Newyork’tan Moskova’ya raflardaki tarhana!

Hüseyin Bölük
Hüseyin BölükExecutive Chef
07 Ocak 2019, 16:01

Daha bir kaç gün önce Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy beyefendi’nin bir TV kanalındaki programını izledim. Birçok turizmci gibi bizim de yıllardır dile getirdiğimiz ülkemizin güneş, kum, deniz turizminden ibaret olmadığı, kültür turizmi ile vasıflı turistlere yönenilmesinin zorunluluğunu kendisinden de duymamız beni ziyadesiyle memnun etti.

Kültür turizminin ayrılmaz bir parçası olan ve bizi diger milletlerden ayıran en belirgin özelliklerimizin başında gelen Gastronomi konusuna değinmek istiyorum müsaadenizle.

Türk aşçı milli takımı kaptanı olduğum 2011-13 döneminde uluslararası yarışmalar için bu dönemin öncesinde ve sonrasında çalıştığım işletmeler aracılığıyla ülkemi temsilen pek çok ülkeyi gezme imkanı buldum. Ancak Çinli, Hintli ya da İtalyan bir şef gibi kendi mutfağının ürünlerine kolaylıkla ulaşan olamadık hiçbir zaman.

Türkiye’de iken yaptığımız menüler promosyon yapacağımız ülkeye gidince hep değişmek zorunda kaldı. Sonuçta tüm ürünleri yetecek miktarda yanınıza alamıyorsunuz. Peki neden böyle oluyor? Berlin’de yürürken insan kendini İstanbul’da gibi hissediyor ancak sıra Türk marketi aramaya gelince hep Türk diye Arap marketlerine yönlendiriliyorsunuz. Tüm ürünler konserve ve bildiğimiz
lezzetinden çok uzakta. İnsan en azından bizden birilerinin olduğu yerde 'Bari bizim mutfağımızdan bir şeyler de olsun' diyor. Neden kültürümüze yeterince sahip çıkamıyor, gittiğimiz yerlere gururla taşıyamıyoruz. Bizim Çinlilerden neyimiz eksik…

Nasıl Antep’e, Urfa’ya veya Kayseri’ye gittiğinizde noodle, balsamik sirkesi, tatlı acı sos veya yosun bulabiliyorsanız artık New York, Moskova veya Bangkok’a gidince de tarhana, erişte, nar eksisi vs… görmek istiyorum bir Türk şef olarak.

Osmanlı mutfağı reçetelerini incelerseniz göreceksiniz ki tarçın, sirke, bal, gül suyu gibi malzemeler sıklıkla bir araya getirilmiş ve çorbadan, ana yemeğe pek çok şeyde kullanılmış. Neden bunların çalışmalarını yapıp karışımlarımızı oluşturmuyor ve tüm dünyaya anlatmıyoruz. Bu çok mu zor? Ülkemizin en önde gelen bal firmalarından birinin genel müdürüne " Osmanlı sıklıkla bal ile tarçın, gül suyu gibi pek çok ürünü bir arada kullanmış. Bunların bir çalışmasını yapıp bir akım başlatalım " dediğimde önce arz olması lazım demişti. Bilinmeyen ve hiç yapılmamış bir ürün için arz oluşması nasıl beklenebilir ki?

Önce kültürümüzü kendi içimizde doyasıya yaşamalıyız elbette. Ancak bunu ne kadar yapıyoruz? Bakınız! Bizim yedi bölgemiz var. Bu yedi bölgenin de kendine has mutfağı, dinlediği müziği, giydiği kıyafeti ve şivesi var. Hatta bırakın bölgeleri Antep, Hatay, Konya ve Bursa gibi mutfağının zenginliğiyle ön plana çıkan illerimiz bile var. Şüphesiz içinizde benden çok yer gezmiş olanlar
vardır. Şimdi soruyorum sizlere bu zenginliği başka bir ülkede görme şansınız oldu mu? Şahsen benim olmadı.

Bizim ülke olarak daha kahve veya çay nasıl hazırlanır, nasıl servis edilir gibi standartlarımız bile yok. Bu kadar zengin müzik kültürümüz olmasına rağmen kahvaltılarda, öğle ve akşam yemeklerinde hala farklı ülke müziklerini dinletiyoruz? Lokanta isimlerimiz, yemek isimlerimizde neden yabancı sözcükler kullanılıyor? Brezilya mutfağının, Moğol mutfağının bile bir standardı
varken neden bizim mutfağımıza bir standart belirlenmiyor?

Bizim mutfağımız, kültürümüz sadece kafile ile gelen turist gruplarını eğlendirmek için sergilenmemeli, turizmin her aşamasında olmalı. Daha lobby alanına girer girmez Türk standardını kolonya lokum ikramı ile hissettirmeliyiz. Otellerin genel alanlarında ve odalarda şık dokunuşlarla bize özgü dizaynlar yapmalıyız. Otoriteler bir araya gelip okullarda okutulacak nitelikte bir kitap yazmalıdır. Osmanlı mutfağı kitaplarını ne yazık ki ya Ermeniler ya da Rumlar yazıyor! Bunları kendi içimizde sorgulayıp harekete geçmemiz gerekiyor.

Biz şefler olarak kaçımız bulunduğumuz yörenin zenginliklerini biliyor ve bunu misafirlerimize başarılı bir şekilde sunuyoruz?
Kaç yöneticimiz maliyet odaklılığı kısmen bir kenara bırakıp şeflerin Türk mutfağını layıkıyla yapabilmeleri için onlara imkan veriyor?
Hem bunları yapmayıp hem de 'Bizim malımıza Yunanistan sahip çıkıyor, patent hakkını alıyorlar' diye dövünmeye hakkımız yok.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
Sefer Baş
16 Mayıs 2019, Perşembe 12:19
Sevgili Hüseyin; yazılarını yeni öğrendim üçünü okudum okumayada devam edeceğim. Yazındaki tespitlerin yorumların çok yerinde ve gerçekçi olmuş ve acayip akıcı. Fakat Türk mutfağıyla ilgili tespit ettiğin bu sorunla ilgili Türk aşçı milli takım kaptanlığı yapmış biri olarak ne yaptın. Önüne çıkan engelleri aşmak için azimle çalıştın mı? Saygılarımla
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha
   
>