerin ve hükümetlerin sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Bu sözler aynı zamanda sosyal medya kanallarında etkileşime girerek ortak hareket etme refleksi kazanan ve aslında hiçbir gruba bağlı olmayan sade vatandaşlar tarafından da etkili bir biçimde kullanıldığının tipik bir örneğidir...

Genelde sivil inisiyatif olarak ortaya çıkan bu tür hareketler toplum hayatının çeşitli güçlük ve problemleri karşısında kamuoyu oluşturarak hedefledikleri kurum ve kuruluşlara sosyal medya üzerinden mesaj vermeyi yeğliyor. Son on yıl içinde hayatımıza giren sosyal medya olgusu, bu tür eylemler için çok uygun bir ortam oluşturması açısından dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de sürekli tecrübe ediliyor.

Bir kişinin ya da bir topluluğun karşısında konuşmak fikirlerini rahat bir şekilde ifade etmek gerçekten çok zordur. Sosyal medya ortamının yaratmış olduğu geniş etkileşim sayesindeki rahat iletişim imkânı, bireyi içinde yasadığı toplum ve devletle olan ilişkilerinde sıradan olmaktan çıkarıp adeta kahraman hissi vererek aktif bir konuma yükseltmektedir. Böylece kişinin kendisiyle baş başa olduğu bir ortamda beyninin derinliklerindeki fikirlerini ortaya çıkarma, yaratıcı ve aykırı düşünebilme yeteneğini ortaya koyma açısından oldukça verimli bir ortam sağlıyor. Kısaca, sosyal medya dediğimiz şey, iletişimi çok boyutlu, interaktif ve karşılıklı bir etkileşim sürecine dönüştürüyor.

Sektör olarak turizmdeki algıyı yönetebiliyor muyuz?

Ülkenin cari açığının yüzde 90’ından fazlasını tek başına karşılayabilen bir sektör olan turizm sektörünün kendi gücünün farkına varabilmiş midir? Bugün turizm sektöründe çalışanların hemen hepsinin sıradan halka göre daha geniş bir perspektifle dünya ile iletişim halinde olduğunu ya da olması gerektiğini biliyoruz. Tüm dünyada algıyı yönetmekteki esas gücün sosyal medyanın farkında olan ama aynı zamanda bu gücü kullanmaktan çekimser ve tembel davrananında yine turizm sektörünün olduğunu görüyoruz.

O kadar çekimser ve tembel bir sektör ki, korona virüs sürecinde hem dünyada ve hem de Türkiye’de turizm pazarının %80 daraldığı bir dönemde bile sesini duyuramayan bir sektörden bahsediyoruz. Stratejik bir sektör olarak gözüken turizm, yıldan yıla değişmekle birlikte ortalama bir gözle baktığımızda cari açığının neredeyse tamamını karşılarken böyle bir sektör için oluşturulan turizm politikalarında yüzde 10 bile etkisi olamıyor. Asıl mesele budur.

Hemen her kesim tarafından ne kadar değerli olduğuna dair hakkı verilmesine rağmen turizm sektörüne yönelik politikalarda sektör etkisinin yeterli düzeyde olmamasını nedenlerine bakmak gerekiyor. Gözüken o ki, turizm sektörü olarak dünya ile rekabet etmede ne kadar başarılıysak turizm politikalarını sektör lehine geliştirme de de o kadar başarısızız.

Buradaki başarısızlığın sebeplerinden birinin sektör sivil toplum kuruluşlarına yükleyebiliriz. Ancak sorun sadece sivil toplum kuruluşlarında mı? Yani ev sahibinin hiç mi suçu yok?

Türkiye’deki siyasal, sosyal ve kültürel iklimde sivil toplum kuruluşlarının yapabileceklerinin ne kadar sınırlı olduğu bilinirken yukarıda paragraflar dolusu bir şekilde sosyal medyanın gücünden boşuna mı bahsediyoruz? Her ne şekilde olursa olsun belli ki sivil toplum kuruluşları kendi üyelerinden yeterli desteği alamadığı için belki de bu algıyı iyi yönetemiyor.

Yazının başında örneğini verdiğim Fawaz Rashed gibi sosyal medyanın gücüyle hükümetleri devirin demiyoruz tabii ki. Ama sektörün sorunlarıyla ilgili olarak bir araya gelip sorunlarını anlatmak adına farkındalık yaratmak yani güncel deyişle algı oluşturmak o kadar önemli ki!

Nasıl artık bilginin üretilip paylaşılması medya kartellerinin kontrolünden çıktıysa derdinizi anlatmak için ille de sokaklara çıkıp bağırıp çağırmak, bildiri dağıtmak ve eylem yapmanın da modası geçmiştir. Artık sosyal medya gibi daha etkin bir yol var. Bu yolu deneyerek hükümetlerin olaya bakış açısını, anlayışlarını hatta sektörü yönetme politikalarını değiştirebilirsiniz.

Sosyal medyanın gücünü kullanmayı artık öğrenmeliyiz!

Son yıllarda hızla gelişen teknolojiden turizm sektörü de nasibini aldı. Klasik turizm çalışma yöntemi hızla değişiyor ve dijital çalışma yöntemleriyle birlikte eski turizm ve turizmci anlayışı yerini yavaş yavaş yeni dijital turizmcilere bırakıyor.

İşin erbabı olan yılların deneyimli turizmcisi işini daha yeni dijital ortama taşıma planları yapadursun günlük hayatta elindeki mobil cihazlarla teknolojinin nimetlerinden faydalanırken, işini bu mobil dünyasına adapte etme konusunda oldukça yavaş davranıyor. Hal böyle olunca da turizm geçmişi olmayan birçok girişimcinin bu sektöre girdiğini ve rekabet etme konusunda klasik yöntemle dijital dünya arasına sıkışanlara nazaran hayli mesafe aldıklarını görüyoruz.

Birçok turizm işletmesinin bırakın doğru dürüst bir web sayfasının olmasını daha kurumsal bir mail adresi yoktur. Durum böyleyken o kişinin ne kendine ait ne de şirketine ait bir sosyal medya hesaplarının olmasını beklemek saflık olur. Sosyal medya hesabı olanlarda günlük hayatın olağan akışı içinde sıradan paylaşımları beğenmekten ve paylaşmaktan öteye gidemiyor.

Turizm sektörü paydaşlarının büyük bir çoğunluğu, sosyal medyadaki sıradan şeyleri paylaşıp beğenilerini yapa dururken sosyal medyanın yarattığı derin etkiyi fark etmiş kişiler sizin sıradan beğenilerinizden daha yaratıcı işlere imza atıyorlar ve kendi istedikleri şekilde algıyı değiştiriyorlar. Toplumsal algıyı istedikleri şekilde değiştirmek için başta siyasi partiler ve hükümetler olmak üzere birçok kurum ve kuruluş sosyal medya kanallarına ciddi yatırımlar yapıyor ve o mecrada oluşturduğu kullanıcı kitlesi ile istedikleri şekilde yönlendirme yapıyorlar.

TÜRSAB üyelerinin sosyal medya ile imtihanı

Bırakın turizm sektörünü ya da diğer sivil toplum kuruluşlarını, bugün TÜRSAB’ın on binin üzerinde üyesi var. Bu üyelerin yanında çalışan binlerce insan var. Her bir üye işyerindeki çalışanlarıyla beraber oluşturacağı sosyal medya kullanıcı gücünü hayal bile edemiyorum. El alem 300-500 kişilik sosyal medya ordusuyla ülkedeki algıyı istedikleri gibi yönetirken bizim TÜRSAB’ın 10 bin üyesinin yüzde 30’u bile bu işi görev edinse birçok şeyi değiştirecek kudrete sahip olacaktır. Ama maalesef o kudret, o anlayış ve bilinç henüz çok uzak gözüküyor.

Örneğin başkanımız Firuz Bağlıkaya’ geçen Eylül ayı içinde çok önemli bir çıkış yaparak televizyon kanallarına demeçler verdi. Söylediği şeyler o kadar doğruydu ki, kendisi de hepimiz gibi bir acentacı ve aynı sorunları yaşıyor. Dolayısıyla acentalarımızın sorunlarını ondan daha iyi bilen olur mu? Haliyle ekranlara çıkıp mevcut durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor ve hükümete çağrıda bulunarak acentalarımız için destek istiyordu. Bu çıkışla beraber üyelerin bu demeçleri destekleyecek şekilde bir toplumsal algı oluşturması gerekiyordu.

Peki öyle mi oldu? Tabii ki hayır! TÜRSAB web sayfasında da yayınlanan bu haberleri TÜRSAB’ın sosyal medya hesaplarına girerek tek tek inceledim. Bahsi geçen haberler facebook’ta 384 beğeni, 32 yorum ve 137 paylaşımla bu yıl ki TÜRSAB paylaşımları arasında tarihin paylaşım rekorunu kırmış(!) Aynı haber, twitter hesabından 39 beğeni, 25 paylaşım ve 1 yorum almışken, instagram sayfasında 3 adet beğeni almış ve sadece 2 yorum yapılmış.

Bu örnekteki sosyal medya etkileşimlerine baktığımızda ne kadar eksik olduğumuzu göreceksiniz. Yani bir kurumun başkanı çıkıp üyesinin mağduriyeti için sesini duyurmaya çalıştığı sırada, üyenin oturup çekirdek çıtlatmaktan başka bir şey yapmıyorsa bu algıyı nasıl değiştireceksiniz? Değiştiremezsiniz!

Bu kadar büyük bir kitleye sahip bir kurumun başkanı, üyelerinin derdi için hükümete çağrı yaparken o üyelerden sadece çok küçük bir kesimi yerine on bin üyenin binlerce çalışanıyla birlikte sosyal medyada etkileşime girip beğeni ve paylaşımlarla trend topik yaparsa bakın bakalım hükümet size kayıtsız kalabilecek mi?

Diyeceksiniz ki bu teknolojik gelişmeler yaşanırken TÜRSAB’ı yönetenler neredeydi? Bugüne kadar niye üyesini bu konularda bilinçlendirip yönlendirmedi?

Hemen söyleyeyim? Bu süreç öyle bir süreç ki bugün başlamadı yaklaşık on yıl önce başladı. Bu teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam edip android, ios gibi ürünler sayesinde dijital mecra kendi içinde seviye atlarken, hepimiz 1994 üretimi Ericsson 688 model telefon kullanmakla iftihar eden ve TÜRSAB’ı babadan miras kalmış bir ticarethane gibi yöneten ve kurumun milyonlarca lirasını hiç eden başkanı seçmekle meşguldük. Sonra aklımız başımıza geldi ve o başkanı değiştirdik ama 18 yılda birikmiş o kadar sorun vardı ki, o sorunları çözmek için sıraya sokmak bile seçtiğimiz mevcut yönetimin iki yılını aldı. Ne zaman çözmek için düğmeye başlanacaktı ki o zaman da çağın belası korona virüs ortaya çıktı. Yeni yönetimin karşısına çıkan ve sizin de çok iyi bildiği diğer sorunlardan bahsetmiyorum bile.

Kabul ediyorum, algıyı doğru yönetmek için tüm turizm sektörü sivil toplum kuruluşlarına çok önemli görevler düşüyor. Sosyal medya konusunu daha fazla ciddiye alacak birtakım adımlar atılmalıdır. Böylece hem kendini daha iyi anlatacak hem de sektör üyelerinin sorunlarını ve görüşlerini yansıtacak mecralarda olmalıdır. Bu konuda TÜRSAB’ın yeni bazı adımlar attığını biliyorum. Önümüzdeki dönemde bunun etkileri mutlaka görülecektir.

Ancak her şeye rağmen burada sektör üyelerine de çok önemli görevler düşüyor. ‘Nasıl olsa başkanı ve yönetimi seçtim artık onlar uğraşsın’ demekten vazgeçilmeliler. Üyesi olduğu sivil toplum kuruluşunu bütün dijital platformlarda takip etmeli, sürekli etkileşim içinde kalarak desteğini her koşulda sürdürmeli ve kamuoyu oluşturma konusunda katkı sağlamalıdır.

Unutulmasın ki bir sivil toplum kuruluşunun başarısı üyesinin ona sahip çıkmasıyla ve arkasında durmasıyla ortaya çıkar.

Aksi durumda istediklerimizi almanın başka türlüsü mümkün değildir.

Sağlıkla kalın,

Not: Yazının sorumluluğu yazarına aittir. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; doğacak hukuki sonuçlardan site sorumlu değildir.
Etiketler:Hamit kuk
Yorumlar
İlk yorum yapan siz olun.
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha