Gastronomi turizmi alternatif midir yoksa zorunluluk mu?

Hüseyin Bölük
Hüseyin BölükYiyecek İçecek Direktörü
25 Kasım 2019, 18:41

2014 yılında 'Her şey dahil' sistemine ve bilinçsiz tüketime tepki olarak başlattığım ve Ocak 2016'da patentini aldığım ‘Yaşayan Mutfak’ akımını anlatmak için 19-21 Eylül tarihleri arasında Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi’nde gerçekleştirilen IV. Uluslararası Gastronomi Turizmi Araştırmaları Kongresindeydim. Yazıya geçmeden önce bu başarılı organizasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Şule Aydın Hanımefendiyi ve ekibini yürekten kutluyorum. Çanakkale’den bu yana ciddi ivme kazanılmış.

Elbette 140 yerine daha az bildirgenin sunulduğu, katılımcıların ve öğrencilerin daha yoğun olduğu, tüm sektör temsilcilerinin de içinde olduğu bir organizasyon olmasını isterdik ancak Sakarya’da gerçekleştirilecek olan beşinci kongreye saklıyoruz bu temennilerimizi.

Gelelim bu yazımızın konusuna…

Prof. Dr. Derman Küçükaltan beyefendinin moderatörlüğündeki açılış panelinde Günaydın Steak Houseların kurucusu Cüneyt Asan Bey’in Kapadokya neden bir Gaziantep veya Adana olmasın serzenişlerine bölgenin önde gelen otelcilerinden birinin verdiği cevap ve üstelik Cüneyt Bey’in verilen cevabı haklı bulması sonucu bu yazıyı yazmanın bir zorunluluk olduğu kanısına vardım!

Yatırımcı Gaziantep’in ve Adana’nın gastronomiden başka ön plana çıkarabilecekleri bir şeyleri olmadığını, bu yüzden buna çok iyi konsantre olup başarılı olduklarını oysa ki Kapadokya’nın; Yeraltı şehirleri, peri bacaları hatta Balon turizmi olduğunu bunca yoğunluk arasında Gastronomiye iyi konsantre olamayıp, hak ettiği değeri verememekten korktuklarını beyan ettiler!

Bu beyan benim aklıma şu önemli soruyu getirdi, sizlerle de paylaşmak istedim. Üç milyon turistin ziyaret ettiği ve bu rakamı on milyona çekmeyi hedefleyen, bölge ile ilgili yerli yabancı ziyaretçilerin çektikleri hemen hemen tüm tanıtım videolarında yemek konusunun bir problem olduğunun altı çizilen Kapadokya’da Gastronomi alternatif turizm midir yoksa zorunluluk mu?

Hızla değişen ve değiştikçe kendini tanıyamaz oluş dünya artık eski günlerini özlemektedir. Bu yüzdendir ki kültürü olanlar, geleneklerini yaşatanlar, tarihine sahip çıkanlar ayakta kalacak, buna sahip olmayanlar ise dağılacaklardır! Gastronomi de bir kültürdür. Hem de maliyet hesabı yapılmaması, reçetesinden taviz verilmemesi, en önemlisi de utanılmaması gereken bir kültürdür. Evet, maalesef biz kendi kültürümüzden utanıyor, onu yaşatmaktan hayâ ediyoruz.

Millet olarak keşke kültürümüzden hayâ etmek yerine yanlış yaptığımız başka onlarca şeyden hayâ etseydik! Bu mevzular çok derin o yüzden bununla ilgili başka bir cümle kurmadan konuya devam etmek istiyorum müsaadenizle.

Yani demem o ki gastronomi milletleri millet yapan kültürün vazgeçilmez bir unsurudur! Bu açıdan bakıldığında ekstra bir konsantrasyon gerektirmez. Çünkü bahsi geçen mevzu doğallık ve bu doğallığı olduğu gibi yansıtmaktan ibarettir. Konsantrasyon gerektiren tek şey tanıtımdır. Tüm Hristiyan dünyası tarafından bilinen Kapadokya’nın ise tanıtımında vahim boyutlarda bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum.

Kapadokya ziyaretçilerinin azımsanmayacak çoğunluğu yiyecek ve servis kalitesinden dert yanıyorsa (ki haksız değiller maalesef!) her birimizin bu konuya yoğunlaşması adeta bir vatan borcudur kanımca!

Öncelikle bu durumun en temel sebepleri olan; kalifiye çalışan sıkıntısı, maliyet odaklılık, işletmelerin daha fazla para kazanma hırsı, inkâr edilemez bir parçamız olan muhacirlerin gastronomi kültürüne hak ettiği değerin yeterince verilmemesi, yetersiz denetimler gibi konuların mercek altına alınması gerekir!

Sektör temsilcilerinden, yatırımcılardan, mülki amirlerden, akademisyenlerden, şeflerden, yiyecek içecek müdürlerinden, esnaflardan hatta gastronomi bölümü öğrenci temsilcilerinden oluşan platformda alınacak kararları hemen uygulamaya başlamalı ve kamuoyu bu konuda bilinçlendirilmelidir!

İşte o zaman üç milyonu on milyon yaparız. Asıl o zaman tadından yenmez olur güzel atlar ve periler diyarı Kapadokya!

Not: Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarlar sorumludur. www.turizmajansi.com ile bağlantı kurulamaz; site sorumlu değildir.
Yorumlar
Sadiye Söylemez
27 Kasım 2019, Çarşamba 05:24
Her cümlesine sonuna kadar katıldığım bu muhteşem yapıcı yöndeki turizm ve gastronomi özeleştirisi olarak okumaktan son derece mutlu oldum. Ki gastronomi kültürümüz geleceğe tavizsiz aktarmakla mükellef olduğumuz borcumuz. Ve biz bunu evlerimizde gerçekleştirilenmeye çalışırken evlerimizden tatil amaçlı gidip konakladığımız tesislerde de aynı değer kavramına aynı kalite ve özen ile görmek isteriz. Geleneksel mutfak kültürümüzün zenginlikleri varken fastfood veya başkaca zararlı işlenmiş trans yağlı veya mikrobiyataya zarar verici ve aslında besin değeri olmayan her kalitesiz gıda demek hastanelere yönlendirilmiş tatilden el çektirilmiş müşteri de demek. Dilerim bunun da farkına varılır. yöreselliğin üretimin gelenekselliğin ve tümü için permakültürün de yer aldığı mutfaktan sofraya özümüzle bir barışmalıyız artık. Ben evimde ahcı mutfağında bunu tavizsiz başarmamız mümkün.
 
  Yorum için en fazla 1000 karakter girişi yapılabilir!
captcha