Hükümet politikalarının turizme etkisi

Hamit Kuk
Hamit KukPasso Tour
20 Nisan 2017, 15:24

Türkiye’ye turist gönderen yerli ve yabancı turizmcilerin tüm planlarını ertelediği ve çıkardığı krizler nedeniyle turizm sektörü olarak oldukça yüklü bedeller ödediğimiz referandum seçimi haftasını nihayet tamamladık. Ne tesadüf ki, geçen haftanın başka bir özelliği daha vardı. O da ülkemizde her yıl 15-22 Nisan tarihleri arasında kutlanan Turizm haftasının başlamış olmasıydı. Hem yeni turizm sezonunun ve hem de referandum sonuçlarının ülkemize ve milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temennisiyle bugün sizlere hükümet politikalarının turizm sektöründeki etkilerinden bahsetmek istiyorum.

Hükümetlerin belirlediği ekonomik politikaların yanında uyguladığı iç ve dış politikalar o ülkenin iş piyasasına direkt etki ettiği su götürmez bir gerçektir. Tercih edilen politikalar sonrasında başta turizm sektörü olmak üzere ihracat yapan tüm iş kollarının önü ya açılmıştır ya da tam tersine tıkanmıştır. Aşağıda vereceğim örneklerde bunu çok net bir şekilde göreceğiz.

1983 yılında kurulan Anavatan Partisi hükümetinin başlattığı ve belki de Türkiye’de ilk defa gündeme gelen turizm hamlesi ile turizmin gelişmesinde hükümet icraatlarının ne kadar önemli etkisinin olduğuna ilk defa şahit olduk. O tarihten itibaren Türk turizmi her yıl katlanarak büyümüş ve sürekli gelişme göstererek bugünkü konumuna ulaşmıştır.

Aynı şekilde 2002 yılında iktidara gelen Ak Parti hükümetinin başlattığı başarılı iç ve dış politikalarla Avrupa ile ve diğer ülkelerle oluşan pozitif iş birliği süreciyle yine turizm sektörümüz şaha kalkmış ve arada ki İsrail krizine rağmen 2015 yılına kadar süren ve tarihi rekorlar kırdığımız çok başarılı bir sürece girmiştir.

Son dönemde sektör olarak yaşadığımız krizlerde aynen bu etkiyi görmekteyiz. Bugün yaşadığımız krizde her ne kadar ümidimizi kaybetmesek de bu sefer işlerin daha zor olacağını biliyoruz. Sektörde kiminle konuşursak konuşalım herkesin söylediği şu; “Biz daha öncede krizlerle birçok kez karşı karşıya geldik ve her seferinde baş ederek atlattık. Hatta hemen hepsinden büyük deneyimler kazanıp güçlenerek çıktık. Ancak bu sefer farklı...”

Peki turizmciye “bu sefer farklı” dedirten şey neydi?

Turizm sektörü olarak bugüne kadar yaşadığımız krizlerin birçoğu bulunduğumuz coğrafyanın dinamikleriyle ortaya çıkan ve çoğunlukla bizimle direkt bağı olmayan krizlerdi. Sektörün yüzleştiği ilk kriz, 1991 de ABD’nin Irak’a müdahale etmesiyle başlayan körfez savaşının yarattığı krizdi. Akabinde her iki-üç yılda bir olmak üzere 30 yıllık turizm geçmişimizde küçük-büyük bir sürü krizle karşı karşıya kaldık. Yukarıda da söylediğim üzere bu krizlerin en temel özelliği çoğu sınırlarımız dışında yaşanan savaş, terör ve onlardan mağdur olan insanlar ve doğal afetlerin getirdiği sonuçlardı. Yani tamamen insani değerleri ön plana alması bakımından özellikler taşıyan krizler olmasıydı.

Ancak bugün yaşadığımız krizde ülke olarak bir tarafız ve her yönüyle ön planda olduğumuz tamamen “siyasi” olarak nitelenen bir krizlerle baş başayız. Burada işin telafi edilmesi en zor tarafı ise ülkemiz için çok önemli turizm pazarı olan ülkelerle bir kriz yaşıyor olmamızdır.

Turizm sektörü olarak yaşadığımız ve siyasi olarak nitelendireceğimiz ilk ciddi kriz 2009 yılında “One Minute” adıyla anılan ve yine bizim için önemli bir pazar olan İsrail ile başladı. Hemen akabinde yine aynı ülkeyle “Mavi Marmara” olayı ile en üst noktaya tırmandı. İki ülke arasında yaşanan krizin turizm açısından maliyeti ülkemiz için inanılmaz sonuçlara ulaştı. Kriz öncesi 2008 yılında ülkemizi ziyaret eden İsrailli turist sayısı 558 bin iken krizle birlikte 2009 yılında 311 binlere gerilerek yüzde 44 oranında daraldı. Bu daralma “Mavi Marmara” krizi ile devam ederek 2010 yılında 93 bine, 2011 yılında ise 81 bine kadar gerileyerek adeta dibe vurdu.

Her iki ülke hükümetinin sağduyusu ile siyasi ve ticari ilişkiler tekrar gelişmeye başladı ve turizm rakamları 2012 yılı sonunda yükselerek 87 binlere ulaştı. 2013 yılında 129 bin rakamını gören sektör 2014-15 yıllarıyla beraber ciddi ivmeler kazandı ve önce 172 bine sonrada 205 bine ulaştı. Son olarak 2016 yılında ise bu rakam 240 binlere kadar çıkmayı başardı.

2015 yılı Kasım ayında Rusya ile başlayan uçak krizi de aynı İsrail ile olduğu gibi dibe vurarak ciddi kayıplara ulaştı. 2014 yılında dört milyona kadar çıkmayı başaran Rusya pazarı kriz sonrasında 2016 yılı sonunda 866 bine kadar geriledi. Geçen yıl sonunda Rusya ile ilişkiler normale döndü derken 2017 yılı başında önce Almanya ile ardından da Hollanda ile yaşanan siyasi krizlerle tekrar yüzleşmek zorunda kaldık.

Bütün bu krizler yaşanırken bir başka gerçekte ana pazar dediğimiz Rusya ve Avrupa’nın dışında kalan ve yan pazar diye tabir ettiğimiz diğer pazarları da kaybetmeye başladık. Yaşanan krizler adeta domino taşı etkisi yaratarak başta Baltık ve balkan ülkeleri olmak üzere diğer birçok pazarlardan gelen turist sayılarında da ciddi azalmalar yaşanmış ve hatta bazı pazarlar adeta dibe vurmuştur.

Sadece 2016 yılı turizm verilerine baktığımızda hem yolcu sayısı bakımından ve hem de turizm gelirleri bakımından ciddi kayıplar yaşadığımız görülmektedir. Yaşanan bunca kayıplar sonunda en dikkat çeken sonuç 12 yıl öncesine yani 2004 yılındaki turistik verilere kadar gerileyerek turizm sektöründe adeta dip yaptık. Bu yıl Almanya ve Hollanda’yla yaşanan son krizle beraber sezon sonunda nasıl bir istatistiki verilerle karşılaşacağız hep beraber göreceğiz. Ancak ilk dört aylık verilere baktığımızda hiçte iç açıcı tabloların bizi beklediğini söyleyemeyiz.

Turizm sektörü olarak asıl korkulan son 30 yılda dişimizle, tırnağımızla, çalışarak ve didinerek elde ettiğimiz gelişmenin bir çırpıda yerle bir olma gerçeğidir. Yukarıdaki İsrail pazarında yaşanan kriz örneği de bunu göstermektedir. İsrail pazarında kriz öncesi 558 bin kişi civarında olan turist sayısı iki ülke arasındaki ilişkilerin normale dönmesine rağmen ve 2016 yılı itibariyle aradan geçen altı yıla 2008 yılsonu rakamlarının yarısına bile gelememiş ve ancak 240 bin rakamlarına ulaşabilmiştir.

Rusya ve Avrupa krizlerinin sonuçlarını yukarıdaki İsrail krizinin yarattığı kayıpların telafisinin uzun yıllar sonra bile yakalanamadığı örneğinden yola çıkarak değerlendirdiğimizde turizm sektörü olarak hesaplanamayacak kadar ciddi maddi-manevi kayıplar yaşadığımızı ve bir süre daha yaşamaya devam edeceğimizi söyleyebiliriz. Ne yazık ki tekrar eski güzel günlere dönmemiz de oldukça uzun zaman alacaktır. En iyi ihtimalle her şey bu yıl içinde normale dönse bile 2023 yılına kadar sürekli patinaj yapacağımız aşikardır. Bu bağlamda hükümet olarak 2007 yılında ortaya konan 2023 turizm hedeflerini yakalamak bir tarafa bu süre zarfında en iyi yılımız diyebileceğimiz 2015 yılına ait verileri bile yakalamamız şüphelidir.

Hal böyleyken ve her şey apaçık ortadayken yarından tezi yok hükümetimiz iç ve dış politikalarını tekrar sorgulamalı ve yanlışlardan dönmelidir. Ayrıca hükümetin turizm politikalarını da en kısa sürede tekrar gözden geçirmesi en büyük temennimiz olacaktır.

Sonuç olarak biz turizmcilere düşen görevlerde vardır. Hiç kuşku yok ki ülkesini seven birer yurttaş olarak diğer ülkelerle yaşadığımız siyasi krizlerde tabii ki hükümetimizle beraber ülkemizden yana tavır alacağız. Ancak, bedelini ödemiş turizmciler olarak, Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadede bu krizlerden ne gibi kazançlar sağladığını da sorgulamak zorundayız. En büyük dileğim bugüne kadar yaşanan krizlerde her ne kadar turizm sektörü olarak kaybetmiş olsak da başka alanlarda ülke olarak birtakım şeyler kazanmış olmamızdır.

Kısaca, Türkiye olarak, siyasal, sosyal, ekonomik vesaire her ne varsa, kazandıklarımıza değiyorsa ne ala! Eğer yaşananlar kısır ve basit çıkarlar için yapılmışsa yazık olmuş güzel vatanıma!

Bunu zaman içinde hep birlikte göreceğiz.

Not: Yazının sorumluluğu yazarına aittir. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; doğacak hukuki sonuçlardan site sorumlu değildir.
Etiketler:Hamit Kuk
Yorumlar
İlk yorum yapan siz olun.
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha