Her meslek grubundan bireylerin yapması gereken bir erdem: Öz eleştiri!

Hüseyin Bölük
Hüseyin BölükYiyecek İçecek Direktörü
19 Şubat 2020, 22:31

Ülke olarak, millet olarak, birer turizmci olarak, birey olarak; hiç böylesine ihtiyacımız olmamıştı öz eleştiri yapmaya! Birbirimize çamur atmadan, başımızı ellerimizin arasına alıp iyice düşünelim. Gelin hep beraber biz Türk yöneticilerin SWOT analizimizi yapalım. Mercek altına alalım; önce kendimizi, sonra temsil ettiğimiz meslek grubunu ve ülke turizmine sağlayabileceğimiz olumlu katkıları, aslında engel olabileceğimiz olumsuz yıpranmaları…

Örneklemelerde müsaadenizle mesleğim olan şeflik üzerinden gideceğim, her meslek grubundan ve her kademeden yöneticilerimiz kendilerine uyarlaması ümidiyle…

Otuz senedir aktif olarak turizm sektörünün içindeyim ve 10 yıldır da departman amiri konumundayım. Meslek hayatımda Afrika’dan Avrupa’ya, Uzakdoğu’dan, Orta Asya’ya on yedi ülke gezdim ve o ülkelerin şeflerini, yöneticilerini gözlemleme şansı buldum. Kendimizle onları kıyaslama imkânım oldu. Tüm bunların ışığında bu yazımda biz Türk yöneticilerin SWOT analizi üzerinde durmak istedim. Yani güçlü, zayıf yönlerimizi, fırsatlarımızı, tehditlerimizi mercek altına almak, dibine kadar özeleştiri yapmak istiyorum müsaadenizle. Elbette pek çok yöneticimizden olumsuz tepkiler alacağım, ancak içimizden hiç olmazsa birkaçımız bu yazımı yapıcı olarak değerlendirir ve ben de dâhil kendimize çeki düzen vermeye başlarsak ne mutlu bana. Bu arada ‘’istisnalar kaideyi bozmaz’’ cümlesinin altını çizmek istiyorum. Diğer taraftan aynı analizi siyasetçilerden, mülki amirlere; patronlardan, her kesimden işçilere kadar tüm meslek gruplarının yapmasını tavsiye ediyorum. Yapalım ki zayıf yönlerimizi, güçlü yönlerimizi, fırsatlarımızı ve tehditlerimizi görelim. Yapalım ki negatif yanlarımız pozitife dönsün.

Kuvvetli Yönlerimiz:

Pratik zekâlıyız:Sorunlar karşısında geçici hızlı çözümler bulabiliyoruz. Yani durumu kurtarmasını iyi biliriz.

Stres altında çalışabiliyoruz:Hatta millet olarak stres altında daha verimli oluyoruz bile diyebilirim.

Her türlü olumsuz şartlara uyum sağlayabiliyoruz:Tüm imkânsızlıklara rağmen sunulan kısıtlı imkânlara çabuk adapte oluruz.

Fedakârız: İşimiz için sağlığımızdan hatta ailemizden dahi fedakârlık yapabiliriz.

Zayıf Yönlerimiz:

Yeterince araştırmıyoruz ve az okuyoruz:Kendimizi güncelleme ve geliştirme konusunda yeterince gayretli değiliz maalesef.

Eleştiriye açık değiliz: Yıkıcı olanları anlıyorum fakat yapıcı eleştirileri dahi tehdit olarak algılıyor hemen savunmaya geçiyoruz.

Paylaşımcı değiliz: Mesleğimden örnek verecek olursam; Avrupalı bir şefin yaptığı gibi menümüzü yaptıktan sonra şef arkadaşlarımızı çağırıp onlara degüstasyon menüsü yapıp kendimizi eleştirmelerini, yorumları ile menümüze değer katmalarını istemiyoruz. Aksine ürettiğimiz yeni bir şey varsa onu saklıyoruz.

Sistemimizi kurduktan sonra iş disiplinini kaybediyoruz. Rahatlık en büyük düşmanımız

Standartları korumada yeterince hassas değiliz: Zaten bir standardı yazılmamış Türk misafirperverliğinin ve mutfağının kendi belirlediğimiz standardına dahi önem vermiyor, mesai saati değişimlerinde tabaklardaki ufak tefek hataları önemsemiyoruz.

Bu da böyle gidiversin oluyor!

Durumu kurtarmak adına birçok standardı askıya alabiliyoruz!

Yabancı dilimiz çok sınırlı.Türkçenin dünya dili olmasını bekliyoruz.

Uluslararası platformda öz güvenimiz çok az: Aşçılık olimpiyatlarında somon yapacak kadar bağlıyız mutfağımıza! Menülerimizde yabancı isimler ne kadar çok olursa o kadar havalı oluru düşünecek kadar…

Bizim kültürümüzü öğrenmeye, bizi daha yakından tanımaya gelen turistleri kendi müzikleri, kendi yemekleri, kendi kültürleri ile karşılıyoruz!

Önyargılıyız: Karşımızdaki insanı çevremizdekilerden duyduklarımız kadar tanımayı, buna göre davranmayı ve hüküm vermeyi tercih ediyoruz.

Fırsatlarımız:

Gastronominin ülkemizde giderek yayılması, akademisyenlerin artması.

Uluslararası sosyal ağlar sayesinde iyice küçülen dünyada her türlü bilgiye çok daha hızlı ulaşılması.

Anadolu mutfağının zenginliğini ve yerel ürünlerimizi ön plana çıkarabiliriz. Tıpkı Gaziantep’in yaptığı, Adana ve Hatay’ın bir Gaziantep olma yolunda ilerlediği gibi.

Dünya çapındaki Türk şirketleriyle koordineli çalışabilir Türk misafirperverliğini ve mutfağını dünyaya daha etkin yayabiliriz.

Hamburger, pizza ve sushi yemek zorunda kalan dünyaya farklı alternatifler sunabiliriz.

Modern Türk mutfağına odaklanmalıyız: Klasik reçetelerin ağırlığını ve ilgi uyandırmayan basit sunumlarını kendi birikimimizle geliştirerek modernize etmeliyiz!

Tehditlerimiz:

Yeni kuşağın daha az gayret sarf ederek daha iyi yerlere gelme beklentisi.

Yeterince araştırmacı ve girişimci olmamamız.

Kendi mutfağımızı öğrenmeden yurt dışına açılmamız.

Ben odaklı çalışıp kendi PR’ımıza mutfağımızdan daha çok önem vermemiz.

AI (her şey dâhil) sistemini kabullenmenin sonucunda çok fazla maliyet odaklı çalışmamız.

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
Yusuf dursun
26 Şubat 2020, Çarşamba 02:07
Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş ağzınıza elinize sağlık.
Ömür Tufan
24 Şubat 2020, Pazartesi 06:54
Hüseyin şefim. Elinize, yüreğinize sağlık konuyu çok güzel özetlemişsiniz. Öz eleştiri daha başarılı olmak için eksileri artıya çevirmek için çok önemli. Herkesin eksilerini artıya çevirmesi dileğiyle. Kolay gelsin.
Cüneyt ATEŞ
22 Şubat 2020, Cumartesi 02:46
Sektörle içiçe olan ve akademisyenliğini yapan biri olarak öncelikle kanayan yaralarımızı dile getirebilen ender kişilerden olduğunuzu dile getirmek istiyorum. Yöresel tatlarımızın önplana çıkarılması gerekirken, neredeyse tüm Cafe ve restaurantlarda köri soslu tavuk ve et fajita gibi yemeklerin olası kendi lezzetlerimize ihanet gibi geliyor bana. Yazılarınız ve kişiliğinizle daha fazla kişiyi etkilemeniz dileğiyle.
Unal
21 Şubat 2020, Cuma 07:06
Olmasi gerektiği gibi dogrulari belirtmissin abi. Sadece iste degil, insanlarin yasantilarinda da bu sekilde dusunup ilerlemesi gerekir ki, faydali olabilinsin. Hicbir zaman herkesi memnun edemezsiniz, onemli olan dogrularin pesinden gitmek ve hem iste hem de ozel hayatında kalici olup guzel olarak hatirlanabilmek olmali gayemiz.
Yıldıray Yurdakul
21 Şubat 2020, Cuma 06:05
Hüseyin Chef ağzına ellerine sağlık. Çok doğru tespitler. Saygılar sevgiler.
Ersin saydan
20 Şubat 2020, Perşembe 11:39
Selamlar guzel insan düşünceleriniz ve bu konudaki duyarlı davranışımız için çok teşekkür ederim zaten yönetici olsun her kom olursa olsun mevkisi makamı hiç önemli değil her kimki kendini vevyaptiklarini bir öz eleştiri yapmadığı takdirde hiç bir şeye muaffak olamaz umarım bu bizim toplum olarak sorumlu olduğum kurum ve toplum adına herşeyden ders almalıyız yoksa sonumuz vahim olur saygılar sevgiler
Suat Topaloglu
20 Şubat 2020, Perşembe 11:24
Chefim, SWOT analizi 100 % basarılı. Cok iyi bir perspektif. Beraber calıstıgım EN İYİ CHEF derken yanılmadıgımı tekrar gordum bu yazından sonra. Saygılar . Suat Topaloglu
Suat Akyürek
20 Şubat 2020, Perşembe 11:16
Hüseyin şefim merhaba, yapmış olduğun değerlendirmelerde sonuna kadar haklısın. Maalesef her şeyi bilen, her konuda iddialı konuşmalar yapan bir topluma dönüşüyoruz. Ama araştırmadan, okumadan, sağdan soldan kulaktan dolma bilgilerle...Asla eleştirilmeye gelemiyoruz. Sürekli güzel şeyler duymak istiyoruz. Sürekli övülelim, yaptıklarımız desteklensin, en iyi, en doğru, en çok benim yaptığım dediğim olsun istiyoruz.. Kendi değerlerimizi ikinci plana atıyoruz... Mutfağımızdan verdiğin örnekler gibi. Ama ne demiş atalarımız “dost acı söyler” yine demiş “dolu başak eğik durur”... Eleştiriye açık, özeleştiri yapabilen, daha çok okuyan araştıran bireylerin artması temennisiyle... Saygılar, selamlar sunarım şefim.
Dilge Sümer
20 Şubat 2020, Perşembe 09:58
Öncelike çok güzel bir çalışma olmuş, emeğinize, elinize sağlık. Odak noktası olarak bakarsak: "Güç odaklı bir kültür mü bizimki? Yoksa başarı odaklı mı?" dediğimizde güç odağı daha yüksekmiş gibi geliyor. O sebeple eleştiriye kapalı ve yeni şeyler denemeyi bir tehdit olarak algılayan bir yapımız var. Ya yanlış yaparsak ya yanılırsak? Gitti karizma :) Ikinci konu da konfor alanına düşündüğümüz. Bir kişi iki şekilde motive oluyor. Ya kazanma arzusu yüksek oluyor ya da kaybetme korkusu. Kültürel olarak kaybetme korkusu bizi daha çok motive ediyor sanırım. Kaybedebilme ihtimali ortaya çıkıncaya kadar gelişme konusunda konfor alanımızı zorlamıyoruz. Güç odağı ile kaybetme korkusu birleşince de semptomlar kritik seviyeye ulaşıyor. Saygılar
Mehmet Demir
20 Şubat 2020, Perşembe 09:43
İyi bir yönetici özeleştiri yapabilmeli ve eleştirilere açık olmalı. Tespitler cok yerinde olmuş. Kiymetlu yazarımızı tebrik ediyorum.
Harun Gürbüz
20 Şubat 2020, Perşembe 09:42
Chefim öncelikle saygılar ve selamlar, Dediklerinize harfiyen katılıyorum ve şunuda eklemek istiyorum. Türk yüneticiler ve executive chefler deki, Ego tavan yapmış ülkemizde insanda ego olur ama kendini sadrazam da sanmaz ki insan. Çok teşekkürler chefim
Öner çulfaz
20 Şubat 2020, Perşembe 09:40
Gerçekten çok ama güzel bir konu üstünde durmuşşun hüseyin şefim bence artık kendimizi böyle konulara yöneltmeliyiz telratdan kalemine bileğine sağlık
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha