HIKVISION

Küresel salgın ortamında turizm

Ahmet Zeki Apalı
Ahmet Zeki ApalıRehber
30 Mayıs 2020, 15:28

10 Mart 2020 günü ülkemizde ilk Covid-19 vakası tespit edildi. 19 Mart’ta müze ve ören yerlerine ziyaretlerin yasaklanması ile turizm alanında başlayan tedbirler silsilesi, tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de gündem oldu; halen de olmakta.

Küresel salgın ya da yaygın kullanımı ile pandemi dediğimiz hastalıkla mücadele, Sağlık Bakanlığı öncülüğünde oluşturulan Bilim Kurulu ve önerileri doğrultusunda devam ediyor. Siyaseten sorumlu yöneticilerin kararları ya da tercihleri doğrultusunda, tedbirler ilan edilip kamuoyu ile paylaşılırken, kamuoyuna açıklanan kısmın ne kadarının Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri olduğunu bilemiyoruz.

En uzunu kesintisiz 4 gün süren ama genelde hafta sonları 2’şer günlük karantinalar hariç günlerde, maskelerle 20-65 yaş arası vatandaşların dışarı çıkma serbestliği varken, ücretli/ücretsiz maskelerin temin edilmesinde yaşanan aksaklıklar, organizasyon konusundaki becerimizi ya da beceriksizliğimizi sorgulamamıza sebep olmuştur. Şimdi gelelim asıl konumuz turizme…

Turizm, başta içinde insan olmak üzere hayata dair ne varsa bulunduran çok yönlü bir organizasyonlar bütünüdür. Türkiye yıllardır sektör paydaşlarının bilinçli ve ortak hedeflerini gözeterek uyum içinde hareket etmesiyle başarıyı yakalamıştır. Ancak, salgın sürecinde resmi verilere göre %99’un üzerinde kaybın görüldüğü dış turizm ile seyahat sınırlamaları ve diğer tedbirler sonucu sıfıra inen iç turizm, sadece belirli paydaşları değil tüm turizm sektörü bileşenlerini derinden vurmuştur.

Turizmde hızlı toparlanma mümkündür. Bunun için turistlere güven veren icraat ve politikalar üretilmelidir. Aylardır bütün dünyada her gün televizyonlardan, hastalanan ve ölen insanların sayılarının verilmesi, yaşam şartlarının büyük oranda kısıtlanması nedeniyle morali bozulan insanlar tedirgin. Kısıtlamaların gevşetilmesiyle bu tedirginlik kolayca ortadan kalkmayacak gibi anlaşılıyor. Buna ilaveten ekonomide yaşanan daralmalar gezginlerin büyük kısmının ellerindeki parayı tatile gitme yerine hiç seyahat riski almadan onları evinde oturmaya ya da beklemeye itebilir.

Alınacak tedbirler, tedbirlerin uygulanması ve güven verilmesi noktasında yükün ağır kısmı kamu idaresinin omuzlarındadır.

Salgın sonrası için alınan tedbirleri takip edelim. Bunlardan en göze çarpanı kamu idaresinin diliyle “sertifikalı dönem” projesi. Yukarıda yazdığım organizasyon beceri ya da becerisizliği örneği ile güven verememe noktalarından yola çıkarak bunun uluslararası sahada pek ciddiye alınacağını sanmıyorum. Değersizdir demiyorum sadece sektör bileşenleri için “bir şeyler yapılıyor, boş durmuyoruz” mesajı vereceğini düşünüyorum. Yani sektörün ayakta kalması ve kurtuluşu için bu çalışmaların yetersiz olduğunu dile getiriyorum. Oysa ki,

-Sektörün bütün paydaşlarının içinde bulunacağı ve eşit söz hakkına sahip olacağı bir yapı oluşturulmalı (Turizm İstişare Kurulu daha etkin hale getirilebilir); kayıplar hesaplanırken hareketliliğin başlamasıyla kısa, orta ve uzun vadeli programlar çalışılmalıdır.

-Turizm sektöründe çalıştığını, faaliyet gösterdiğini belgeleyen meslek mensubu veya işletmelere belirlenecek ölçütlere göre öncelikle nakit desteği, bu olmuyorsa uygun koşul ve miktarlarda kredi verilerek süreçte hayatta kalmaları sağlanmalıdır.

-Turizm profesyonellerinin ulusal ve uluslararası gündemi kamudan daha hızlı takip ettiği ortada iken kendi çalışanlarını eğitmeleri ve sonrasına hazırlamaları için destek verilmelidir. Bu, eğer illa sertifikalandırma şeklinde olacaksa organizasyon profesyonellere bırakılmalıdır.

-Yabancı turist girişinin biraz daha vakit alacağı, uluslararası alanda kamuoyuyla paylaşılan tedbirlerden anlaşılıyor. Bu durumda iç turizmin hareketlendirilmesi, sektörün ayakta kalabilmesi açısından hayati önemdedir. Yaşanan ekonomik daralmada tedirginliği olan yerli gezginler, seyahate çıkmaları konusunda cesaretlendirilmelidir. Hatta kamuda veya özel sektörde çalışanlara özel kampanyalarla teşvikler düzenlenmelidir.

Turizm sektörünün canlanması, istihdam imkânları*, sosyal barışa, huzura katkısı açısından ve en önemlisi herhangi bir ithalata dayalı olmaksızın doğrudan döviz girişi sağlaması bakımından ekonominin ve doğal olarak ülkenin olmazsa olmazıdır. İçinde bulunduğumuz şartlar bu önemi katlayarak arttırmaktadır.

Son söz olarak, ihtiyaç anında kamunun motivasyon ya da maddi destek zemini hazırlaması, turizmi turizm profesyonellerinin yönetimine** bırakması en doğru adım olacaktır.

Sağlıcakla kalınız…

* Diğer sektör veya yatırım alanlarına göre daha düşük birim yatırım maliyeti ile daha çok istihdam sağlar.

**İlgili Bakanın sektörden olması, turizmin sektör profesyonelleri tarafından yönetildiği anlamına gelmemektedir; en azından uygulamaların gösterdiği bu yöndedir.

Not: Yazının sorumluluğu yazarına aittir. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; doğacak hukuki sonuçlardan site sorumlu değildir.
Yorumlar
Haydar dursun
01 Haziran 2020, Pazartesi 11:51
Başkan merhaba alttaki paragraf sizin yazdıklarınız.. Turizm profesyonellerinin ulusal ve uluslararası gündemi kamudan daha hızlı takip ettiği ortada iken kendi çalışanlarını eğitmeleri ve sonrasına hazırlamaları için destek verilmelidir. Bu, eğer illa sertifikalandırma şeklinde olacaksa organizasyon profesyonellere bırakılmalıdır. En çok merak ettiğim şu organizasyonu bırakılacak profosyoneller derken kimleri kast ettiğiniz. Şu anda Dünyanın en organize bir şekilde hanut yapan acentelrimi veya onların tetikçiliğni yapan rehberlerimi veya centercilermi kim bu profosyoneller. 1 kişi gösterin bu yazdıklarıma bulaşmamış siz ve ben dahil bir kişi gösterin. uyduruk sahte sorunları sanalda çözmek kolay sizin profosyenlliğinzden zerre kadar şüphem yok. Sizden ricam ya gerçekleri yazın yada susun.. sizin başkanlığını yaptığınız turebte kaç rehberiniz var siz kaç acenta ile çalıştınız rehber ve yönetici olarak Kirliliği artık görmez olduk. hangi rehber taban yevmiyeye razı hangi acenta temiz?
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha